Şeb-i arus münasebetiyle…
Mevlana gibi ulu şahsiyetlerin birçok boyutu vardır. Eğitmen ve eğitimci olarak da en azından birkaç boyutu vardır. Sözgelimi Gazali Bağdat’taki Nizamiye Medresesinde ders verirken 400 öğrenciye hitap etmektedir. Daha sonra Şam’a manevi hicretiyle birlikte müderrisliği bırakır. Ahir ömründe Tus’a döndüğünde müderrisliğe yeniden avdet eder. Şam’daki sürgün yıllarında artık o kitle muallimidir. Tabir caizse hattı talimden sath-ı talime geçmiştir. Kitlelerin muallimi olmuştur. Mevlana da aynı yoldan geçer. Gazali İran’dan Bağdat’a gelir ve burada Nizamiye’de baş müderris olur. Mevlana ise Afganistan’dan Belh kentinden sökülür ailesiyle birlikte İran üzerinden Bağdat ve ötesine geçer. Halep ve Şam’da eğitim alır nihayetinde bir ara Kayseri’de bulunur ve ardından da Konya’ya yerleşir. Konya’da dört medresede ders verir. Bunlar arasında İplikçi ve Pamukçular medresesi de vardır. Mevlana Gazali gibi medreseden kaçmaz ama içine kapanır. Onun hicreti fiziki değil ruhidir. Medrese ile arasına berzah girer. Burada yüzlerce talebesi vardır lakin müderrislik ruhunu teskin etmemektedir. ‘Hamdım piştim yandım’ dediği olgunlaşma sürecinde Şems-i Tebrizi ile karşılaşır, tanışır ve o ruhunun ateşini yakar. Şems ruhunun kavı ve çırasıdır.
Müderrislikten şeyhliğe geçtiğinde Mevlana kitlelerin hocası haline gelir. Görünmez ‘İbret ve hikmet medresesinde’ insanın özüne hitap eder. Gönlü hikmet pınarlarının kaynağı olmuştur.
Bununla birlikte Mevlana’nın derinliğini anlamayanlar onun siyasi tutumunu sorgularlar. İşgalci Moğollara meylettiği söylenir.
O ise Moğollara değil Moğolları yaratana tapmaktadır. Bir gün Moğollar ile ilgili bir soru sorulduğunda aynen öyle söyler: Biz Moğollara değil Moğolları yaratana tapıyoruz. Böyle bir hadise İmam Nevevi’den nakledilir. Belki de anonimdir.
Bir Yahudi müneccim ve kahinle karşılaşır. Yahudi kahinler meşhurdur ve günümüzde hokkabazlık ve gizli ilimlerle uğraşmaktadır. Müneccimlik yapmaktadır. Bu özellikleriyle de hayali paralar kaldırmaktadırlar. İmam Nevevi kendisine şöyle seslenir: Sen Zuhal (Saturn) yıldızından korkarsın ben ise yaratıcısından korkarım. Sen Müşteri yıldızından umarsın ben ise Müşteri yıldızının yaratıcısından ve sahibinden umarım, beklerim. Sen yıldızlara danışarak yol alırsın ben ise istihare ile yol alırım. Müneccimler astrolojiye, yıldızların hareketlerine göre hal ve rota tayin ederler. Peygamberlerin izinden gidenler ise gökle rüya üzerinden haberleşirler. İstihare namazı kılarak göklerden haber beklerler. İstihare kalkışılacak bir işin ve atılacak bir adımın hayırlı olup olmadığına dair göklerden rüya yolu ile haber beklemektir. Gelecek habere göre de adım atmaktır.
Kur’an-ı Kerim’in haber verdiği gibi Hazreti İbrahim Nemrut ile çekişir ve restleşir: Allah’ın kendisine verdiği iktidara dayanarak rabbi hakkında İbrâhim ile tartışmaya giren kimseyi görmedin mi? İbrâhim “Rabbim hayat veren ve öldürendir” deyince o, “Hayat veren ve öldüren benim” dedi. İbrâhim “Allah güneşi doğudan getirmektedir, hadi sen de onu batıdan getir” dedi. Bunun üzerine inkârcı ne diyeceğini bilemedi.. Allah zalimler topluluğuna rehberlik etmez.
Dolayısıyla veliler veya manevi rehberler peygamberlerin izinden giderek kitle eğitmeni olurlar. Bu nedenle de ‘Kade’l muallimu en yeküne nebiyyen/Muallim kişi neredeyse peygamberlik mertebesine erdi” denilmiştir. Sonuçta onun izinden gitmekte ve mesleğini icra etmektedir.