eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Açık
30°C
Ankara
30°C
Açık
Salı Açık
31°C
Çarşamba Açık
31°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
30°C
Cuma Açık
31°C

Prof. Dr. Bilal Kemikli: Okumak, başka kelime ve kavramlarla ilişki kurmak, hüküm çıkarmaktır.

Prof. Dr. Bilal Kemikli: Okumak, başka kelime ve kavramlarla ilişki kurmak, hüküm çıkarmaktır.

SUNUŞ:

Prof. Dr. Bilal Kemikli, 1965’te Sivas’ta doğmuş. 1998’de doktorasını, 2002’de doçentliğini ikmal etmiş. 2008 yılında da profesör olmuş mütehassıs Türk İslam edebiyatçısı bir ilim adamı.

Yazmak için dolmak, dolmak için de olmak ve okumak gerektiğine inanan bir yazar. Kendine has bir yazı, kalem, okuma ve tefekkür hikâyesi var. Kendisi ‘okumalarını bitirdikten sonra dışarı çıkan ve yürüyerek düşünen bir tefekkür aleminin sahibi. Sokaklarda dolaşırken yazıyı zihninde kuran bir yazar. Masa başına oturduğu zaman bir tek yazması kalan yazıyı, kalem alıp kağıda dökmekte.

Şiir ve Hikmet, Mihenk ve Çiğdem Derki Ben Alâyım isimlerindeki kitapların ve daha pek çok eserin sahibi velûd bir şair ve yazardır. Kurucu dekanlıklarının yanı sıra muhtelif akademik ve idari görevler yapmış. Pek çok sempozyum ve akademik toplantılara katılarak bildiriler sunmuştur. Sözünü, sanatkârane bir üslupla ve gönülden bir deyişle söyleme çabasında olmuş. Bu cümleden olmak üzere sözünün sanatını pek çok radyo programı yaparak icra etmiştir. Halen, tefekkürünü ve akademik çalışmalarını Osmanlı’nın ilk payitaht şehirlerinden Bursa’da devam ettirmektedir.

İçinde fikir, bilgi ve öğrenme pencereleri olan bir röportaj yaptık kendisiyle. İstifadelerinize sunuyoruz.

RÖPORTAJ:

Maarifin Sesi: Okuma nedir, kaliteli bir okuma nasıl yapılmalıdır?

KEMİKLİ: Okuma nedir sorusuna teknik bir kısım kavramlardan yola çıkarak cevap vermek istemem. Şunu ifade etmek sterim, okumanın iki seviyesi vardır; ilkinde ses tekrarı vardır, ikincisinde anlama ve anlamlandırma çabası…  Buna göre okumak, yazılı bir metinde harfleri ses ve âhengine uygun bir şekilde telaffuz etmektir. Bu telaffuz harften kelimeye ve cümleye tebdil edecektir. Bu okuma seviyesi, metni seslendirme olarak telakki edilebilir. Bilmediğimiz bir dilde, o dilin harflerini ve fonetik yapısını bilmemiz halinde metni okuyabiliriz. Fakat asıl okumak, kelimeleri, kavramları anlamak ve anlamlandırmaktır. Burada okumaktan murat, öncelikle anlamaktır. Metin bana ne diyor?  Bu soruya cevap aramak… Bunun da bir üstü, anlamlandırmaktır. Anlamlandırmak tasavvur yapmak, başka kelime ve kavramlarla ilişki kurmak ve bir hükme varmaktır.

Kaliteli okumak, okuma seviyesini anlamlandırma sürecine getirmektir. Bu bir süreç ve dolayısıyla terbiye ve talim işidir. Evet, okumak bir terbiye ve talim işidir. Kelimeler, kavramlar öğrenildikçe metnin taşıdığı manaya ulaşmak da kolaylaşacaktır. O bakımdan kelime dağarcığının artması, kavramların öğrenilmesi gerekir.  Dolayısıyla kaliteli okumak, öncelikle sözlükle rabıtalı okumaktır. Zamanla okunan metinden hareketle not alma alışkanlığı edinmek, metni eleştirel okumak, kavramlar etrafında tahliller yapmak bu okuma kalitesini de artıracaktır.

Maarifin Sesi: Türkiye’de okuma alışkanlığını yeterli buluyor musunuz? Geliştirmek için sizce neler yapılmalıdır?

KEMİKLİ: Genellikle az okuyan bir toplum olduğumuz söylenir. Bu kanaat sürekli tekrar edile gelmiştir. Dolayısıyla bu konuda bir ön kabul var. Lakin bir istatistik var mı? Bir anket yapılmış mı? Belki zaman zaman bu da yapılıyor. Fakat okumaktan murat sadece kitap okumak mıdır? Bunu da sormak lazım. Yazılı metin, geniş bir anlama sahip. Bu anlamı sadece kitap olarak görmeyelim. Öte yandan insanı okumak, tabiatı ve şehri okumak gibi kavramlar da var. Hayatı okumak mesela… Bir çırağın ustasını gözlemlemesi, o da bir okuma değil midir? Bu soruları şunun için soruyorum: Okumayı sadece yayıncıların üretip piyasaya sürdüğü enstrümanlara indirgemeyelim. Okuma kavramı içinde anlama” ve “anlamlandırma” kavramlarını bulunduruyor ve ihtiyaçları karşılayacak bilginin naklini temin eden bir vasıta ise… Evet, okumak bu denli geniş anlamlara sahip ise, kitap okumayan ama hayatı kurma becerisine sahip olan kişiyi “okumayan” olarak tavsif edemeyiz. 

Kültür endüstrisi, kitap ve yayın sektörü gibi tüketim kavramıyla alakalı organizasyonlar açısından bakınca atölyesinde çabalayan marangoz okumuyor olarak kodlanabilir.  Fakat hakikatte öyle mi? O, okuyan pek çok kişiye göre daha kuşatıcı bir hayat anlayışına sahip olabilir. Bu anlamda dinlemenin ve seyahat etmenin de bir nevi okumak olduğunun altını çizmek isterim. Dolayısıyla okuma alışkanlığı, evvelemirde bu okuma düzeylerinin farkına varılarak ve onlara birer değer verilerek sağlanmalıdır. Demem o ki, okuma alışkanlığı nutuk atmalarla ve epistemik kibir edasıyla temin ve tahkim edilemez. Entelektüel kibri aşıldıkça okuma oranı da artacaktır.

Maarifin Sesi: Okuma eğitimi/eğitimin okuma hedefleri için önerileriniz nelerdir?

KEMİKLİ: İnsana değer veren, onu önemseyen ve olduğu gibi kabul eden bir sisteme yahut anlayışa ihtiyacımız var. İnsanın yeryüzü serüveninde ihtiyaçlarını doğru bir şekilde tespit etmesi ve bu ihtiyaçları karşılayacak bir sistem inşa etmesi gerekir. Bu sadeliği ve samimiyeti önceleyen bir eğitim ve öğretim sürecini tebşir eder. Bugün bu doğallığı kaybettik. Eğitim de bundan nasibini aldı… Algı yönetimleri insanları sahte ihtiyaçlara yönlendirdi. Küreselleşme de bu sahte ihtiyaçları meşrulaştıracak bir zemin oluşturdu. Peki, neticede ne oldu? Yeni bilgi kanalları inşa edildi. Bu yeni bilgi kanalları insanı kendine yakınlaştırdı mı? Hayır. Günbegün kendimizden, kendi hakikatimizden uzaklaştık.

Okuma eğitimi, evvelemirde insanın kendi kitabını okumasına vesile olacak bir sadelikte yeniden tanzim edilmelidir.

Maarifin Sesi: Kendi okuma yöntem ve zamanlarınızı anlatabilir misiniz?

KEMİKLİ: Bu uzun bir süreci tahkiye etmeme sebep olacak bir soru. Ben o hikâyeyi burada anlatmayacağım. Sadece şunu söyleyeyim, zevk alarak okuduğum zamanların özlemi içindeyim. Bunu itiraf ediyorum. Akademik süreç, belirli aklanda okumaya sizi zorluyor. Keza zamanla gelen tezler, hakemlikler, hazırlanacak raporlar ve incelenecek ödevler o huzurlu okuma zamanlarınızı elinizden alıyor. Bir de idari sorumluluk yüklenmeniz halinde, yeni bir okuma kanalı daha açılıyor: Yönetmelik okumaları…  Bütün bunları geride bırakıp, bahçemde sadece ruhen ve aklen beslendiğim metinleri okumanın özlemi içindeyim. Fakat yaptığım iş, insanı okuma konusunda bana kitaplardan elde edemediğim fırsatları sundu. İnsanın talepleri, sorumlulukları, mazeretleri, süreç içinde ortaya çıkan sorunlar ve çözüm yolları… Bazen kendimi, gün içinde bir öykü kitabı okumuş gibi düşünürüm. Her gün olmasa da çoğu kere Sait Faik’ten yeni metinler okumuş gibi hissederim.

Bütün bunlarla birlikte nitelikli okuma zamanlarımı da kendime saklıyorum. Meşguliyetler ne olursa olsun, günlük yazma ve okuma zamanımı daima saklı tutuyorum. Ama buradaki okumalarım da inşa ettiğim metin bağlamı içinde kalıyor. Neyi yazacaksam, onun etrafında okuyorum. Gün içinde karşılaşılan sorunlar,  daha çok hukuki metinler etrafında okumalardan hareketle önerilen çözüm yolları, verilen dersler, dinlenilenler ve hakemlikler gibi farklı okumaların yanında ruhen ve aklen dinamik kalmayı sağlayan hususi okumlar… Evet, azda olsa bu okumaları ihmal etmemeye gayret ediyorum.

Maarifin Sesi: Bu konuşma için size teşekkür ediyoruz.

KEMİKLİ: Ben teşekkür ederim.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.