eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Nurcan ŞARLAYAN

İlk, orta ve lise eğitimini Kırıkkale'de, Üniversite Eğitimini Gazi Üniversitesi Meslekî .Eğitim Fakültesi'nde tamamladı. Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Eğitim Yönetimi ve Denetim alanında Tezli yüksek lisans eğitimini tamamladı. "Estetik Eğitim" isimli tezi, aynı konuda yayımlanmış yazıları ve "Eğitimde Nezaket" adlı kitabı bulunmaktadır.

    İnsani Davranışlar ve Mutluluk

    Yeryüzünde halife olarak görevlendirilen insan Kur’an-ı Kerim’de biyolojik, psikolojik, sosyolojik planda ele alınır. Kendisine doğru yol gösterilmiş, böylece değerlerin bilincine varmasını ve onlardan ahlâk kanununun buyurduklarını, aynı zamanda kendisinin de iyiliğine olanları seçmesini sağlayacak şekilde donatılmıştır. 

    İnsanın bedeni ve ruhi yönü farklı ihtiyaçlara sahiptir. Bedeni oksijen, hidrojen, kalsiyum, magnezyum, demir, azot gibi unsurlardan meydana gelmiştir ve bunlara ihtiyacı vardır. Ruhu ise hayır, sevgi, saygı, fazilet, iyilik, dostluk, yardım, kardeşlik, adalet gibi değerlerle dolu ve bunlara muhtaçtır. İnsanın mutluluğu hem bedenin hem de ruhunun ihtiyaçlarının giderilmesine bağlıdır. İnsan, hayat yolu adı verilen kendini tanıması ve bilmesi gereken bir yola çıkmıştır. Mutlu olmak için bu yolda kendi içini tanırken dış dünyayı da görmelidir. Tefekkür etmeli tabiatı incelemeli, en ufak şeylerdeki, en büyük sanatı keşfetmeli, ahlaki davranışları karakterine yerleştirerek mutluluğa yol almalıdır.

    İçtimai anlamda mutlu olmak dünyadan uzaklaşarak olmaz. Asıl meşakkatli olan ferdî mutluluğu yakalama çabasında, nefsi yenme çabasında olup, bunu tam da toplum içinde yapabilmektir. Eflâtun’a göre insanı mutluluğa götürecek şey, ne güzelliği ne asil bir aileye ve çevreye sahip oluşu, ne de hizmetlerini yerine getirilenlerin oluşudur. Bunların hepsi aynı anda bile bulunsa insanın mutlu olması için yeterli değildir. Onun için mutluluk elde edilmesiyle, onu kazanacağı bir bilgi ve onu hayatına geçirmesiyle olacaktır.

    İnsan, mutluluğu ulaşmak istediği bir gaye olarak görür. Yani sonuç olarak düşünür. Oysa mutluluk insandan insana değişen bir süreçtir. Bazı insanlar için mutluluk, bedeni sağlığa sahip olmak; bir kısım insan için zenginlik; diğer bir kısım insanlar için elde edilen başarı; bir başka bölüm insan için de sağlam düşünceli ve inançlı olmaktır.

    İslam ahlakında ise mutluluk, hikmet, şecaat, iffet ve adalettir. Tabi olarak insanın içinde bulunduğu durum, mutluluk kavramının göreceli olmasının nedenlerinden biridir. Fakir bir kimse için mutluluk zenginlik iken, hasta için sağlıklı olmaktır. Mevkisinin düşüklüğünden yeis duyan bir kimse için makam veya mevki sahibi olmaktır. Farkına varan bir insan için ise yüksek mutluluk, ruhi mutluluktur. Böyle bir mutluluk, ilahi nur ile aydınlanır. İlahi hakikatler akıldan kalbe değil, kalpten akıla doğru yol alır. Sosyal hayatta insanlar üç türlü gayenin peşinden koşarlar: zevk, şeref ve hikmet. Elbette, bunlar içinde en üstünü hikmettir. Onun kazandırdığı mutluluk en yüksek mutluluktur. Bu yüzden, denilir ki, aklın zevki, en üstün mutluluğu verir. Cesaret, doğru bilgi, Allah’a yaklaşma, mutlu olmanın sebepleridir. Her varlığın mutluluğu, kendine has olan fiillerin, onda tam ve mükemmel olarak meydana gelmesine bağlıdır. Mutluluk, bedeni zevklerle elde edildiği zaman insanın mertebesi düşük seviyede kalır; veyahut ruhi zeminde meydana gelerek yüksek derecelere erişir.

    Kendi fıtratı ile tam bir denge içinde olan, doğasının kaynağını merak edip, arayarak ve bu arayış içinde bütün ile uyumlu bir hakikâte ulaşıyorsa kişi, mutlu bir kişidir. Aristoteles Nikomakhos’a Etik’te şöyle der: “İnsanın bu dünyada yaşayışı nasılsa âhirette de o mutluluk devam eder”. Aristoteles’in bu açıklaması iki dünyalı bir mutluluk anlayışı fikrini doğurur.  Bu açıklama İslâm inancıyla uyum içindedir. Farabî‘nin ahlâk felsefesinde mutlu olmak, her insanın fıtratı gereği istediği şeydir. Mutlu olma isteği doğrultusunda yapılanlar en değerli amaç ve en ahlâkî çabadır. Farabî eğitimin önemine de vurgu yapar. Herkesin mutluluğa ulaşma yolunda insanın bir öğretmen veya rehbere ihtiyacı olduğunu belirtir. Farabî için ahlâk çizgisi, iyi davranışlar ve eğitimle başlayıp, nihai hedef olarak mutluluğa kadar uzanır. İnsan mutlu olmak için yaratılmıştır. Elbette bu mutluluğu günümüz deyimi ile haz ve keyif olarak mutluluk şeklinde yorumlamak doğru değildir. Hakikatin bilgisine erişmek, mutluluktur. Özetle Yaradan’ı bulan mutludur. Farabî’de temel hedef bu mutluluktur. İnsan mutluluğu elde edince her türlü tatmini onda bulup başka hiçbir şeye ihtiyaç duymaz (Fusûlü’l-medenî; et-Tenbih).

    Mutluluğa ulaşmanı yolu ise insanın maddî yönünü tamamen bastırması ve nefis terbiyesinden geçer. Ruh, maddenin üzerinde yarattığı baskıdan kendini kurtararak özgürlüğüne ulaşır. Aksi olarak da tembellik, ruhu ihmal edecek davranışlar, utanmazlık, kalbin taşlaşması gibi nedenler da mutsuzluğa neden olan şeylerdir.

    Asıl olarak mutluluk, ruhun bir faaliyetidir. Mutluluk için önemli olan faziletli olmak; erdeme uygun davranışlardır. Filozoflar, biri düşünce fazileti, diğeri karakter fazileti olarak iki tür fazilet kabul ederler. Düşünce faziletinin eğitimle oluştuğu, ikincisinin ise alışkanlıklarla edinildiği kabul edilir. Yani, insan, adil davranışların ve ölçülü davranışların tekrarı ile adil ve dengeli olur. Güzel ve iyi davranışlarla güzel ahlak oluşur. Esasen hem birey hem de toplumun barış, huzur ve mutluluğu, ahlakî değerlerin varlığına ve yaşatılmasına bağlıdır. Zira toplumların sahip oldukları kültür ve medeniyeti oluşturan inanç, sanat, tarih, bilim, ahlak, din, dil gibi temel öğelerin her biri, bir değerdir. İçinde birçok farklı özellikler barındıran değerler, insanlık tarihi kadar eski, öğrenilerek nesilden nesile aktarıldıkları için de süreklidir.

    Mutlu olma eyleminin ahlâk ile ilgili olduğunu düşünen Farabî onun iyi ile bağlantısını kurar. Ona göre yapılan her iyi iş mutluluk yolunda atılmış bir adım sayılmaktadır. Mutluluğa ulaşma yolunda dengeli orta yol düşüncesi Aristoteles ve Farabî’de ortaktır. İfrat ve tefritten uzak orta yol mutluluğun geçtiği yoldur. Bu yolun insan ve toplum yararı gözetmesi gerekir. Bu tam olarak nefsin isteklerini her konuda terbiye etmektir. Ruh ancak bu terbiye ediş sayesinde kendisini gösterebilecek ve gerçek mutluluğu bu kirden arındıkça görebilecektir. İnsan teslim olmadan, Allah’ın koyduğu kanunlara boyun eğmeden mutlu olamayacaktır. Bunun dışındaki arayışlar insanı yanlış yerlere kaydıracaktır.

    Mutluluğa ulaşmış erdemli insan, yaratılmış her canlı ve nesnede güzeli, sırrı gören insandır. Onun gördüğü “çirkinin içinde güzel tarafı görmek” değildir artık. Sadece güzel görmektir. Yani onun için artık çirkin yoktur. Baktığında gördüğü sadece güzeldir.

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.