Hacı Bayram ı Velî:
Nagehan ol şara vardım
Ol şarı yapılır gördüm
Ben dahi bile yapıldım
Taş ü toprak arasında
Şiiriyle asırlar ötesinden sesleniyor. İnsanın şehirle birlikte inşa edilmesini gönül diliyle seslendiriyor. En sade seslenişle, en yalın haliyle, en güzel dille kelimelere sığdırarak, insanın maneviyatını inşa ediyor.
Bu dünyada bize verilen en değerli yaşama ikramı nedir diye sorulsaydı tartışmasız, zenginliğini, tadını ve kapasitesini keşfettiği, her birini sanatkâr edasıyla, dilinin kelimelerini kullanabilme yeterliliği diye cevaplardım.
Bir ara bir söz okumuştum. ‘’Her kelime insan zihninde çekiç tesiri yapar’’ diye. Kelimeler insan ruhunu organizmasıyla birleştirerek kıvam kazandırma kabiliyeti taşımakta. Modern çağın getirdiği terminoloji ile düşünüp ‘’yemek tüketimi’’, ‘’ekmek tüketimi’’ olarak bakarsanız insan için beslenme ve biyolojisini devam ettirme faaliyeti olarak hücrelerine şekil vermekte. Oysa yemek; kültürümüzün nimet olarak gördüğü, inancımızın şükür vesilesi saydığı, içinde yaratıcısına giden bir yol ördüğü ‘’insan, nefis, beslenme ve kifayet’’ hallerini aynı anda tatmin ve terbiye çerçevesine aldığı, insana temizlik duygusu kazandıran, yaratıcısını her aşamada hatırlayıp hatırlatan bir hal, yol ve şükür vesilesine dönüşebilmektedir.
Bir güzel iş yapana ‘’maaşallah’’ demek, güzel işlerimizde yaratıcıyı hatırlamak ve hatırlatmaktır. İnsanın yaratıcısı ile sürekli bir bağ kurma halini anlatır. Oysa sekülerleşen dille birlikte ‘’bravo’’ diye ifade edilen gündelik alanlar oluşmaya başlandı.
İnsan, maneviyatından sıyrılarak, atomize edilip, enaniyetine kurban edilmekte. Hem de bu bireyleşmek kılıfı ile… Eş-Şafi den başlayarak şifahaneye doğru akan, selamet, esenlik, iyiliği barındıran zihniyet ve tasavvuruyla yüklü bir insan fikriyatı uyandırılmaktaydı. Burada bir insan olarak hastayı ön plana çıkaran bir durum söz konusu olmakta. Oysa hastahanede; hastalığı, bir ekonomik faaliyet ve ticari alanı belirginleştiren durum söz konusu olmaktadır. İnsan kaldırılıp, onun yerine hastalık ikame edilmekte.
Nasılsın sorusunun cevabı olarak ‘’şükür, elhamdülillah’’ yerine ‘’n’olsun, koşturuyoruz, iş, güç’’ gibi kelimelerle cevap vermek de aynı sonucu doğurmakta.
Ya da gündelik hayatta nasip, kısmet, kader inancına bağlı olarak bir durumu ifade ederken ‘’talihi yaver gitti’’ deriz. Ancak modernite tesiri ve ithal kültürle birlikte bu durum yer yer ‘’şanslısın, şanslı’’ şeklinde dile getirilmekte. ‘’Zikir, fikir ve şükür’’ bir birleriyle doğrudan etkileşimli, insanı doğrudan yaratıcısıyla bağ kurduran ve insanın ruhunu, dimağı ve düşünme biçimlerini şekillendiren kavramlardır.
Niyet ve karar kelimeleri de gündelik hayatta dildeki bu sekülerleşme üzerinden oluşan farklılaşmayı belirginleştirmektedir.
Kelimelerimiz ve kullanım şekli medeniyetimizin yazılım kodları mesabesindedir. Yunus Emre ile Türkçe İslami bir yazılım kıvamına ulaşmıştır. O nedenle dilimiz insanı iyileştiren, Allah’ın güzelliklerinin tezahür ettiği mana ve kullanım şekline büründürülmüştür. Yaratıcı ve güzellik ilişkisini anlatan pek çok ayet ve hadis bulunmaktadır. Medeniyet asırlarımızın uzun tefekkür kültürü ile konuşulan, düşünülen ve yaşanılan kelimeleri insanı yüceltip, rabbine yaklaştıran kodlarla yüklüdürler.
Kelimelerimizi de en güzelinden seçmek durumundayız.
Medeniyet geçmişimizde kelimeler iyileştirici tesir ve manaya büründürülmüştür. ‘’Işığı söndür’’ yerine ‘’ışığı dinlendir’’, ‘’lambayı yak’’ yerine ‘’lambayı canlandır’’ ifadeleri kullanılmıştır. Mevlevilerde bir ölüm ve defin hadisesi duyurulurken ‘’sırlandı’’ olarak ifade edilirdi. Bu anlamdaki kullanım şekilleri insanın ruh, düşünce ve beden olarak olumlu hale bürünmesini sağlamaktadır.
Kelime ve anlam kararması ile bir başka alanda gündelik ifade şekilleriyle çağımız insanına bunalım, stres yaşatılmaktadır.
Bedbinlik, umutsuzluk, karamsarlık, mutsuzluk üzerine kurulu dil ile insanı kuşatan bir ifade ve anlam biçimine özellikle dikkat çekmeliyiz. ‘’Öf, bu içinden çıkılmaz durum, ne kadar zor, yoğunluk var’’ gibi kelimelerle gündelik hayatta insana ve organizmasına kendiliğinden bir gerilim yüklenmektedir.
Halbuki, ‘’çabalıyoruz, meseleyi çözmeye gayret ediyoruz, işlerimizi sıralı bir şekilde yoluna koymaktayız, elimizden geleni yapıyoruz’’ vs. çözüm, yaşama heyecanı, çaba, umut ve insan telkin eden ifade şekilleri insanın hem ruhunu hem de bedenini iyileştirmektedir.
Bir öğretmenin sınıfında öğrencilerine ‘’susuun’’ diye hitap etmesi ile ‘’çocuklar sessizliğe katkıda bulunabilir misiniz’’ demesi de benzer asimetrik tesirlere sahiptir.
D. Mehmet Doğan, ‘’hakikatle temasımızı kelimeler sağlar’’ der. Düşünce ve hakikate doğru yolculuğumuzu hakim kültürümüzün kelimeleri ile yapabilirsek sağlıklı yol alırız.
‘’Kötülükleri tasvir safi zihinleri idlaldir’’ bilgisinin hem insani hem de pedagojik tarafları mevcuttur. İnsan, doğuştan saf ve masumdur. İnsana boca edilen çağın olumsuz haberleri, sohbete önce kötülükleri anlatarak başlamak insanın hem safiyetini hem de temiz düşüncelerini bozmaktadır.
Allah güzeldir güzeli sever.
İyiliği çoğaltıp, güzellikleri tasvir etmeli, iyi örnekleri model haline getirmeliyiz.
Güzel kelimelerle konuşup düşünmek, insanın ruhunu dimağını güzelleştirir. Ruhu, düşünceleri, kelimeleri güzelleşen insan; sağlıklı ve güzel yaşar. Güzel yaşayan insanlar, etrafıyla sağlıklı ilişkiler geliştirir. Güzel düşünceli insanlardan da maneviyatı güçlü, sağlıklı nesiller yetişir.
Kelimeler; medeniyetin, insanın ve mizacın mührü mesabesindedir. Kelimeler insanı, yapar, onarır, inşa eder, toplar ve toparlar.
Güzel kelimelerle, güzel düşünceleri bir araya getirip, sağlıklı ruhiyata sahip, maneviyatı yüksek nesiller yetiştirelim.
Şehir ve Kültür: 123
Memiş OKUYUCU