eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Ayşe Levent KOLUKISA

1990 Karaman doğumludur. İlkokul, ortaokul ve lise öğrenimini Karaman' da tamamlamıştır. Selçuk Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu Eğitim Fakültesi Fen Bilgisi Öğretmenliği bölümünden mezun olmuştur. İlk görev yeri Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde Şekerli köyü Şekerli ortaokuludur. Karaman'da muhtelif okullarda öğretmen ve idareci olarak görev yapmıştır. Karaman merkezde görev yapmaya devam etmektedir. Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Fen Bilimleri Ve Teknolojileri Bölümünde Yüksek Lisans eğitimini tamamlamıştır. Halen doktora eğitimine devam etmektedir. Evli ve 1 çocuk annesidir.

    Öğretmenlik, Sadece Öğretmek mi?

    Yıllar önce, odamda sessizce çalışırken, kayıt için gelen bir öğrenci görmüştüm. Hafif utangaç, biraz çekingen ama içinde tarifsiz bir umut taşıyan, sarışın bir gençti. Gözleri, sanki anlatmak istediği çok şey varmış gibi derin derin bakıyordu. Onun bu bakışları, daha o anda içime işlemişti. Sevgi evlerinden geliyordu; dünyaya sımsıkı tutunmak isteyen ama bazen kimseye anlatamadığı yükleri omuzlarında taşıyan bir çocuktu. Kayıt işlemlerini tamamladık ve ona dair bilgileri aldım. İşte o gün, bizim serüvenimiz başlamış oldu. Önümüzde birlikte geçireceğimiz üç-dört yıl vardı. Her yeni gün, bana onun dünyasına dair yeni bir şey anlatıyordu. Bazen gülüyor, bazen hüzünleniyor, bazen ise kendi içinde fırtınalar yaşıyordu. Yine de o, her daim hayata umutla bakan, neşe dolu biriydi. Özlemlerini, umutlarını, hayallerini sımsıkı sarılmış bir kalple taşıyordu. Annesine duyduğu o derin özlem, sevgi evlerinde büyümenin zorluğuyla birleşince, sanki her gördüğü kadına sevgiyle bakma ihtiyacı duyuyordu. Bayan öğretmenlere ayrı bir sıcaklıkla yaklaşması bundandı; selam vermeden geçmez, hep hâl hatır sorardı. İçinde, bir yuvaya olan hasretle birlikte, sevgiye dair kocaman bir umut vardı.

    Zaman su gibi akıp geçti, ve o sarışın çocuğum büyüdü, mezun oldu. Hedefleri vardı, hayalleri vardı. Onun sevincine, onun coşkusuna, uzaktan da olsa her an ortak olmaya çalıştım. Lise yıllarında da takip ediyordum. Yolda karşılaşsak, ilk selamı o verirdi. İşte bu yüzden ona “kuzum” demeyi severdim; içimde bir annenin evladına duyduğu sevgi gibi bir sevgi vardı ona karşı.

    Bir sabah, beklenmedik bir haber aldım. “O” bir kurşuna kurban gitmişti. İnanmak istemedim, inanamadım. Hayat ona en başından beri zorluklar çıkarmıştı, ama o tüm bu zorluklara rağmen dimdik durmayı başarmış, hayatını kendi elleriyle kurmaya çalışmıştı. Onun hayalleri vardı, umutları vardı. O kadar güzeldi ki hayalleri, sanki hepsini gerçekleştirmek için yaratılmıştı. Ama bir anlık bir haber, tüm o güzellikleri alıp götürdü. Haberin yanlış olmasını diledim, ama gerçek acımasızdı. O artık hayata gözlerini kapamıştı. O sedyede uzanan, sessizce yatarken bile o bizim yakışıklıydı, bizim kuzuydu.

    O an anladım ki, öğretmenlik bir meslekten çok daha fazlası. Bu genç, kanımdan değil, canımdan değil ama benim oğlumdu. İçimde, anlatılması güç, derin bir boşluk oluştu. Bir evladını kaybetmenin, içini derin bir sızıyla kaplamasının ne demek olduğunu öğrendim. Satırlara dökemediğim, sözcüklerle anlatamadığım bu duygu, öğretmenliğin belki de en derin sırrıydı.

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.