Kelime olarak tefrika; “f r k” kökünden türeyen, iki şeyin arasını ayırma, parçalama, parçalanmışlık, bölme, bölücülük gibi anlamlara gelen bir kelimedir. Terim olarak ise tefrika; dinî, fikrî ve siyasî birliğe sahip insan topluluklarının bölünüp parçalanmasını, fırkalara ayrılmasını ifade eden bir kavramdır. Tefrika; İslam’ın temel ilkesi olan tevhid ilkesine ters düşmek, yani bölünüp parçalanmaktır. Tefrika; milletlerin, devletlerin, kurumların, ailelerin, bölünüp parçalanmasını, zayıflayıp çökmesini tetikleyen en korkunç silahlardan daha korkunç bir silahtır.
Tefrika ile fikrî görüş ayrılığına düşme veya söz ve davranışta birbirinden farklı bir yol tutma anlamına gelen ihtilâf kelimesi arasında yakinen bir ilgi vardır. İnsanların kendi aralarında yaşadıkları görüş ayrılıkları için genellikle ihtilaf, ihtilafların sertleşmesinden beslenen kat’i ayrışmalara tefrika, tefrikanın giderek derinleşmesi; toplumsal birlik ve beraberliğin, ahenk ve huzurun bozulmasına sebep olan eksen kaymaları için de fitne kavramı kullanılmaktadır.
“Fitne bir ateştir ki herkesi yakar.” Fitne ateşini yakan, fitne ateşinin içinde kendisi de yanar.” İyilik için söylenen yalan, fitne çıkaran doğrudan daha hayırlıdır. (Sadi) Uyuyan fitneyi uyandıranlara Allah lanet eder.” (Hadis)Yüce Allah: “Aranızdan sadece zalimlere dokunmakla kalmayacak olan fitneden sakının. Buyurur. (Enfâl; 25)
Tek başına dünyaya gelen insanoğlunun bir toplum içinde yaşaması kaçınılmaz bir durum olduğu gibi, toplumsal yapı içinde bazı ihtilafların ve görüş farklılıkların da olması kaçınılmazdır. Parmak izleri, akıl ve anlayış kapasiteleri birbirinden faklı olarak yaratılan insanların her konu da farklı düşünmelerinden daha doğal ne olabilir? Onun için İslam inancı; makul düzeyde olan fikir ayrılıklarını bazı hakikatlerin ortaya çıkmasına vesile olacağı açısından yerinde bulmuş, insanlar arasındaki farklılıkları tanışma ve dostluk kurmaya vesile saymıştır. İnsanlar arasında ki tek üstünlük ölçüsünü Allah’a karşı duyulan takvâ da (Allah korkusu) görmüştür.
Esasen; yaradılış farklılıklarımız, akletme biçimlerimiz, farklı kültürlerden beslenme durumumuz; pek çok konudaki düşünce ve kanaatlerimizi farklı bir şekilde ifade etmemizi zaruri kılmaktadır. Zira Müslümanların işlerini istişare yoluyla düzene koymaları Allah’ın emridir. İşler konusunda onlarla müşavere et. Buyurmuştur. (Al-i İmran; 159) Hazreti Peygamber: “ümmetin ihtilafı rahmettir” sözüyle ümmetin işler konusunda ki ihtilafını rahmet olarak değerlendirmiştir Ziya Paşa’ya ait olan; “müsademe-i efkârdan barika-i hakikat doğar.” Kelamı kibarında ifadesini bulmuştur. Samimi bir şekilde bazı konularda aynı, bazı konularda da farklı düşünce ve görüşlere sahip olmamız farklı akıl, farklı kimlik ve farklı kişiliklere sahip olmamızdan kaynaklanan doğal bir durumdur. Doğal olmayan şey; söz ve davranışların, söze göre değil söyleyene göre, yapılana göre değil yapana göre sabit fikirle doğru veya yanlış olarak yargılanmasıdır.
Doğru olan şey; yönetenler tarafından, ihtilafların özenle yönetilmesi, İhtilafları tefrikaya, tefrikayı fitneye dönüştürecek, toplumsal barışı baltalayacak eylem ve söylemlerden kaçınılmasıdır. İçinde bulunduğumuz ortamda İhtilafların tefrikaya, tefrikanın fitneye yönlendirilmesi toplumu açıkça kaotik bir ortama sürüklemektedir. Bir toplumun kaotik bir ortama sürüklenmesinde ateşin üzerine benzin dökülmesinin rolü ne ise, bir toplumun felakete sürüklenmesinde de fitnenin rolü odur. İstiklal Marşı Şairimiz Mehmet Akif’, aşağıda ki mısra da bu gerçeği ne güzel ifade etmiştir.
“Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez|
Toplu vurdukça sinde yürekler, onu top sindiremez.
Bir toplumda tefrikanın varlık göstermesi, o toplumun akıl ve ruh sağlığının bozulduğunun da alametidir. Gönüllerini birbirine kapalı tutan, dostça bakmaktan haz almayan, farklılıkları kültür zenginliği sayamayan toplumlarda; diğerkâmlıktan, empatiden, karşılıklı uzlaşı, hoşgörü, kardeşlik ve diyalogdan söz etmek mümkün olabilir mi?
İslam; Müslümanların tasavvurunu birlik ve beraberliğini bozmaya yönelik her türlü ayırımcılığı, tefrikayı, fitneyi, hile ve desiseyi tehlikeli görmüş, her mümini fitnenin ortadan kaldırılması ve dinin sadece Allah’a has kılınması için seferberliğe davet etmiştir.
Bugün ihtilafları, tefrikaya, tefrikayı fitneye dönüştüren kendi içinde boğuşmaktan düşmanlarının hile ve tuzaklarını fark edemeyen, bu yüzden kendi kardeşlerini koruyamayan, kendi kutsallarına sahip çıkamayan zillet içinde boğuşmaktan kendini alıkoyamayan bir İslam toplumlarının varlığı hepimizin içimizi kanatmaktadır.
Onun için ayetlerde Yüce Rabbimiz; kurtuluşu kardeşlikte, Allah’ın ipi olan Kur’an’a sarılmak görmüştür. Ve ayetlerde; Müminler (dinde) ancak kardeştirler. Onun için (ihtilâf ettikleri zaman) iki kardeşinizin aralarını düzeltin ve (Allah’ın emrine muhalefet etmekten) sakının ki, İlahi rahmete mazhar olasınız. (Hucürat, 10) “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de o, kalplerinizi birleştirmişti. İşte onun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de o sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz. Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır. Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır. Buyurulmuştur.” (Âl–i İmran 103–105).
Onun için hadislerde de tefrika kınanmış Müslümanların birlik halinde bulunmaları hususu vurgulanmıştır. “Birbirinizi kıskanmayın, alışverişte birbirinizi aldatmayın, birbirinize düşmanlık beslemeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, birinin pazarlığı üzerine pazarlık yapmayın; ey Allah’ın kulları kardeş olun! Müslüman Müslümanın kardeşidir; ona zulmetmez, onu yardımsız bırakmaz, onu küçük görmez” (Müslim, “Birr”, 32), “Müslümanlar birbirini sevmede ve korumada bir vücudun organları gibidir. Vücudun herhangi bir organı rahatsızlanırsa diğerleri de bu yüzden ateşlenir, uykusuz kalır” (Buhârî, Edeb); Başka bir hadisi şerifte ise; “Size namaz, oruç ve sadakadan daha faziletlisini haber vereyim mi? Bu, insanların arasını uzlaştırmaktır; çünkü ilişkilerin bozulması tıraş etmektir. Saçı tıraş etmek değil, fakat dini tıraş etmektir.” buyurulmuştur (Tirmizî)
Naslarda din ile ilgili tefrikadan sonra en çok sakındırılan husus siyasî alandaki tefrikadır. Tarihte ve günümüzde siyasî iktidar mücadelelerinin; iç savaşlara, anarşi ve teröre yol açtığı, hatta ülkelerin küresel güçler tarafından işgallerine bile vesile olduğu herkesçe bilinen tarihi bir vakıa olduğu gibi, adaletsizliğin ve siyasal uygulamalardaki farklı uygulamaların insanlar arasındaki sevgi, saygı ve kardeşlik bağlarını kopardığı da yaşanarak görülen bir gerçekliktir. Yönetimin ve yöneticilerin meşruiyetinin temel gerekçelerinden biri de toplumsal birliğin korunmasına bağlıdır. Bu konuda en büyük sorumluk siyasi gücü elinde bulunduran iktidarlara düşmektedir. Çünkü siyaset; farklı din ve dünya görüşüne mensup toplumları birlikte uzlaşı içinde yönetebilme sanatıdır.
Şunu ifade etmek isterim ki, üç bir yanımız, denizlerle, dört bir yanımız düşmanlarla çevrili olan, jeopolitik konumu ve zenginlik kaynakları çok yüksek; Filistin Doğu Türkistan Suriye, Bangladeş, Keşmir gibi mazlum coğrafyada zalimlerin tasallutuna muhatap olan kardeşlerimizin yardım beklediği, düşmanlarımızın tökezlemek için fırsat kolladığı bir ülke de yaşıyoruz. İktidarıyla muhalefetiyle ve toplumumuzu oluşturan diğer etnik unsurlarla barış ve kardeşlik içinde birlikte yaşama mecburiyetimiz vardır. İttifakların ihtilafa, ihtilafların fitneye ve kavgaya dönüştürülmesi tam da küresel güçlerin ve terörist mihrakların istediği bir durumdur.
İçinde bulunduğumuz kaotik ortam; düşüncelerimizi medenice ifade edebilme, düşman olmadan konuşabilme, kavga etmeden tartışabilme, hakaret etmeden eleştirebilme ve bir masa etrafında buluşarak sorunlarımıza ortak çözüm bulabilme zaruretini ortaya koymaktadır. İtişip kakışarak, bir kaos ortamı oluşturma gibi asla lüksümüz yoktur.
Bilindiği üzere, kuşkusuz bizi birbirimize bağlayan, iç ve dış düşmanlara karşı bizi güçlü kılan etkenler vardır. Bu etkenler birlik, beraberlik, kardeşlik, dayanışma, hoşgörü, uzlaşı, merhamet, güven, milli, manevi değerlere bağlılık gibi hasletleri özümseme alışkanlığına sahip olmaktır. Ayırımcılığı ve düşmanlığı körükleyen kin, nefret, şiddet, tefrika, gibi davranışlardan kaçınmaktır. Kendin için istediğini başkaları için istemek, kendin için istemediğini başkaları için istememektir.
Savaş pahalı; savaşmak için top tüfek, tank, bomba uçak lazım. Kin lazım nefret lazım en önemlisi de uğruna feda edilecek günahsız bebekler, çocuklar, kadınlar lazım. Barış, kardeşlik ucuz, top istemez, tank istemez, uçak istemez. Barış ve kardeşlik içi biraz sevgi biraz empati ve biraz da vicdan lazım…
Yazımı şu ilahi mesajlarla noktalamak istiyorum. “Hakkında bilgin olmayan şeyin peşine düşme! Çünkü kulak, göz ve gönül bunların hepsi ondan soruludur. (İsra,36)
Ey İman edenler! Bilmeden birilerine zarar verip te sonra yaptığınıza pişman olmamanız için, yoldan çıkmışın biri size bir haber getirdiğinde doğruluğunu araştırın. (Hucurat,6)
İyilik ile kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel davranışlarla sav; o zaman birde göreceksin ki seninle aranızda düşmanlık bulunan kimse kesinlikle sıcak bir dost oluvermiş!” (Fussılet,34)
“Yalan yanlış her sözü etrafa yaymak, kitleleri tahrike yönelik hareketlerde bulunmak bir Müslümana asla yakışmayan bir durumdur.” Her duyduğunu başkasına aktarmak, kişiye günah olarak yeter. (Hadis)
Mustafa Kır
Kadınların bebeklerin öldürülmesi savaşın lazımımıdır. Yaşlılar, kadınlar, bebekler savaşın malesef magdurudur. Lazım kelimesi sanki burada doğru olmamış gibi.
Ayrıca yazınız için teşekkürler. Kaleminize sağlık.