eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
7°C
İstanbul
7°C
Çok Bulutlu
Pazar Açık
8°C
Pazartesi Çok Bulutlu
11°C
Salı Yağmurlu
12°C
Çarşamba Hafif Yağmurlu
5°C

Hanife Çakır: Okumaya takvim yapraklarından başlayın…

Hanife Çakır: Okumaya takvim yapraklarından başlayın…
21.08.2021 13:00
0
A+
A-

Sunuş:

Bu cumartesi röportajımızı hikaye yazarı Hanife Çakır ile yaptık. Kendisi Trabzon doğumlu. Hikaye ve denemeler yazıyor. Halen yaşamını İstanbul’da sürdürüyor. Kendisinin yazı röportajını okumalarınıza sunuyoruz.

     Hepimiz bir şeyler okuruz, fakat kitap okumaktan söz edilince parmakla gösterdiğimiz birkaç kişi vardır. Bir çoğumuz için imrenilecek bir durumdur bu,  bazıları için zaman kaybı. Çünkü onlar her şeyi bilirler. Okumak; düşünmekle başlar, sorgulamakla bir sürece girer, cevap aramakla devam eden bir öğrenme açlığıdır. Alışkanlık olduğunu kabul etmemiz bu yüzden. Öğrendiğimiz her yeni şey bir başka soru, bir başka ufku belirler bize ve böylece devam eden sürece okuma alışkanlığı deriz. Aslında bizi biz yapan bilgilere sürekli bir yenisini eklemek, eklediğimizi geliştirmektir.

    Kaliteli okuma, ancak okumanın sınırlarının nereye ulaştığını anlamakla mümkün olabilir. Bunun için bilgiyi hangi nedenle yazdığı bilinen yazarlar tercih etmek gerekir. Bütün bunlara ulaşmak için ise  okuyup, iyi okuma tecrübelerini paylaşan entelektüel çevreler iyi referansları dikkate alınabilir. Bir süre sonra ulaşılan okuma sınırları, artık kendimizin, iyi okuma referanslarımızı oluşturmamızı sağlar ve bu sayede, kişiyi yönlendirebilecek

kaynak tehdidi ortadan kaldırır.  Ve dış kaynağa ihtiyaç olmadan iyi okumalar yapabiliriz.  Yapmalıyız da zira birçok kitap saçma hayal, özlem kurmacalarıyla dolu. “Seninle tarhana karıştırmayı özlüyorum” gibi bir cümle okumuştum bir yerlerde zihnimde olmadık bir çöplük oluşturduğum için kendime kızdım. Oysa sadece kitabı açıp gözüme ilişen tek bir cümleyi okumuştum.

    Okumak, dinin ilk emri. Uygulamak da bizden istediğidir. Ama şu gün birine ne okudun desek-bugünün yirmi yıl öncesi olduğunu varsaymamız gerekecek- takvim yaprakları diyecektir. Seksen beş yaşındaki annem de takvim yapraklarını okuyor. Kendi kendine okuma yazmayı öğrenen biri için her gün bir yaprak fazlasıyla bilgi birikimi olabilir. Dijital çağa geçiş yaptığımız bu dönemde takvim yapraklarını okuyan da yok maalesef. En çok duyduğumuz şikayetlerden biri “çocuklarım kitap okumuyor.” Çocuklar gördüğünü yapar, çok duyduk bunları ama gerçek olan bu. Çocuğunun kitap okumasını isteyen, onunla birlikte alıp kitap okuyacak. Çocuğuna masal okuyacak demiyorum, çocuk kitap okurken annesi, babası da onunla birlikte kitap okuyacak. Ya da anne baba kitap okurken çocuk önce taklit edecek, sonra merak. 

   Yabancı dil öğrenmek isteyen birine günde sadece iki kelime ezberlersen bir yılda birçok kelimeyi öğrenmiş olursun dediğinde. “Onda ne var çok basit” diyecektir. Bir yıl sonra konuşun hala aynı yerde olduğunu fark edersiniz. Basit gördüğümüz ne varsa başaramadığımızdır. Okuma temelimiz öğrenmek üzerine olursa bir kitabi birçok kez okuruz. Fakat asıl soru nasıl okuma alışkanlığı ediniriz? Günde sadece beş sayfa ihmal etmeden okuyacağım demeli insan kendine. Çok basit görünebilir ama okuma alışkanlığı olmayan biri için bu çok zordur. Okuduğunuz kitap eğer iyi bir kitapsa bu beş sayfa ile sınırlı kalmayacaktır. Öğrenmeye başladığınızda ise artık sayfa saymayı bırakırsınız. Ahveş’in keçisi hikayesini bilen bilir. Kısaca öğrenmenin kalıcılığı için öğrendiğini aktarmak gerektiğini anlatır hikâye.  Kimseyi bulamadığı zamanlarda keçisine anlatır öğrendiklerini. Öyle ki keçi alıştırıldığı üzere Ahveş anlatmaya başladığında  kafasını sallayıp tasdikler, anlayıp dinlemeden kafa sallamak buradan gelir. Feynman tekniğinden çok daha eskilere dayanır bu öğrenme biçimi. Daha kısa ve daha özettir aynı zamanda. 

  Türkiye; Dünya kitap okuma sıralamasında seksen altıncı. Bunların yarısının saçma sapan aşk kitapları olduğunu varsayarsak, kitap okuma konusunda kendimizi daha çok geliştirmeli diye düşünebiliriz.

Osmanlı ve cumhuriyet döneminde kitap konusunda çok geri kaldık. İslam tarihinde; Abbasî döneminde Bağdat sonra Fatımiler döneminde yani, Endülüs kitap konusunda o dönemin en iyisiydi. Bir seyyahın söylediğine göre, sadece eski Bağdat’ta yüz kütüphane varmış.  Günümüz çağdaş Türkiye’sinde  başkent Ankara’da kaç tane kütüphane var? Karşılaştırdığım zaman eski çağlardaki Bağdat, Semerkant gibi şehirler bir uzay çağı yaşıyorlarmış diye düşünmekten kendimi alamıyorum.  

    İnsan kendine bahaneler uydurmaya başladığında buna herkesin inanacağını sanır. Ben kitap okuyamıyorum vakit bulamıyorum, kitabı elime alınca uykum geliyor, sayfaları bulanık görüyorum gibi. Kitap okumaya vakit bulamayanlar akşam on sekizden, yirmi üçe kadar tv izler gün içinde en az üç saat telefonla oynar, sayfaları bulanık görür ama hiç gözlük kullanmaz. Bahane uyduranların aksine kitap okuyanlar onların saatlerce baktığı televizyona gözlüksüz bakamaz ışık rahatsız eder. Kitap okumak sessizlik sakinlik ister. Genel olarak herkesin ortak fikridir ama şu var ki okumak sakinleştirir, beraberinde sessizlik getirir. Bir evde herkes kitap okursa çok sessiz olduğunu göreceksiniz.  Takvim yaprakları çok çabuk eksiliyor bugünün tarihinden başlayın. İnsan ölür bilinç ölümsüzlüğü için öğrendiğinizi öğretmeniz gerekir.

ETİKETLER: , , ,
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.