eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Ahmet TEK

Gazi Üniversitesi Ekonomi Fakültesi mezunu. Hürriyet Gazetesi’nde mesleğe başladı. Muhabir, Yurt Haberleri Müdürlüğü ve idarecilik yaptı. Anadolu Ajansı’nda muhabir, editör, Yurt Haberler Müdürü, Genel Müdür Yardımcısı ve Haber Akademisi Koordinatörü olarak hizmet verdi. Sürekli Basın Kartı sahibi. Milli Güvenlik Akademisi, basın kuruluşlarının düzenlediği çalıştaylar ve Anadolu Ajansı’nın muhabir yetiştirme programında habercilikle ilgili dersler verdi. Uluslararası medya eğitim programlarına katıldı. Baykuş koleksiyoneri, bibliyofil ve seyahat tutkunu.

    Kitapların Efendisi

    O, ölünceye kadar her gün yedi zeytinle yaşamaya razı bir bilge.

    O, bir aydın; gerçeğin ve hayatın ışığını arayan dertli adam.

    O, karanlıklar içinde harf harf biriktirdiği körpe fidan hükmündeki kelimeleri fikir potasında şekillendirip asırlık çınarlara dönüştüren üstat.

    O, sessiz, derin ve birikimli adam 36 yıl önce, 13 Haziran’da beden olarak aramızdan ayrıldı. Mezarı Karacaahmet’tedir. Allah rahmet eylesin.

    Kitap ve kütüphane kelimelerinin karşısına, aklınıza gelen ilk ismi yazın deseler, ben Cemil Meriç’i yazarım. 

    Kitap ve kütüphane imgem, Cemil Meriç’tir. Bu düşüncemin temelini “Hepimiz aynı kütüphanenin çocuklarıyız” cümlesi atmış olabilir. Ondaki kitap okuma aşk ve şevkine hep hayranlık duydum. 

    Cemil Meriç, döneminin derin, mütevazı, sessiz bilgesi, mütefekkiriydi. Çileli bir hayat sürdü. O, kozasını örüp dünya ışığına kapanan gözlerini düşünce adlı kâinata çevirmeyi başarmıştı. Onun kendi kâinatının havası, suyu ve toprağı kitaplarıydı. Geride bıraktığı mirası da, esnek bir beynin ve çileli bir ömrün armağanı olarak 12 özgün kitap ve tercüme ettiği eserlerle, her biri onun parmak izini taşıyan kütüphanesindeki kitapları oldu.

    Hepimiz kaderimizi yaşarız. Tercih hakkını kullanabilen tek canlı olan insanoğlu ne yazık ki, iş kendi bedeni fonksiyonlarına geldiğinde seçim yapmak bir yana, acze düşer. Tercihinin sonuçlarını seçmeye gelince çaresizdir, önüne ne çıkacağını bilen bir Allah’ın kulu yoktur. 

    Cemil Meriç, “Hiçbir şey görmüyorum” dediğinde sene 1954’tü ve henüz 38 yaşındaydı. Okumaya doymayan, elinden kalem eksik olmayan adamın körlüğünden kaynaklı travma ve ızdırabı tarif mümkün mü?

    Cemil Meriç, bir gün kızı Ümit Meriç’e şöyle diyor:
“Evlâdım, Rabbim bana gözlerimi geri versin, son nefesime kadar her gün sadece yedi zeytin tanesiyle ömrümü geçirmeye razıyım.”

    Gözlerini istemesinin tek nedeni var; okumak, okumak ve kendi gözleriyle okumak. Bir başkasının okuduğuyla yetinmek zorunda kalmamak. Kitabı avuçları arasında tutup, göğsüne yaklaştırmak. Sayfalarını çevirmek, gönlünce karıştırmak, satırların altını çizmek, kenarlara notlar düşmek… Öyle bir iştiyak. Bir çift göze karşılık ölünceye kadar her gün yedi zeytin tanesine razı olmak. Gönlünde gezdirdiği, düşünü kurduğu takas arzusu bu boyutta ve böylesine net. Hayali, belki de umudunu, duasını en yakınına, biricik kızına itiraf ediyor. Paylaştığı tek kişi kızı.

    Prof. Dr. Ümit Meriç, babasının kör olduktan sonraki ruh halini şöyle anlatır: Babam kör olduktan sonra, akşamları bizi kütüphanesinden çıkarırdı; elleriyle kütüphanede bir kitabı bulur, onu çeker ve kitabı açarak, “ben neden bunları okuyamıyorum” diye hüngür hüngür ağlardı. Öyle ki ben hıçkırık seslerini duyardım.

    Prof. Dr. Ümit Meriç, Şehir ve Kültür dergisinin 100. sayısında yayımlanan yazısında diyor ki:

    “Babamdan kalma büyük bir kütüphanem var. Cemil Meriç geceleri kalkıyor böyle okşuyordu bu kitapları ve ağlıyordu. ‘Hiçbirinizi okuyamayacağım ki’ diyordu. 

    Benim gözlerim görüyor elhamdülillah. Babamın kütüphanesine kendi kütüphanemi de ekledim. Ama emin olun aynı duyguları ben de yaşıyorum ve gece kalkıp ‘Gözlerim görüyor ama hiçbirinizi okuyamayacağım!’ diyorum.”

    Ahmet Haşim, ‘Ay’ başlıklı denemesinin ilk paragrafında, “Bütün gün kırlarda, deniz kenarlarında dolaştık. Güneş, hayale müsaade etmeyecek tarzda her şeyi vazıh ve berrak gösterdiği için yalnız gözlerimizle yaşadık ve hiç eğlenmedik.” diyor.

    Ahmet Haşim’e göre, yalnız gözlerimizle yaşamak, yaşamak değil. Tahayyül yoksa, yaşamanın eğlenceli yanı yok.

    Cemil Meriç, gözlerini kaybetmeden önce de sadece gözleriyle yaşayan biri olmamış. O bir düşünce adamı. Gözü, düşüncesine açılan bir pencere. O, pencerenin ışığını istiyor. Hiç eğlence peşinde olmamış. Kitaplarla vakit geçirmeyi eğlence bilmiş. Görememek, onun hazinelerinin bir anda kül olup savrulması olmuş. Onun hazineleri kitaplar. Ne para, ne pul. Varı yoğu kitap…

    Necip Fazıl Kısakürek, Cemil Meriç’in körlüğüne hem nahif hem mistik yaklaşmış ve şu hoş cümleyi kurmuş: “Dış gözlerini Cenabı Hakk’ın, iç dünyayı daha iyi görsün diye aldığı insan.”

    Salâh Birsel, “Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu”nda Asmalımescit’in Elit Kahvesi’ni anlatırken, Cemil Meriç’i de unutmamıştır. Birsel, o keyifli anlatımının zirveye çıktığı ‘Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu’nda şunları yazmıştır:

    “Elit’e gelenlerin en kültürlüsü, en bilgilisi ise Cemil Meriç’tir. Fransızcanın elenikasını bilir, gece gündüz de okur. Bu yüzden, gözlerinin gücünü her gün biraz daha yitirmiştir. Ne var, o buna hiç aldırmaz, odasında masanın üstüne sandalyeyi koyar, kendi de sandalyeye çıkarak kitabını, ampule 30 santim uzaklıkta okur. Bunu, elektrik ampulünü aşağıya değin iletecek kordona verecek parası olmadığı için yapar. Bunca parasız oluşunun nedeni ise eline geçen paranın tümünü kitaba yatırmasıdır.

    Cemil Meriç klasikleri okur. Kendisine bir şey sorduğunuz vakit de, size verdiği karşılığın filânca yazarın, filânca kitabının, filânca sayfasının filânca satırında olduğunu belirtir. Söylediğinde de hiç yanılma olmaz. Ama bu başarıyı, daha çok Voltaire’in kitaplarında sağlar.”

    Nobel Edebiyat ödüllü Britanyalı yazar Doris Lessing “Hayat, okunması gereken kitapları okumaya bile yetmiyor.” diye yakınmış. 

    Kitapla yatıp kitapla kalkanların hepsi aynı dertten muzdarip: Hayat, okunması gereken kitapları okumaya yetmeyecek denli kısa. Ya okunacak kitap az olsaydı ya da ömrümüz uzun olsaydı…Bizi kahreden uyumsuzluk…

    Arjantinli ünlü yazar Jorge Luis Borges de gözlerini kaybetmiş. Kaderi Cemil Meriç’e benziyor. O, biraz daha şanslı; kalıtsal br hastalıktan gözlerini kaybettiğinde 59 yaşında. Cemil Meriç gibi henüz gençlik döneminin sonlarında gözlerinden mahrum kalmış değil. Cemil Meriç 33 yıl, Borges 31 yıl görme engelli olarak yaşayıp onlarca eser yazmışlar.

    Cemil Meriç, “Kitap bir limandı benim için. Kitaplarda yaşadım. Ve kitaptaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim” demiş. Eline geçen parayı da kitaplara harcamış.

    Fatma Barbarosoğlu, köşesinde “Kitaplar, içinde kendimizi bulacağımız, zihnimizin kuytularında kalmış duyguları, düşünceleri berraklaştırmak, geliştirmek, farklı bakış açıları edinmek üzere okunur.” diye yazmış.

    Gazeteci Metin Münir’in, kendine özgü, yumuşacık üslubuyla yazdıklarından bir bölümü şöyle:
“Okumak, arkanızdan hiç kimsenin gelemeyeceği sonsuz bir yerde bulunmaktır.
Okumak insanı hayatta hiçbir zaman karşılaşamayacağı insanlarla bir araya getirir, içine girme olasılığı bulunmayan hayatlara ortak eder ve yaşaması mümkün olmayan deneyimlere sahip kılar. İnsan kendinden farklı birçok insan, kendininkinden farklı durumlar, yaşamlar, ülkeler olduğunu öğrenir. Bunlar onu geniş ufuklu, hoşgörülü yapar, kendini başkalarının yerine koyabilme yetisini, yani empati duygusunu geliştirir. Hatta bilgeleştirir.
Okumak insana daha iyi bir insan olma fırsatı verir.”

    İngiliz edebiyatçı Matt Haig, 42 dile çevrilen Gece Yarısı Kütüphanesi adlı romanında şu paragrafı yazmış:

    “”Yaşamla ölüm arasında bir kütüphane var,” dedi. “Bu kütüphanedeki raflar sonsuza kadar gider. Her kitap yaşamış olabileceğin başka bir hayatı yaşama şansını sunar sana. Farklı seçimler yapmış olsan, şu an nasıl bir hayatın olacağını görürsün… Pişmanlıklarını telafi etme şansın olsaydı bazı konularda farklı davranır mıydın?”

    Cemil Meriç nasıl da tespit etmiş ve hükmünü vermiş; kitap tutkunlarını “Hepimiz aynı kütüphanenin çocuklarıyız” diyerek. Onları kardeş ilan etmiş, kan bağıyla bağlamış. Ne iyi yapmış. Aynı kütüphanenin çocukları olmaktan şikayet edeniniz var mı? Okuduğunuz her kitap size, başka bir hayatı yaşama şansı sunmadı mı?

    Cemil Meriç’in ‘ömür boyu yedi zeytinle yaşamaya razıyım’ dediğini öğrenince, elime aldığım kitaplar bana Hatay’ın meşhur halhalı zeytini gibi kokmaya başladı. Kapağını kaldırdığım her kitap, meşe odunu külü ve tuzla hazırlanan, Akdeniz’in meltemleriyle tazelenen yeşilin, barışın ve bereketin sembolü zeytin kokuyor. Deneyebilirsiniz. Tek koşulu, önce Cemil Meriç’e dua edeceksiniz ya da teşekkür… Sonra halhalı zeytinini gözünüzün önüne getireceksiniz.

    Yazarlar, dünyayı terk ettikten sonra da öğretmeye devam ederler. Zeytinle kitabı birlikte düşünmeyi ve kitaplara sığınmayı bana öğreten kişidir Cemil Meriç. 

    Cemil Meriç, “Ölmek unutulmaktır. Hatırlandıkça yaşıyoruz.” demiş. Kitaplar ve yazarlar kolay kolay unutulmaz. Onların ömrü diğer fanilerden katbekat fazladır. Onlar arkalarında hoş bir sadâ bırakırlar. O sadâya kahve, çikolata, zeytin, kekik, yasemin, gül, hanımeli, lavanta, fesleğen, portakal, limon, vanilya, tarçın, çay, melisa, iğde, ıhlamur, çam kokuları eşlik eder. Çiçek kokulu kitap dostlarına selam olsun.

    Günün Sözü: Kitap zekayı kibarlaştırır. (Cemil Meriç)

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.