Rabbim lütfederse; önümüzdeki çarşambayı perşembeye bağlayan akşam ilk teravih namazımızı kılacağız. Aynı gece ilk sahurumuzu yapıp; Perşembe gününün akşamı iftarında ise orucumuzu açacağız. Bu yazımı Ramazan ayı öncesinde bir uyarı mahiyetinde Ramazan ayı “israf”ına ayırdım. Çünkü; orucun faziletini gideren, en kötü amellerin başında israf gelmektedir. Rahmet, mağfiret ve bereket ayı olan ramazan ayının İsraf ayına dönüştürülmesi farz olan oruca haramın karıştırılması anlamını taşımaktadır.
İsraf; para, mal, zaman, emek gibi sahip olunan kaynakların gereğinden fazla harcanması ve kullanılması olarak tanımlanmaktadır. Dini anlamda ise israf; haddi aşma, söz ve amellerde dinin, aklın veya örfün uygun gördüğü ölçülerin dışına çıkılması; kişinin mal ve imkânlarını meşru amaçlar dışında gereksizce saçıp savurulması anlamına gelmektedir. İsraf edenlere ise müsrif denilmektedir.
İnancımıza göre; mülkün yegâne sahibi Allah’tır. Kullar, elinde tuttuğu mülkün emanetçisidir. Kişi zengin bile olsa; helal ve meşru yollardan bile kazansa, servetinin, parasının tüketimini de tasarrufunu da meşru ölçüler doğrultusunda yapmakla sorumlu olup, dinen gereğinden fazla harcama hakkına sahip değildir. Ayette; “O gün size verilen bütün nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz” (Tekasür, 8) “Yiyiniz içiniz; fakat israf etmeyiniz! Çünkü Allah israf edenleri sevmez. (A’raf Suresi, 31) “Akrabaya hakkını ver, yoksula ve yolda kalmışa da. İsraf ederek saçıp-savurma. Çünkü saçıp-savuranlar, şeytanın kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı nankördür. (İsra; 26. 27.)
Yüce Allah Kamer suresinin 49. Ayetinde her şeyi bir ölçü ve denge ile yarattığını hatırlatmış insanlarında her alanda olduğu gibi, harcamalarında da ölçülü ve dengeli olmaları istenmiştir. “Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın.” (İsrâ, 29).
“Onlar (Mü’minler), harcadıkları zaman ne israf ederler ne de kısarlar. Harcamaları ikisi arasında orta bir yoldadırlar.” (Furkan, 67) “Onların mallarında yardım isteyenlerinde, iffetinden dolayı isteyemeyen yoksullarında hakkı vardır. (Zariyat,19) “Tâki’ (bu mallar) içinizden (yalınız) zenginler arasında dolaşan bir devlet olmasın. (Haşr;7)
Zikredilen ayetlerde; israfın yemede içmede, giyinmede, harcamada haramlığına; bireysel ve toplumsal açıdan zararlı bir amel olduğuna dikkat çekilmekte; israf edenleri Allah’ın sevmediği, israf edenlerin şeytanın kardeşleri olduğu, haddi aşmaları sebebiyle hesaba çekilecekleri, açıkça vurgulanmıştır.
Diğer taraftan konumuz ile ilgili Peygamberimiz ile bir sahabe arasında geçen diyalog dikkat çekici mahiyettedir. Peygamberimiz abdest alırken bol su kullanan Sahabeye; “Bu israf nedir?” diye sorar. Bunun üzerine sahabe; “Abdestte israf olur mu?” diye karşılık verince; Peygamberimiz (s.a.v): “Evet, akan bir nehrin kenarında bile olsan, normal bir miktarın üzerinde su kullanman israf olur.” Cevabını vermiştir.
Ramazan ayında İftar vermek, sair zamanlara göre iftar sofralarımızı biraz zenginleştirmek, dinen güzel bir davranıştır. Ancak adı iftar bile olsa iftarı israf ile buluşturmak helalle haramı karıştırmaktan başka bir şey değildir. İftarların hikmet ve gayesi; Allah’ın rızasına ve peygamberin sünnetine uygun olarak israfa ve gösterişe kaçmadan yoksulları, fakirleri ve muhtaçları doyurmak kardeşlik ilişkilerini pekiştirmektir. Kur’an’ı kerimde Salih kullar övülürken; “Onlar kendi canları çekerken yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler. Biz bunları Allah rızası için veriyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz. Derler. (İnsan;8,9) Buyurulmuştur.
Ramazan ayında Allah’ın rızasını kazanmak adına israfa kaçmadan, imkan sahibi birey; kurum ve kuruluşlar tarafından fakirlerin, yetimlerin ve ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarının giderilmesi kurulan iftar ve sahur sofralarını istisna tutmak üzere; yoksulluğun ve sefaletin pençesinde kıvranan; ekmek, su gibi en temel gıda ihtiyaçlarından bile mahrum bir şekilde hayata tutunma mücadelesi veren milyonlarca insanın hakkı olan imkânları ellerinde tutan birey, kurum ve kuruluşların; lüks otellerde ve lokantalarda fakirleri, yoksulları, yetimleri dışlayarak tertip ettikleri iftar ve sahur sofralarında; zenginlik, makam, mevki, yetki, asalet, reklam gibi süfli arzularını yarıştırmaları; dinimizin haram saydığı israfın mübarek ramazanda mübahlaştırma gayretleri Ramazan ayının ruhuna uygun bir davranış değildir.
Bireyi ve toplumu yoksulluğa ve sefalete sürükleyen israf; sadece modaya uymakla sürekli değiştirilen giyim-kuşam, ev eşyaları, teknolojik aletler ve beyhude geçirilen vakitlerle sınırlı kalmayıp, gösterişli iftar sofralarında ihtiyaç fazlası pişirilip çöpe atılan yemek ve ekmeklerle de körüklenmektedir. Yapılan istatistiki rakamlar tüyleri ürpertecek nitelikte olup, en çok ekmek ve gıda israfının Ramazan ayında yapıldığını; yüzbinlerce ton ekmek ve gıdanın çöpe atıldığını ortaya koymaktadır.
Araştırmalara göre; yeryüzünde herkesin beslenebileceği kadar gıda üretimi yapıldığı, ancak her yıl üretilen gıdanın yaklaşık 1/3’nin hiç tüketilmeden israf edilerek çöpe atıldığı, 35 Milyon insanın açlıktan öldüğü, yetersiz beslenen insan sayısının 1 Milyara olduğu; israf edilen gıda miktarının, 2 milyar insanı besleyecek miktara ulaştığı ve 1 trilyon dolara tekabül ettiği acı gerçeğini ortaya koymaktadır. İslam inancına göre “israf” haram olmasına rağmen yapılan araştırmalar; müslümanların gayri müslimlerden daha müsrif olduklarını, özellikle Ramazan aylarında; evlerde, otellerde, lokantalarda yapılan israf sebebiyle; çöpe atılan ekmek, yemek ve içecek miktarının diğer aylara göre 2-3 katına çıkması son derece düşündürücüdür.
Ramazan ayında israfın artmasının sebebi; evlerde, otellerde, lokantalarda ve lüks mekanlarda ihtiyacın çok üzerinde abartılı yemeklerin hazırlanmasına ve kalan yemeklerin çöpe atılmasına bağlanmaktadır. Özellikle orucun hikmetlerinden birisi de nefsin aç bırakılarak Empati yapma; fakirlerin, yoksulların halleriyle hâllenebilmeyi sağlamaktır. Bin bir çeşit nimetlerle sofraların donatıldığı, iftar sofralarının zenginler sofrasına dönüştürüldüğü bir ortamda nasıl empati yapılabilecek, nasıl fakir-fukaranın haliyle hallenilebilecektir? Enflasyonla dar ve sabit gelirlinin belinin büküldüğü; zenginin daha zengin fakirin daha fakirleştiği, alım gücünün kalmadığı ülkemizde; esnaf lokantalarında bir kişi için iftar bedelinin 600 TL’ den başlaması; kebap lokantalarında ve otellerde ise bir kişilik iftar bedelinin; asgari ücretle çalışan 4 kişilik bir ailenin aylık gelirinin bir akşam iftarında tüketilebilecek şekilde 2500-8500 TL. arasında olması; buna mukabil Ramazan fitresinin; bir öğün yemek ihtiyacın bile karşılayamayacak olan 240 TL. olarak belirlenmesi iftarımızın çığırından çıktığının, orucumuzun gayesinden uzaklaştığının, Müslümanlığımızın ayarının kaçtığının; tefekkür etme, nefis muhasebesi yapma, haramlardan kaçınma ayı olarak bilinen, Ramazan ayında bilinçli bir ibadet anlayışımızın olmadığının açık göstermektedir.
İftar sofralarının kurulmasında haddin aşılmaması, ölçünün kaçırılmaması; iftar sofralarının fakir ve ihtiyaç sahiplerine açılması konusunda Diyanet İşleri Başkanlığının ve Belediyelerin, devlet ricalinin ve zenginlerin öncülük yapmaları taşıdıkları sorumluluğun gereğidir.
Şunu iyi bilmemiz gerekir ki; zenginlik müminler arasında bir statü ve bir üstünlük sebebi değil, bilakis gereği yerine getirilmediği zaman hesabı ağır verilecek bir imtihan vesilesidir. “O gün size verilen bütün nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz” (Tekasür Suresi) “Kıyamet gününde insanoğlu; ömrünü nerede ve nasıl geçirdiğinden, gençliğini nerede yıprattığından, malını nereden kazanıp nereye harcadığından, ilmiyle ne amel işlediğinden hesaba çekilmedikçe Rabbinin huzurundan bir yerden bir yere kımıldayamaz.” (Tirmizi)
Peygamberimiz (s.a.v) ve Onun ashabı oruçlarını namazdan önce birkaç yaş hurma ile yaş hurma bulamadıklarında kuru hurma ile onu da bulamazlar ise birkaç yudum su ile açtıkları rivayet edilmiştir.
Ramazan ayı İsrafın yasaklandığı, fitre, zekât, fidye, sadaka gibi paylaşımların ön plana çıkarıldığı, fakirle zengin aynı sofrada buluştuğu, oruçla nefsin dizginlendiği bir aydır. Envai çeşit yemek menülerinin yarıştırıldığı normal zamanda tüketilmesinin bile sakıncalı olduğu kola ve asitli içeceklerin iftar sofralarında yerini aldığı, öğün sayısının ikiye indirilip, yemek miktarının iki, üç katına çıkarıldığı, diğer aylara nispetle daha fazla yemeklerin yendiği, daha fazla paraların harcanarak, daha fazla israfların yapıldığı bir ay değildir.
7 Ekim 2023 te başlayıp, 10 Ekim 2025 tarihine kadar süren; 71 binden fazla insanın şehit edildiği, 200 binden fazla insanın yaralandığı; 2.3 Milyon insanın yerlerinden edilerek yeme, içme barınma imkanlarından mahrum bırakıldığı Gazze’de; Siyonist İsrail’in soykırımına maruz kalan kardeşlerimiz aç bî ilaç yaşam mücadelesi verirken; daha dünyanın bir çok bölgesinde; kıtlık, iç çatışmalar sebeplerle mağduriyetler yaşanırken; sorumsuzca savurganlık yapmamız Müslümanlığımızın ölçüsünün de göstermektedir.
Peygamberimizin (s.a.v): “Yanı başında komşusu açken tok olarak geceleyen kişi (olgun) mümin değildir.” “Bir mahallede bir kişi aç kalırsa o mahalle halkı Allah’ın korumasından çıkar.” Yine “İnsanoğlu karnından daha kötü bir kap doldurmamıştır. Aslında insanoğluna, onun sırtını dik tutan birkaç lokma yeterlidir. Mutlaka daha fazlasına ihtiyacı olursa, hiç olmazsa; midenin üçte birini yemeye, üçte birini içmeye, üçte birini de nefes almaya ayırsın.” Uyarıları bizim için yol gösterici mahiyette olmalıdır.
Şimdi gelinen noktada müslümanlığımızı, ibadet anlayışımızı yeniden gözden geçirmek, Kur’an ve sünnetin ışığında yeniden değerlendirmek zorundayız. Şu mübarek oruç ayında; Allah’a iman ettiğimizi ifade edip, emir ve yasaklarına uymadığımızın, Peygamberi sevdiğimizi söyleyip sünnetini yerine getirmediğimizin, Kur’an okuyup içindekilerle amel etmediğimizin, Oruç tutup orucun faziletini giderecek kötülüklerden vaz geçmediğimizin farkına varmalıyız.
Rabbim hakkıyla kendisine kulluk, Peygamberine ümmet olan, ilki rahmet, ortası mağfiret sonu da cehennemden kurtuluş olarak vasıflandırılan Ramazan ayı hürmetine kurtuluşa erenlerden eylesin. 14.02. 2026
MUSTAFA KIR
EĞİTİMCİ, YÖNETİCİ
Tebrik ve teşekkürler ederim Sayın Mustafa hocam. Allah sizden razı olsun. Emeklerinize sağlık.