Sözlükte “utanma, çekinme; tövbe, vazgeçiş” gibi anlamlara gelen hayâ kelimesi, ahlâk terimi olarak “nefsin çirkin davranışlardan rahatsız olup onları terk etmesi, kötü bir işin yapılmasından veya iyi bir işin terkedilmesinden dolayı insanın yüzünü kızartan sıkıntı” olarak yer alır. Haya ve hayat aynı kökten türemiş kelimelerdir. Türkçe’de genellikle hayânın eş anlamlısı olarak “âr” kelimesi kullanılmaktadır.
Hayanın bir diğer adı olan utanma, insanın benliğinde yer alan, hem kendisiyle ilgili hem de dış çevreden gelen uyaranları ahlâkî bakımdan eleyen, süzgeçten geçiren bir kontrol mekanizmasıdır. Utanma, ahlâkî gelişimin temelini oluşturur. Ahlâkî bakımdan olgunlaşma; doğruyu yanlıştan ayırt etme, bu ayrıma göre davranma, dürüst davranışlarda bulunma, bir kimsenin standartlarını bozan suç ve utanç gibi kavramlarla ilgili ilkelerin, fikirlerin bütünüdür. Utanma, ahlâkî gelişimin temelini oluşturur. Çocukta, vicdanın uyanmaya başlamasının en önemli belirtilerinden birisidir.
Utanma duygusu insanda daima ahlâkî yargıda bulunabilmesini sağlar. Bu duygu, ahlâkı besleyen dinamik bir özdür. Utanma duygusu, beynin ön bölgesinde, sosyal becerileri kapsayan alana kaydedilmiş olarak bulunur. Bu duygunun zıddı ise, yüzsüzlük, duyarsızlıktır (N.Tarhan). Her insan utanma duygusuyla dünyaya gelir, ama farklı utanma görüntülerine sahip olmaları eğitimle şekillenir (B. Bayraklı). İbn Miskeveyh’e göre de utanma, nefsin kötülük yapmaktan kaygı duyması, kınanmaktan ve yerilmekten sakınmasıdır. Ahlâkçılara göre utanma duygusu, iyi insan olmanın önemli belirtilerinden birisidir. Utanma duygusundan yoksun olmuş bir kimseyi, kötülükten alıkoyacak şahsi bir engel kalmaz. Nitekim hayâ güzellik, hayâsızlık çirkinliktir. İyilik, alâmetlerini ar ve hayâ; kötülük, alâmetlerini arsızlık ve hayâsızlık şeklinde gösterir. Hayânın ahlâkı koruma işlevi mevcuttur. Zira, hayâdan mahrum olmuş insanı artık kötülükten alıkoyacak, haramdan uzaklaştıracak bir engel kalmaz; bu kişi dilediğini yapar, istediği gibi yaşar. “Eğer utanmıyorsan istediğini yapabilirsin” (Buhârî) hadisi ayıplanmaktan kaygı duymuyor, utanmıyorsan artık seni kötülükten alıkoyacak bir güç kalmamış mealinde, hayânın kötülükten alıkoyan ahlâkî işlevinin önemine işaret etmektedir.
Hayâ konusunda psikolojik ve ahlâkî tahliller yapan Gazzâlî’ye göre çocukta temyiz melekesinin ilk alâmetlerinden biri hayâ duygusunun belirmesidir. Çocuğun mahcubiyet duyup bazı fiilleri terketmesi onda akıl ışığının parlamaya başladığının göstergesidir. Böylece çocuk, kendi muhakemesiyle bazı şeyleri çirkin görmeye ve onları yapmaktan çekinmeye başlar. Gazzâlî, bu noktadan itibaren çocuğun eğitimiyle ilgilenmenin önemini belirterek bu eğitime yemek ve sofra âdâbıyla başlanmasını tavsiye eder (İḥyâʾ, III, 72). Mâverdî çocukta gözlenen hayâyı, onun tabiatındaki samimiyetten kaynaklanması sebebiyle büyüklerin riya ihtimali taşıyan hayâsından daha değerli sayar.
Utanma duygusu, onurun, haysiyetin insandaki bekçisidir. Bu duygu sayesinde insan hem kendi onurunu korur hem de başkalarının onuruna saygı duyar. İnsanın ahlâkî olgunluğuna katkıda bulunan utanma duygusunu yok etmek, kişinin bencilleşmesine, sorumsuzluğuna ve vicdani kaygının yok olmasına neden olur (N.Topçu). Hayâ dediğimiz utanma duygusu, insanı insana yakışmayan fena davranışlardan, çirkin hareketlerden alıkoyar.
Her toplumda bireylere nelerin utanma konusu olduğu, kültür aracılığıyla benimsetilir. Utanma ile ilgili değer yargıları kültürel olarak ifade edilir ve bir topluluktan diğerine farklılık gösterir. Fakat evrensel olan gerçek insanın haya duygusu ile terbiye ve tezyininin kişiyi hem cemale(güzelliğe) hem de kemale(olgunluğa) doğru götüreceğidir.