eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Hafif Yağmurlu
19°C
Ankara
19°C
Hafif Yağmurlu
Salı Hafif Yağmurlu
20°C
Çarşamba Hafif Yağmurlu
24°C
Perşembe Az Bulutlu
25°C
Cuma Açık
26°C

Nurcan ŞARLAYAN

İlk, orta ve lise eğitimini Kırıkkale'de, Üniversite Eğitimini Gazi Üniversitesi Meslekî .Eğitim Fakültesi'nde tamamladı. Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Eğitim Yönetimi ve Denetim alanında Tezli yüksek lisans eğitimini tamamladı. "Estetik Eğitim" isimli tezi, aynı konuda yayımlanmış yazıları ve "Eğitimde Nezaket" adlı kitabı bulunmaktadır.

    İslam Estetiği ve Medeniyetimiz

    İslam dini, tefekkür ile yeryüzüne ve gökyüzüne bakıp, bunlardan ibret almak gerektiğini tavsiye eder. Bu bakımdan doğa güzellikleri, Allah’ın sanatını, estetik yaratımını göstermektedir. İslam estetik duyarlılığı, Allah’ın bir sunusu olarak dünyanın, güzel ve değerli olduğunu kabul eder, fakat gelip geçici olduğu inancından ayrılmaz.

    İslam sanatı, doğal formları geometrik bir yapıya büründürür. Bunun sebepleri, doğal dünyanın nihai gerçek olmadığını ve çokluk içinde birliği gösterme isteğidir. İslam sanatının yönü soyuta yöneliktir ve nesneleri değil fikirleri temsil eder. Bunun nedeni de soyutlamanın akılla ilgili bir iş olduğu ve “tevhit” ile aydınlanmış aklın “tenzih”e yöneldiğidir.

    İslam sanat anlayışında estetik, gerçeğin bir tezahürüdür ve güzellik ile yarar bir bütünü oluşturur. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde yapılmış, İslam estetik anlayış ve sanatını temsil edici nitelikte ki camiler, köprü ve çeşmeler, medreseler bu duygu ve anlayışla ortaya çıkmış şaheserlerdir. İslam estetiğinde “bir çeşme sadece su temin edilen bir yer olarak kalmamalı, aynı zaman da güzel olmalıdır” anlayışı hakimdir. Bu anlayış medeniyetimize yansımış ve eserlerde güzellik, mükemmellik ve hakikat arasındaki ilişki ortaya konulmuştur. Bu eserler görüldüğü zaman kemalin başlı başına bir güzellik olduğu duygusu yaşanır. Cemal-kemal ayrılmazlığı, ruh ve yüz güzelliği, iç ve dış güzellik ilişkisinde olduğu gibi, burada da estetik ve yarar iç içedir.

    Güç, kudret, azamet ve bu tür duyguları uyandıran her türlü büyüklük ve yücelik kemali ifade eder. Güzellik idraki, insanın ruhunda meydana getirdiği ürperti ya da deprenişlerle, “Allah’ım bunları boşuna yaratmadın!” (Al-i İmran3/191) şeklinde bir tefekküre dönüşür. Tabiatın görkem ve güzelliğinin uyandırdığı şuur, bir yolunu bulup, bu güzellikleri bahşedene yükselir. Kur’an, insanın hem dışının güzel olmasını ve hem de içinin güzel olmasını ister. Dış güzelliği olarak temiz, helal rızıktan elde edilmiş giysiler, evler, mekanlar, günlük kullanım için alınan ve hayatı kolaylaştıran eşyalarının olması yanında, iç güzellik için de, önce her türlü şirkten, küfürden ve günahtan arınma ve sonra da ibadetlerle ruhunu yüceltme tavsiyesinde bulunur. Böylece insan için gerçek güzellik ortaya çıkmış olur.

    Kur’an ayetlerinde Cennet tasvirleri de bedii zevk ve tecrübe açısından dikkat çekicidir. “Canın çektiği ve gözün lezzet aldığı her şey orada” (ez-Zuhruf 43/71). Köşkler, altın tepsi ve kadehler, göz alıcı giysiler, tahtlar, içinden ırmaklar akan bir bahçe olarak Cennet’in bizzat kendisi başlı başına estetik değerdir. İbnü’l Arabi; “Allah âlemi en güzel şekilde yaratmış ve türlü çeşit güzelliklerle süslemiştir. Gayba ait hikmetleri de bu âleme yerleştirmiştir.” demektedir.

    İslam sanat ve estetiğinde, dinin ana ilkeleri sanatı şekillendirmiştir. Temel ibadet olan namazın mümkün olduğunca cemaatle kılınması tavsiyesi, cami mimarisinin doğuşunu hazırlayan etkendir. Hutbe okuma vecibesi minberi, vaaz geleneği de vaaz kürsüsünü oluşturmuştur. Aynı şekilde temizlik vecibesi şadırvan ve hamam mimarisini geliştirmiştir. Bunun yanı sıra İslam’ın ilme ve eğitime verdiği önem medrese mimarisini, kitap ve hat sanatını, insan sağlığına verdiği önem şifahane gibi sağlık kurumları mimarisini geliştirmiştir. Müslümanlar, mimari eserlerinin hemen her karesini fonksiyonel, dini veya sosyal bir ihtiyaçtan dolayı yapmışlardır. Dünyanın çeşitli medeniyetlerindeki şehirlerin, geniş şehir meydanlarının yerini İslam şehirlerinde, daha fonksiyonel ve yararlı görülen şadırvan, çeşme veya sebil almıştır. Çevre medeniyetlerin sanatlarını aşma arzusu ile Müslümanlar fethettikleri topraklarda karşılaştıkları ihtişamlı mabetler ve diğer sanat ürünlerini gölgede bırakmayı, onları aşmayı bir amaç ve İslam’ın yüceltilmesi anlamında dini bir vecibe olarak görmüşlerdir. Milletlerin, mahalli toplulukların ve bireylerin estetik, güzellik ve sanat anlayışları ve dünya görüşleri de İslam sanatını etkilemiştir. Sanatın malzemesinde ve şeklinde mahalli zenginlikleri, estetik zevkleri ve birikimleri kullanmışlardır. Ayrıca fetih ve seyahat yoluyla karşılaştıkları medeniyetler ve kültürlerin sanat mirasından, geleneğinden yararlanmışlardır.

    İslam sanatında güzelliğin bilincinde olmak, güzel olanı ortaya koymak, yapılan işi hem estetik hem yararlı olacak şekilde yapmak esastır. “Allah her işte güzelliği farz kılmıştır” (Müslim, “Sayd”,57). Peygamberimizden (sav) bize ulaşan örneklerde de bu anlayış yer almaktadır. Şöyle ki; bir cenazeyi defnetmek üzere kazılan mezarda bir kusur görünce Peygamberimiz (sav): “Şunu düzeltin” demişti. “Biraz sonra kapanacak” dediler, “Olsun, Mü’min bir şeyi yaptığında Allah, onu güzel ve düzgün yapmasını ister.” buyurdular. Bu yaklaşım biz Müslümanlara hayatı ve çevremizde olanları, yeryüzünün görünen kısmının güzel olmasına çabalamanın yanı sıra görünmeyen yerin bile güzel yapılması gerektiğini vurgular.

    Günümüzden örnekle; son çeyrek yüzyılda yaygınlaşan çok katlı yapılar, cadde ve sokak düzenlemeleri, alışveriş merkezleri estetik anlayışımızı sorgulamamıza neden olmaktadır. İlk kez Fransa’da ortaya çıkan apartman kültürü nasıl olup da ülkemizde bu denli yaygınlaşmıştır? Bir yaşam tarzı haline gelen, devlet eliyle de yapılan çok katlı binaların hızla çoğalması medeniyetimizin geldiği son noktayı sorgulamamız ve estetik anlayışın yeniden inşasının gerekliliğini gösteren ciddi bir sorundur.

    Medeniyet, toplumun bilim, sanat ve kültürü, bir yaşama biçimidir. Medeniyet içerisinde estetik ise, medeniyetin kimliğine ve şahsiyetine ait yapıcı bir unsurdur. İslam medeniyeti, tarihi süreç içerisinde insanlara sunduğu hayat nizamını estetik dünyasıyla sağlam bir zemine oturtmuştur. Ayrıca inşa ettiği dünyada insanlar, estetiği hem yaşamış hem inşa sürecine katkıda bulunarak her devirde ayrı bir zenginlikle yer almasına vesile olmuşlardır. Medeniyetlerin vitrini mahiyetinde kabul edebileceğimiz estetik, insanın gündelik hayatından edebiyata, mimariye, musikiye değin onlarca alanı düzenleyici bir unsurdur.

    Ecdadımız sadece sokakları ve evleriyle değil aynı zamanda mezarlıklarıyla, bahçeleriyle, çeşmeleriyle, insana hürmeti esas alan anlayışıyla önümüzde eşsiz bir örnek olarak durmaktadır. Nice kervansaray, imarethane, şifahane, köprü, kemer, han, medrese ve nice vakıf eseri bizlere estetiğin nerede başladığını ve nerede bittiğini gösterir.

    Göz önünde taklit edilebilecek asli örnekler varken eskisi yıkılmakta veya yeniden hiçbir mimari üslupla bağdaşmayan bir şekilde ortaya çıkarılmaktadır. Estetik anlayışımızı yeniden kazanmak için estetik tüm değerlerimiz özümsenerek, taklit etmeyle başlanıp, çağımızın teknoloji ve imkanları da kullanılarak zamanla yeniden doğması sağlanmalıdır. Bu estetik anlayış bizi tarihimize bağlayan, dinin de ölçülerini dikkate alan nitelikleri barındırmalıdır. Bu şekilde, mimari kültürümüz ve şehirlerimiz başta olmak üzere milletimizin vücuda getirdiği kültürel unsurlar batılı tesirlerden kurtularak kendi benliğine kavuşacaktır. İnsanımızın kendisini sorguladığı mekanı, giyimi, iş yeri ve çevre düzeni hatta davranışlarına kadar kendisine çekidüzen verdiği bir süreçle devam edecektir.

    Modern hayat ya da medeni olmak fende, bilimde ileri olmak şeklinde tanımlanır. Oysa medeni olmak, estetik bakış açısını yaşam tarzına, hayatına yerleştirmek, estetik davranış sergilemektir. Medeni olmaktan anladığımız modernlik, ilericilik zaten estetiğin ulaşmış olduğu noktadır.

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.