Bir Alman tabip bir başka şehre veya ülkeye gitmek için havaalanındadır. Bir Müslüman genç karşısına çıkar ve kendisine Kur’an-ı Kerim’in Almanca mealini takdim eder. Bu talihli rastlantı ile hayatı değişir. Kibarca yapılan bu takdim üzerine Alman doktor Kur’an-ı Kerim’in Almanca mealini alır ve çantasına atar. Yapmak istediği ilk şey genci atlattıktan sonra Almanca mealden kurtulmaktır. Bunun için meali çöpe atmayı tasarlamaktadır. Bununla birlikte Müslüman gencin yanından ayrılmasından sonra meseleyi unuttuğu için bu niyetini fiile geçiremez. Uçakta iken yolculuğun uzaması üzerine elini cebine atar ve mealle karşılaşır. Karşısına Kehf Suresinin ilk ayetleri çıkar. Dikkat kesilir. Kehf Suresinde ilk dikkatini çeken şey köpeğin kolları üzerine yatış şekli ile Mağara arkadaşlarının yatış şeklindeki farklılıktır. Köpek kollarını dirsekleriyle birlikte yere yatırmıştır. Ashab-ı Kehf’in insani unsurları gibi bir o yana bir bu yana dönmemektedir. Dirsekleri üzerinde sabit durmaktadır. Bu farklılık meraklı Alman doktorun dikkatini çeker ve köpek bilimle ilgilenir. Mağara halkı veya ashabı, güneş doğduğunda sağa doğru yatıyorlar. Güneş batarken ise sola doğru meylediyorlar. Güneş onlara doğrudan temas etmiyor. Güneşin hareketiyle sağa ve sola dönmeleri ise vücutlarının havalanmasını sağlıyor ve çürümesini veya yaralanmasını engelliyor. Zira insanın tek yan üzerine yatması vücudunun yaralanmasına neden oluyor. Lakin sağa sola dönmesi ve havalanması yaralanmasını ve çürümesini (taaffün) engelliyor. Köpek için aynı durum mevzubahis değil. Köpek ise patilerini yere uzatmış vaziyette sabit olarak duruyor. Peki, o bu durumdan etkilenmiyor mu? Etkilenmiyor. Alman doktor araştırmalarıyla buna da vakıf oluyor. Köpeğin kolları ve derisi altında salgı bezlere bulunuyor ve bu bezler canlı kaldığı müddetçe yaralar açılmasını ve ardından çürümesini engelliyor.
Dolayısıyla Ashab-ı Kehf güneşle birlikte sağa sola dönerken köpek patilerini öne uzatmış bir durumda mışıl mışıl uyuyor.
İlgili ayetler mealen şöyle:
17. (Orada olsaydın) güneş doğduğunda onun; mağaralarının sağ tarafına kaydığını, batarken de onlara dokunmadan sol tarafa gittiğini görürdün. Kendileri ise mağaranın geniş bir yerinde idiler. Bu, Allah’ın mucizelerindendir. Allah, kime hidayet ederse işte o, doğru yolu bulandır. Kimi de şaşırtırsa, artık ona doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın.
18. Uykuda oldukları hâlde, sen onları uyanık sanırsın. Biz onları sağa sola çeviriyorduk. Köpekleri de mağaranın girişinde iki kolunu uzatmış (yatmakta idi.) Onları görseydin, mutlaka onlardan yüz çevirip kaçardın ve gördüklerin yüzünden için korku ile dolardı.
Kur’an ile kainat düet ve mukabele halindedir. Hazreti peygamberin Cebrail ile birlikte Kur’an-ı Kerim’i mukabele etmesi gibi kainat da Kur’an-ı Kerim ile düet halindedir. Kur’an satırlarında afak ve enfüs dairesindeki mucizelere temas eder. Bu mucizeler aslında yabancımız değildir bakıp geçtiklerimiz zümresindendir. Kur’an mucizeler kitabıdır. Gün geçtikçe i’cazı her iki boyutta da tecelli etmekte, kainat bahçesinde açılmaktadır. Mucizeleri hem dış çevrede (afak) hem de iç dairede (enfüs dairesi) yakalamaktayız. Hem vahiy edilmiş ve indirilmiş kitap hem de kainat çapında yaprakları açılmış kitap birbirini doğrulamaktadır. Bir Alman tabibin Kehf Suresinde bir mucizeyi keşfetmesi gibi.
Komşu surede yani Nahl (ayet: 70) Suresinde gezinirken bir mucizeye daha tanıklık ediyoruz.
O da şu: Yıllar önce Paris’ten akrabalarının yanına ABD’ye giden Muhammed Hamidullah Hoca çok yaşlanmıştır. Yaşlanınca insanlar adeta dökülmektedir. Bazen sakalları gibi fiziki halleri bazen de zihni melekeleri dumura uğruyor. Erzel-i ömürde unutkanlık illetine yakalanıyor. Muhammed Hamidullah Hoca da ABD’de yeğenlerinin yanına yerleştikten sonra ileri yaştan mütevellit ana dili olan Urducanın dışında bütün dilleri unutuyor. Diğer dillerin ümmisi haline geliyor. Kimileri doğru mu bilmem ama İsmet İnönü’nün ölüm döşeğinde Ermenice konuştuğunu ileri sürer. Bu da, doğru olması halinde birinci örneği teyit eder. Bu nedenle ilim adamları yaşlanma evresinde insanın ana dili dışındaki öğrendiği dilleri unutabileceğini ifade etmektedir. Hamidullah Hoca polyglot bir insandır. Dağarcığında birçok dil vardır. Lakin Amerika günlerinde ana dili dışındaki bütün dilleri unutur. Hafızasında tek dil kalmıştır. Yedeklerin tamamı akıldan veya mahfuzattan çıkmıştır.
Kur’an bu olguya şöyle temas eder: Sizi Allah yarattı, sonra da vefat ettirecektir. İçinizden, (sahip oldukları) bilgiden hiçbir şeyi bilmeyecek yaşa, ömrün en düşkün çağına kadar yaşatılanlar da vardır. Kuşkusuz Allah ilim ve kudret sahibidir. Çocukluk dönemi başlangıç ve öğrenme çağıdır. Erzeli’l ömr ise öğrendikten sonra unutma ve kaybetme dönemidir. Öğrendikten sonra, kesb-i hünerden kesilme, bildiklerini unutma dönemi. Deneyimle sabittir.
Mustafa Özcan