eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
7°C
İstanbul
7°C
Çok Bulutlu
Pazar Açık
8°C
Pazartesi Çok Bulutlu
11°C
Salı Yağmurlu
12°C
Çarşamba Hafif Yağmurlu
5°C

Abdülbaki Değer: Okuma kesintisiz bir süreç

Abdülbaki Değer: Okuma kesintisiz bir süreç
23.10.2021 13:00
0
A+
A-

SUNUŞ:

Abdülbaki Değer, yazar, sosyolog, sendikacı ve eğitim adamı olarak müktesebatını sistem analizlerine teksif etmiş. Çok yönlü analizler yapan entellektüel bir eğitim adamı. Hatta bu analizlerini sistemin sistematik analizi diye de adlandırabiliriz. Tefekkürünü mevcut eğitim sisteminin anlama ve anlamlandırma alanlarına doğru odaklandırmakta. Kendisi şu an ki eğitim sisteminin tarihi kökleri ile batı ile ilişki ve iletişim alanları başta olmak üzere, genel gidişi ve işleyişi üzerine tahlil, teşhis ve tespit içeren alanlarında imal-i fikir eylemekte… Fikir çabası eğitimin daha çok sosyolojik bir düzleminde seyretmekte. Eğitimdeki sendikal faaliyetleri de yazılarının bir başka cepheden tecrübe aksını oluşturmakta. İdealizmi önemli bir kalem sermayesi teşkil ediyor. Özgün ve özgür bir kalem çabası, yazılarındaki en önemli önemli lokomotif güç diyebiliriz. Kendisiyle okuma, anlama ve eğitim üzerine istifade edeceğiniz bir röportaj yaptık. Alakanıza sunuyoruz.

Abdülbaki Değer ile RÖPORTAJ

Maarifin Sesi: Okuma nedir? Kaliteli bir okuma nasıl yapılmalıdır?

DEĞER: Okumanın fetişleştirildiği günümüz dünyasında okumaya ilişkin etraflı bir değerlendirme pek kolay olmuyor maalesef. Zira içinde bulunduğumuz zamanın ruhu bizatihi okumanın kendisini yani neyi, nasıl okuduğumuzdan bağımsız olarak olumlayan bir yönlendirmede bulunuyor. Okumanın iyi olduğu, gerekli olduğu o kadar çok tekrar ediliyor ki eylemi anlamsızlaştıran, etkisizleştiren bir işlev görüyor artık. İşin vahim taraflarından birisi de bu önerileri dile getiren pek çok insanın aslında gerçekleşmesini arzu ettiğimiz anlamda bir okur veya okuma eyleyicisi olmaması. Yani pek çok alanda olduğu üzere burada da yapmadıklarını, yapamadıklarını öneren bir pedagojik açıkla karşı karşıyayız. Çok güzelse, çok önemliyse siz niye yapmıyorsunuz? Siz yapmıyorsanız çok önemsediğinizi niye söylüyorsunuz? Burası işin önemli bir boyutu.

Okuma esas itibariyle bir şifre çözmedir. Semboller üzerinden inşa edilmiş bir dünyanın içine girilmesi, onda yol alınmasıdır. Bu anlamıyla baktığımızda sadece alfabe üzerinden sınırlandırılmış bir okumadan değil insanın kültürel bir varlık olmasından kaynaklanan çok daha geniş bir düzlemde okuyucu olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız. Alfabeyi bilmeden de, klasik anlamda okumayı sökmeden de okumak mümkün hale gelir. Nitekim “ümmi” olduğu belirtilen Hz. Peygambere gelen ilk emir de “oku!”dur. Okuma, içinde bulunduğumuz hayatın sınırlarını hem yatay hem de dikey anlamda genişletme teşebbüsüdür bu anlamda. Bir anlam arayışına, dizginlenemeyen bir meraka, bir zorunluluğa, içinde bulunulan ortamın veya ilişki ağının doğal işleyişine veya okuyanın kişisel arzusuna vs. dayanabilir.

Kaliteli bir okumanın nesnel kriterlerini tespit etmek kolay olmamakla birlikte neyi, nasıl, ne amaçla okuduğunuz önemli diyebiliriz sanırım. Yine de yaptığımız okumanın kaliteli olduğunu tespit etmemiz ancak okumalarımızın ardından değerlendirebileceğimiz bir şey. Zira bizi geliştirip geliştirmediğini, bize katkı sunup sunmadığını ancak okuma eyleminin ardından anlayabiliriz. Bu vesileyle burada bir iki şeye değinmek gerekiyor. Birincisi bu işte standart bir reçetenin olamayacağı hususu. İkincisi yukarıda da değindiğim üzere niteliğini ancak okuma bittikten sonra anlayabiliriz ki bu da söylendiği kadar kolay bir şey değil. Çünkü okuma kesintisiz bir süreç. Hangi aşamada bir ölçme-değerlendirme yapılacak, bunu kim yapacak? Üçüncüsü ise kaliteli-kalitesiz bir okumanın ölçüsü nedir ki ona göre uygulama haritası çıkartalım? Gerçek bir okumanın doğasında kaçınılmaz şekilde belirsize bir yönelim/açılım vardır ve nereye, ne zaman ne oranda gidileceğini, nerede ne şekilde durulacağını kestirmek mümkün değil.

Maarifin Sesi:  Düşünce ile insan; iç terbiye ve davranış terbiyesi arasında nasıl bir ilişki kurarsınız?

DEĞER: İnsanın tür olarak ayırıcı vasfı düşünce, düşünebiliyor olması. Dolayısıyla düşünce ile insan şeklinde bir kategorizasyon ne kadar mümkün ve ne kadar anlamlı çok emin değilim. İnsanın olduğu yerde düşünce, düşüncenin olduğu yerde insan vardır, olmalıdır. Çünkü aksi düşünülemez. “Düşüncesiz insan” dediğimizde ne kastediyoruz peki? Düşüncesi olmayan, tabiri caizse her tür yüklemeden bağımsız “çıplak bir varlık”tan mı bahsediyoruz? Yanlış, kabul edilmeyen bir düşünceden bahsediyoruz. Düşüncenin niteliğine ilişkin bir değerlendirme söz konusu burada. Bunun da belli bir noktadan sonra inanç, ideoloji, kültür vs. ile ilintili olduğu açık. İç terbiye ve davranış terbiyesi de ayrıştırılması kolay olmayan tanımlamalar. Hangisi nerede başlıyor, diğeri nerede bitiyor, bunları birbirinden ayrı düşünebilir miyiz? Günümüz dünyasının tanımlayıcı vasfının parçalılık olduğu günümüzde bu tarz modellerin kullanılması çok yaygın. Ancak yaygınlıkları gerçekliğe uygunluklarından mı geliyor yoksa günümüz dünyasının geçerli klişeleri olmasından mı kaynaklanıyor yakından bakılması gerektiğini düşünüyorum. İnsanı bu tarz bölen/ayrıştıran/parçalayan bir yaklaşımın sorunsallaştırılması gerektiğini düşünüyorum. İç ve dış, düşünce ve davranış birbirinden bağımsız, ayrı, yalıtık bir ilişkiden bahsedemeyiz. 

Maarifin Sesi: Kısaca çocuk, muallim, mürebbi tarifi yapabilir misiniz?

DEĞER: Çocuk sıkıntılı tarafları olmakla birlikte genel anlamda yetişkin olmamış ve yetişkin olma yönünde ailenin, toplumun, devletin müdahalede bulunduğu insandır denilebilir. Çocukluğun nerede başladığı, nerede bittiği ve hangi standart içeriğe göndermede bulunduğu net değil. Zira çağa, kültüre göre farklılık arz ediyor. Yine de insanın geçmiş ve gelecek bağlantısının maddi halkası olan çocuk aynı zamanda söz konusu müdahaleye açıklığı nedeniyle toplumsal/kültürel arzuların/beklentilerin/hayallerin doğrudan veya dolaylı yüklenicisi olarak bir yetişme sürecinden geçtiği tarihsel olarak ortadadır. Her çocuk bu müdahaleye açıklığı nedeniyle biraz da çocuktur.  Bu müdahale sürecinin aktörlerinden ikisi de muallim ve mürebbidir. Muallim belirli konuları belirli yöntem ve tekniklerle çocuğa öğreten, onu talim eden olarak nispeten daha dar ve teknik bir içerik ile ilgili iken mürebbi ise çocuğun kişiliğini, davranışlarını, düşüncelerini belirli ilke ve değerler doğrultusunda şekillendirmeye çalışan ve dolayısıyla daha geniş ve daha kalıcı etkileri içeren bir anlam haritasıyla ilgili.

Maarifin Sesi:  Eğitim, öğretim, terbiye, talim kavramları sizin zihninizde nasıl bir Türkiye hayali uyandırıyor?

DEĞER: Açıkçası bu kelimelerin alabildiğine keyfi kullanımları, kamusal konuşmamızda neye karşılık geldiği neredeyse belli olmayacak şekilde üstelik çoğunlukla birbirinin yerine geçecek şekilde kullanılmaları Türkiye’nin mevcut karmaşasını yeterince yansıtıyor. Kavramlarımız, kelimelerimiz net değil. Dolayısıyla konuşmamız açık ve anlaşılır değil. Dil doğası gereği bu tarz bir belirsizliği içinde taşıyor zaten. Ancak buna bir de herkesin neredeyse kendince anlam yüklediği kavramlar, kelimeler eklenince iletişimi sağlamak için başvurduğumuz dil en büyük iletişim engeline dönüşüyor. Bu açıdan baktığımızda bu kavramlar bir Türkiye hayali uyandırmaktan ziyade Türkiye’nin temel sorun alanına işaret ediyor. Birincisi konuştuğumuz dil Türkiye’nin sorunlarını taşımakta yetersiz kalıyor hatta giderek kendisi bizatihi sorunu büyüten bir nitelik arz ediyor. İkincisi bahsettiğimiz kavramlar Türkiye’nin sorunlarından birisinin hangi alanda olduğuna ilişkin adres tayininde bulunuyor. 

Maarifin Sesi: Okuma talimi ya da okuma temrinleri yahut buna okuma hedefleri diyecek olursak sizin önerileriniz nelerdir?

DEĞER: İlk soruda okumaya ilişkin yaptığım geniş tanıma uygun yol alacaksak işin yaşadığımız hayat ve bu hayatın nasıl organize edildiğiyle doğrudan ilintili olduğu görülecektir. Dolayısıyla bürokratik müdahaleler, sentetik çözümler yerine toplumsal hayatımızın kendi doğallığı içinde bir tür doğal ve kalıcı okumaların önemli ve anlamlı olduğu ortadadır. Kitlesel okuma fetişizminden elde edeceğimiz hasılanın zorunlu eğitimden elde ettiğimiz sonuçtan farklı olamayacağının altını çizmeliyim. Dolayısıyla doğal ve sivil ortamların hayati önemi ortadadır. Bu ortamların besleyici iklimini teneffüs edenler katı yönlendirmeler ile sakatlanmaktan korunabilirlerse kendi istikametlerini bulacaklardır. Gidecekleri yer arzu ettiğimiz yer olmasa bile nitelikli bir yer olacağı için yine de kazançtır. Hem bizim için, hem toplum için…

Maarifin Sesi: Bu röportaj için size çok teşekkür ediyoruz.

DEĞER: Ben teşekkür ediyorum.  

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.