
Bu haftaki röportajımızı Prof. Dr. Cağfer Karadaş ile yaptık. Bir kelam hocası olarak ilmi meseleler üzerine yazdığı otuz kadar eseri olan, farklı alanlarda genişçe etkileşimi olan çok yönlü bir kişilik. Zengin bir görev ve çalışma müktesebatı mevcut. İlmi meseleler üzerine, ders, konferans, televizyon programları yoluyla görüşlerini kamuoyu ile paylaşmakta. . Halen Bursa Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi olarak çalışmalarını sürdürüyor. Tefekkür yolculuğunuza merak saikini dahil eden, zihin açıcı bir roportaj oldu. Her satırının istifade edilecek yanları mevcut. Alakanıza efendim.
Maarifin Sesi: 1. Okuma nedir? Nitelikli bir okuma nasıl yapılmalıdır? Bir “okur” tarifi yapar mısınız?
Prof. Dr. Karadaş. İnsanı okumaya sevk eden en temel iki saik, merak ve ihtiyaçtır. Merak bazen içten bazen de dıştan kaynaklı olabilir. Arkadaşın okuduğu bir kitabın merak edilmesi, tavsiye üzerine merak etme, popülerlikten kaynaklı merak etme şeklinde dıştan kaynaklı olan merakların yanında birtakım duygularının tatmini, bazı bilgilerin merak edilmesi, yeni bir düşünce açılımı veya salt bilgilenme arzusu içten gelen meraklardır. İhtiyaçlar ise mesleki gelişim ve eksik bilgiyi tamamlamaya yönelik olur. Merak ederek yapılan okumalar daha amatörce ve özgürce iken ihtiyaç dolayısıyla okumalar profesyonel ve zorunluluk arz etmektedir.
Nitelikli okuma neyi, niçin ve hangi amaca matuf olduğunu bilerek yapılan okumadır. Merak saikiyle yapılan okumalarda bile eğer kişi merakını bilgiye, bilgiyi faydaya, faydayı da faydalandırmaya dönüştürebiliyorsa hem kendisi hem de çevresine katkı sağlıyor demektir. Zaten ihtiyaç türü okumalarda fayda amaç olduğu için onun burada zikredilmesine gerek yoktur.
Herkes aldığı için kitap alan, herkes okuduğu için kitap okuyan veya okur gibi görünen kişinin fayda sağlaması bir yana mali ve kişilik kaybına uğraması bile söz konusudur. Mali kaybı faydaya dönüştüremediği veya ihtiyacı olmadığı halde kitaba yatırım yapması, kişilik kaybı ise başkalarına özenen hatta okur gibi görünmek suretiyle çift kişilikli bir yapıya evirilmesi ihtimalidir. Başkalarını samimi olarak örnek alma kültür, sosyal hayat ve ahlak bakımından olumlu gelişmeye yol açıyorsa çok iyidir, faydalıdır hatta gereklidir. Ancak örnek almak yapmacık öykünme şeklinde gösteriş ve kandırmacaya yönelik olduğu takdirde anlamsız, zaman ve kişilik kaybıdır.
Öyleyse okuma beni ben yapan tarafımı takviye eden, bilincimi ve yeteneğimi geliştiren bir eylem olmalıdır. Bunun bir başka anlatımı fıtratını koruyan, aklı doğru kullanmaya götüren ve iradesini hayır yönünde çalıştıran okuma hayır, fayda ve güzellik getirir. Bu nitelikteki okuma sadece okuyucuya değil, çevresine de örnek kişilik temsili bakımından katkı sağlar.
Maarifin Sesi- 2. Düşünce ile insan, iç terbiye ve davranış terbiyesi arasında nasıl bir ilişki kurarsınız?
Prof. Dr. Karadaş: İnsan düşüncesi ve tercih kabiliyetiyle diğer yaratılmışlardan ayrılır. Bu da Yüce Allah’ın verdiği akıl ve irade imkânına dayanır. Akıl ve irade de beş duyudan alınan algılardan, nakille gelen haber bilgisinden ve insanın içinde oluşan duygulardan beslenir. Bu sıralamaya bakıldığında birinde oluşabilecek eksiklik veya bozukluk tüm mekanizmaya yansır. Sözgelimi gözün yanlış algılaması akıl ve iradenin doğru karar vermesini engeller. Aynı husus haber bilgisi için de geçerlidir. Yalan veya manipüle edilmiş bir haberin düşüncede ne gibi olumsuz sonuçları doğuracağını haberin evimize ve cebimize kadar geldiği bugün daha iyi anlıyoruz. Yalan bir haberin bazen kitleleri tahrik ettiği, hayatları kararttığı, itibar suikastına yol açtığı veya dönülmez hasarlara neden olduğu bilinen bir gerçektir. İnsanın içine doğan duygular da aynı şekilde etki edebilir. Şeytanî vesveselerin oluşturduğu kötü duygular insanı vahim hatalara veya belalara sürükleyebilir. Heyecanlı bir duygusallıkla aldığımız kararla üzüntü veya korku içinde aldığımız kararların farkı herkesim malumudur. Bu iki durumu oldukça asgariye indirerek alınan kararlar ise daha sağlıklıdır.
Bu çerçeveden baktığımızda insanın hem iç duygu terbiyesine hem de dış davranış terbiyesine şiddetle ihtiyaç duyduğu açıktır. İç terbiyeyle insan duygularını kontrol altına alma veya kararlarına yansımalarını belli bir düzene sokma imkânı bulur. Aksi takdirde halk arasında “duygularının esiri olma” diye adlandırılan olumsuz durumlara düşmek kaçınılmazdır. Tasavvuf geleneğimizdeki “kalbi arındırma ve nefsi terbiye etme” yöntemi ve amacı tam da duyguları frenleme, düzenleme ve faydalı olana yönlendirmeyi ifade eder. Çünkü duyguları tamamen yok etmek insanı köreltmektir. Yapılacak işlem frenlemek, düzenlemek ve yönlendirmek olmalıdır. Bunu yapacak olan da akıl ve irade kabiliyetidir. Aslında bütün düşünme mekanizması birlikte çalıştığında ancak doğru ve faydalı sonuçlar alınabilir. Benzetme yapmak gerekirse duygular bir arabanın gaz pedalı, akıl ise frendir. İkisinin dengeli ve yerinde kullanılması aracın verimli ve amacına uygun kullanılmasını sağlar. Gaz pedalının ihmali hareketsizliği veya ataleti, fren pedalının ihmali ise yoldan çıkmayı veya bir yere çarpmayı beraberinde getirir. Demek ki duyguları ve aklı dengeli kullanarak iyi ve faydalı bir düşünceye ulaşmak mümkündür.
Davranışların kontrolü ise hukukî ve ahlakî kuralların işletilmesiyle gerçekleşir. İlk insandan bugüne gelen peygamberlerin amacı da insanı hukuk ve ahlak çerçevesinde bir davranışa yönlendirmek olmuştur. Hukuk, adalet çerçevesinde hakların korunmasını ve sorumlulukların yerine getirilmesini sağlarken ahlak vicdanın devreye girmesiyle çevreye karşı merhametli ve şefkatli bir tutum takınmayı sağlar. Bunun için insanın sağlam bir öndere ve örneğe ihtiyacı bulunmaktadır. “Ben öğretmen olarak gönderildim” buyuran Rahmet Peygamberi’nin hayatı örnek alınabilecek zengin tecrübe havuzudur. Kadınlara, erkeklere, yaşlılara ve çocuklara muamelesiyle O tam bir ahlak numunesidir. Demek ki öğretmenlerimizin öğrenciler için hem önder hem de örnek olmak gibi bir sorumlulukları bulunmaktadır.
Maarifin Sesi: 3. Kısaca çocuk, muallim, mürebbi tarifi yapabilir misiniz?
Prof. Dr. Karadaş: Çocuk eğitimin hamuru, muallim ve mürebbi ise şefkatle ve maharetle o hamura kıvam ve şekil veren ustadır. Burada muallim ve mürebbi birbirini tamamlayan iki unsurdur. Muallim öğreten, mürebbi ise terbiye edendir. Öğretmen hem öğreten hem de edep ve estetik kazandıran bir rolde olmalıdır. Ama öncelik öğretmenin kendisinin bu özellikte olmasıdır. Sadece bilgisi olup edep ve estetikten yoksun bir öğretmenin öğrenciye vereceği şey kuru bilgiden ibarettir, bunu bir kitabın veya bilgisayar cihazının vermesi de mümkündür. Hâlbuki öğretmen rol model olmak durumundadır, öğrenciye bilgi yüklerken aynı zamanda edep ve estetik kazandırmalıdır.
Öte yandan öğretmene teslim edilen öğrenci aynı zamanda emanettir. Emanet yönüyle öğretmen öğrencinin fıtratını bozacak veya aşındıracak bir faaliyet içinde olmamalıdır. Modern zamanların beyin yıkama faaliyeti veya toplum mühendisliğinin insanlığı getirdiği nokta izahtan varestedir. Verilecek eğitim hem fıtratı koruyan hem de öğrenciye yaşama noktasında tecrübe ve donanım kazandıran bir faaliyet olmalıdır. Fıtrat dediğimiz husus kişilerin cinsiyet, kabiliyet ve donanım olarak doğal halini korumaktır. Bir erkeğe kadın, bir kadına erkek muamelesinde bulunmak ne kadar zararlıysa, solak olan bir çocuğu sağ elle yazı yazmaya zorlamak da aynı şeydir. Benzer şekilde zeka engelli bir çocuğa zeki muamelesi yapmak onu geliştirmeyeceği gibi zeki olan bir çocuğa da engelli muamelesi yapmak onu geriletmekten başka bir işe yaramaz. Her çocuğa kendi doğallığı içinde ve kapasitesine göre katkı verecek bir eğitim modeli ve yöntemi uygulamak hedef olmalıdır. Unutulmamalıdır ki her çocuk tek olarak ve kendine özgü doğal özelliklerle yaratılmıştır. Yüce Allah’ın yaratma gücü sonsuzdur, yaratmada tekrar etmesi veya aynıyla yaratması söz konusu değildir. Tıpta nasıl ki aynı hastalık bile olsa her hastaya ayrı muamele yapılıyorsa, eğitim de aynı sınıfın öğrencisi olsa bile her öğrenciye aynı muamele yapılmamalıdır.
Yüce Allah’ın insanlara buyruklarını gönderirken içlerinden seçtiği bir peygamber vasıtasıyla göndermesi eğitim öğretimde öğretmenin ne kadar önemli olduğunu gösterir. Bu yüzden bizler dini bilgi olarak Yüce Allah’ın vahiyle indirdiği Kur’an’ın yanında masumiyet sıfatıyla donatıp görevlendirdiği Rahmet Peygamberi’nin sünnetini de dikkate alırız. O’nun sünneti ilahi kelam olan Kur’an’ın açıklaması, uygulaması ve hayata geçirilmesidir. Bütün bu işlemlerde önder ve örnek kişiliğiyle Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed Mustafa bir numune-i imtisaldir.
Maarifin Sesi: 4. Eğitim, öğretim, talim, terbiye kavramları sizde nasıl bir Türkiye hayali uyandırıyor?
Prof. Dr. Karadaş: Türkiye’nin yarınları eğitimle şekillenecek, gelişecek ve kalkınacaktır. Bu noktada esas ve öncelikli gelişme ahlak, kültür ve sosyal hayatta olmalıdır. Teknik ve teknolojideki gelişmenin önemi asla inkar edilemez ama iç ve dış terbiye almamış bir kişinin ve toplumun elindeki bilim, teknik ve teknoloji Hiroşima’ya atılan atom bombasına dönüşür, Gazze’de olduğu gibi iki milyon kişinin yaşadığı küçük bir toprak parçasını Ashabu Uhdud kuyusuna çevirir veya Firavunun Yahudileri sıkıştırdığı deniz kıyısına döndürür. Gazze olayında sormak lazım Firavun kim, Yahudiler kimin askerleri oldular veya deniz kenarına sıkıştırılmış mazlum Filistinliler neyi temsil ediyorlar?
Çağdaş gelişmeler olumlu veya olumsuz bize çok dersler verdi. Bunlardan yola çıkarak dinî ve tarihî mirasımızı ve kültürel birikimimizi değerli bir kaynak görerek rahmet ve şefkat dolu bir toplum oluşturma yönünde adımlar atabiliriz. Dünyada cennet kurmak ham hayaldir, bunu biliyoruz. Ama en azından dünyamızı cehenneme çevirmemek de bizim elimizdedir. Bunun için Allah’ın verdiği akıl ve irade, indirdiği kitap, gönderdiği Rahmet Peygamberi’nin sünneti, tarihi mirasımız ve kültürel birikimimiz yeterli bir imkândır.
Maarifin Sesi: 5. “Anlamak, anlamlandırmak, düşünmek.” Ne kadar doğru yapabiliyoruz? Daha iyisi için neler yapabiliriz?
Prof. Dr. Karadaş: Daha önce sıraladığımız hususların olabilmesi anlamaya, anlamlandırmaya ve düşünmeye bağlıdır. Kendimizi anlamak, çevremizi anlamak, dünyayı anlamak, kâinatı anlamak, bütün bunların Yaratıcısı ve Hükümranını anlamak başlangıç noktasıdır. İşte düşünme ve fikir üretme dediğimiz tam da budur. Sonra bunu anlamlandırmak yani başkalarına öğretecek ve nakledecek kıvama gelmek ve uyumlu, tutumlu, tutarlı kişilerden oluşan tatlı ve huzurlu bir toplumsal hayatın oluşmasına gayret göstermek. Bunu yaparsak doğru gidiyoruz demektir. Eğer bir yanlışlık varsa geriye doğru başta kendimizi, kaynaklarımızı, imkânlarımızı ve şartlarımızı ve bunların ne kadar doğru anladığımızı yeniden gözden geçirmemiz gerek.
Maarifin Sesi: Bu röportaj için size çok teşekkür ediyoruz.
Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ: Ben teşekkür ederim.
19 Cemaziyelevvel 1445 / 2 Aralık 2023
(*)Prof. Dr. Cağfer KARADAŞ
1964 yılında Sivas merkez Kartalca köyünde dünyaya geldi. Kayseri İmam-Hatip Lisesini 1984, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesini 1989 yılında bitirdi. Aynı Üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsünde 1991’de yüksek lisansını, 1997’de doktorasını tamamladı. 1992-1993 yıllarında alanı ile ilgili araştırma yapmak için 8 ay Şam’da bulundu. Türkmenistan Devlet Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde 1999-2000 öğretim yılında ders verdi. 1999’da Yardımcı Doçent, 2004’te Doçent ve 2010 yılında Profesör unvanını aldı. 2012-2015 yılları arasında Abant İzzet Baysal Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı olarak görev yaptı. 2018-2019 yıllarında Kıbrıs Sosyal Bilimler Üniversitesi Dini İlimler Fakültesinde misafir öğretim üyesi olarak göreve yaptı. 2015-2020 yılları arasında Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu üyeliğinde bulundu. Hâlen Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kelam Anabilim Dalında öğretim üyeliği görevini yürütmektedir. Çalışmalarını İslam inanç esasları, Allah ve âlem anlayışları, güncel dinî konular, kelâm-tasavvuf-felsefe ilişkisi, kelâm okullarının oluşum ve gelişim süreçleri konularından sürdürmektedir. Evli ve iki çocuk babasıdır.
Yayınlanmış Kitapları
1- Muhyiddin İbn Arabi’nin İtikadi Görüşleri, Emin Yayınları, Bursa 2019.
2-Bâkıllanî’ye Göre Allah ve Âlem Tasavvuru, Arasta Yayınları, Bursa 2003.
3-Gazzâlî, İnsan Yayınları, İstanbul 2004.
4. İslam’ın İnanç Yapısı, Emin Yayınları, Bursa 2006.
5. Muhyiddin İbn Arabi’nin Düşünce Dünyası, Otto Yayınları, Ankara 2018.
6. İslam Düşüncesinde Ahiret, Emin Yayınları, Bursa 2008.
7. On Kapı Kırk Pencere -On Kısa Sure ile Son Peygamber-, Emin Yayınları, Bursa 2008.
8. Zaman Mekan İçinde İnsan ve Kaderi, Emin Yayınları, Bursa 2009.
9. Ususu’l-Akîdeti’l-İslâmiyye, Emin Yayınları, Bursa 2010.
10. Kelam Düşüncesinde Evren ve İnsan, Emin Yayınları, Bursa 2011.
11. Anahatlarıyla Kelam Tarihi, Ensar Neşriyat, İstanbul 2013.
12. Hidayet Rehberleri Peygamberler –Kur’an’da Adı Geçen 25 Peygamber-, Emin Yayınları Bursa 2013.
13. Kadere İman, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2014.
14. Düşünce Dünyamızı Aydınlatan 40 İslam Âlimi, Ensar Neşriyat, İstanbul 2015.
15. Hatem –Son Peygamber Hz. Muhammed Mustafa, Emin Yayınları, Bursa 2015.
16. Gazzalî, Plural, Köln 2016.
17. Matüridî, Plural, Köln 2016.
18. İslam ve Güven Toplumu, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2016.
19. İslam Akâidi, Anadolu Yayıncılık, Ankara 2017.
20. Anahatlarıyla Ehl-i Sünnet Akaidi, Otto, Ankara 2017.
21. Kaderin Sırrını Anlamak, Otto Yayınları, Ankara 2018.
22. Kafama Takılanlar, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2020.
23. Hatem –Son Peygamber Hz. Muhammed Mustafa (sav)- Emin Yayınları, Bursa 2015.
24. İslam ve Güven Toplumu, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2016.
24. Ateist ve Deistlere Güvenmemenin 100 Nedeni, Anadolu Yayıncılık, Ankara 2020.
25. Cağdaş İnanç Problemleri, Türkiye Gençlik Vakfı, İstanbul 2021.
26. İslam Akaidinden 40 Bahis, Türkiye Gençlik Vakfı, İstanbul 2021.
27. Kelam Düşüncesinde Allah ve Alem Anlayışları, Anadolu Ay Yayıncılık, Ankara 2022.
28. Kafama Takılanlar 2, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2022.
Editörlüğünde Yayınlanmış Eserler
1. Çağdaş İslâm Düşünürleri, Ensar Neşriyat, İstanbul 2007.
2. Kelam’a Giriş, Anadolu Üniversitesi Yayınları, Eskişehir 2010.
3. İnanç Konusunda Bilinmesi Gereken 88 Soru, Beyan Yayınları, İstanbul 2019.