eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Az Bulutlu
20°C
Ankara
20°C
Az Bulutlu
Pazar Açık
22°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
26°C
Salı Az Bulutlu
24°C
Çarşamba Az Bulutlu
23°C

Melek KARADENİZ

Tarih Öğretmeni. İdarecilik yapıyor. Stk faaliyetlerine destek veriyor. Muhtelif gazete ve dergilerde yazı çalışmalarına devam ediyor.

    İstanbul’un ”Kırk Kandili” Mustafa Özdamar İle Röportaj

    Ayasofya’nın yakınları… Yerebatan sarnıcının ilerisinde Yerebatan Camii. Barbaros abi ile orada buluşmak üzere kararlaştırdık. Kırk kandil yayınları sahibi abimiz. Benim için özel bir yayınevi Kırk kandil. Büyüklerin hayatlarını önce okuyup sonra ziyaret imkânını bu kitaplardan buldum.  

    Yayınevine doğru yürüyoruz. Bir arastada küçük bir dükkân… İçerisi kitaplar ve onların kendine has kokusu ile dolu. Dağınık bir ortam, taşınıyorlarmış. Kira 10000 TL’ye çıkartılmış ekonomik krizin esnafa etkisi. ‘’ Bu pasaj kitapçılar ile doluydu’’ diyor abimiz. ‘’Bir tek biz kaldık biz de artık taşınmak zorundayız’’ diyor; nazik, zarif ve mahcup üslubuyla… İçimden İstanbul beyefendisi diyorum, karşılaşılması nadirattan bu zamanda. Bir başka yazımda, Osmanlı hanımefendi ve beyefendilerinin üslubundan da bahsedeyim. 

    _ Biliyor musunuz? Babam da gelecek diyor. Sizin Amasya’dan geldiğinizi ve görüşmek istediğinizi söyledim, rahatsız olmasına rağmen Üsküdar’dan yola çıktı geliyor. Yayınevinin kapısından girip etrafa bakarken kapıda Mustafa Özdamar hoca gözüküyor. Fotoğraflardan tanıyorum kendisini. 

    -Hoş geldiniz hocam diyorum yüzümde engel olamadığım sevinç mimikleri, kulaklarıma kadar fener alayı düzenleyen gülümsememle… 

    İlk izlenimlerim; 

    Ufak tefek bir cüsse. Kıvırcık beyaz saçlar, hafif kabarık. Yüzde derin hatlar, her hattın taşıdığı yıllara dair hatıralar. Sevimli bir çehre; Yedi yaşında sevimli bir erkek çocuğu gibi… Hastalığına ve yorgunluğuna rağmen ışık saçan bir çift minnak göz. Yetmiş yedi yılına binlerce sayfa sığdırmayı başarmış yaşlı bir dede olmayı başaramamış sevimli bir çocuk ruh hali… İlk hissiyatım ne kadar tatlı bir insan olduğu… 

    Barbaros abinin nezaketinin mimarı olan babası, ayrı bir zarafet üstadı… Mütevazılığını nasıl anlatayım size. Hoca hanım nasıl çay alırsa ben de aynı şekilde alırım deyişi mi desem. Arkadaşım Zeynep’e Siz de Öğretmen misiniz? Sorusuna verdiği ‘’ev hanımıyım’’ cevabı üzerine. ‘‘Siz de Öğretmensiniz, öğretensiniz’’ ile bağlayışı mı? Piposunu yakmadan önce özür dileyerek müsaade isteyişi mi?… Bilmem ki ânın tevazuunu kelimelere aktarabiliyor muyum? Şunu biliyorum ki Osmanlı insanlarının mütevazılıkları, üzerlerinde asil duruyordu. Bazılarının üç beden büyük davranışları gibi değil de çok doğal. Kibirli bir hava bulunmamasına rağmen konuşurken sizi hizaya getiren bir mağrur duruşu da vardı. Kısaca hayran kaldım efendim. 

    Yetmiş yedi yaşına yaşından daha fazla kitap sığdırmayı (Yayınlanmış yetmiş kitabı, basılmayı bekleyen on dört kitabı var) başarabilen Mustafa Özdamar hocamız ile röportaj yapmaya çalıştım. Çalıştım diyorum çünkü pek konuşturmayı başaramadım. Telefonun ses kayıt kısmını açtım ve masasının üzerine yerleştirdim. O kadar kısık sesle konuşuyor ki içimden bu ses kaydolmaz diye hayıflanıyorum.  

    • Maarifin sesinde yazılar yazıyorum hocam. 
    • Bizim son demlerde hayatını derleyip toparlamaya çalıştığımız Mehmet Mehdi Sungur Paşa henüz kitabı çıkmadı. O vaktiyle Maarif koleji kurdu. O kadar hoşuma gitti ki. 
    • Baba, azıcık sesli konuşursan seni kaydetmiyor, sırlama kendini. Yahu Elvan dayıyla yaşadığın şeyleri yaşama şimdi. (Elvan dayı , Mustafa hocama sırlı olayları anlatmış lakin ses kaydında hiç biri çıkmamış. Barbaros abi, hocama rica etse de ses yükselmiyor) İlginçliğe bakın ki, hocamın sesi sanki mikrofona konuşmuş gibi gayet net kayda girmiş. 
    • Hocam nasıl karar verdiniz, büyük zatların hayatlarını yazmaya? 
    • Ben önce hikâyelerle başladım. Romanımsı şeyler yazdım,’’ İçimizdeki Kafdağı’’ gibi… O yıllarda yahu dedim sen oturup hayalinden hikâyeler uydurmaya çalışacağına, yaşanmış güzel hayatlar var. Onların hayatlarını belgesel olarak yaz dedim. Çocukluğumdan itibaren o güzel insanlara sevgimiz vardı. Aslında bütün güzel insanları yazmak istiyorum da ooo çok tabi. 
    • Aslında hocam mesela Lâdikli Ahmet Ağayı yazabilmek için kalkıp Konya’ya gidiyorsunuz, insanları konuşturmaya çalışıyorsunuz, zor bir durum. 
    • Zorlukları var tabi. O zorluğu göze alacaksınız. Yani meşrep tutar tutmaz, bilmem ne olur olmaz… 
    • Babam memur işten çıkmış kravatlı görüşmeye gidiyor, adam: ‘’Sen Frenk kıyafetli geliyorsun’’ diye eleştiriyor. diye ekliyor Barbaros abi. 
    • Kitapları önce deftere mi yazıyorsunuz? 
    • Defter, bir tarafı müsveddeye çıkmış arka tarafı boş kâğıtlara yazardım kâğıt boşa gitmesin diye. Ta okuldan Edebiyat Hocamız Celal Tarakçı ‘’Bir’’ diye bir dergi çıkarıyordu. Şairleri, yazarları, öğretmen arkadaşları ve öğrencileri, dergide boşluk bırakmaz, kâğıdın her köşesine yazardı. Kâğıdı idareli kullanırdı. Oradan kalma. 
    • Duruyor, efkârlanıyor gözleri, kısıyor gözlerini, camdan dışarı bakıyor;  
    • Güzel insan yok gibi görürler bazıları, diyor. Öyle bir şey yok, her devirde öyleleri de var, böyleleri de var. Onların temiz yaşantılarını yazmak benim bir sevdam oldu, diye ekliyor. 
    • Hocam siz benim için çok kıymetlisiniz. Çünkü çok güzel insanları gördünüz ve onların yanında oldunuz, onlara hizmet ettiniz. 
    • Olmaya çalıştım. 
    • Hocamın kitaplarını okuyup ziyaretler yaptım. Sayenizde büyük zatları, o güzel insanları tanıdık. 
    • Bir kere çocukluğumuzdan beri bu işe muhabbetimiz var. Konya’ya geldiğimizde Hacı Veyiszade Hz.’nin menkıbeleri ile beslendik. Biz Konya’ya gelmeden bir sene önce o hakka yürüdü. 
    • Hocam yaşadığınız ilginç, sizi üzen sevindiren değişik şeyler oldu mu? 
    • Düşünüyor… 
    • Bir şey saklamak için değil zuhur eder etmez. Vardır birçok hatıra, bu zuhuratı çok kullanırım. Bir şey açığa çıkacaksa çıkar. Gönlünü dürter, çok yoğun şekilde ilham denen şeyin yaşandığı anlar olur. Yoldasınız, iniyor çıkıyorsunuz, Huuu sarmış bürümüş sizi, not almak için uğraşıyorsunuz yetiştiremiyorsunuz, yetiştiği kadarını alıyorsun. Rahmetli Sezai abinin (Sezai Karakoç) bir cümlesi vardır: ‘’Misafir düşünceler vardır, bir gelir bir daha gelmeyebilir. O geleni anında not al, kullanırsın ya da kullanmazsın, o bir şeydir’’ derdi. Böyle çok yoğun anlar da vardır, çok durgun anlar da vardır. Normal bunların hepsi. 
    • Katkı adına olur mu bilmem şöyle bir anım var. Diyerek oğlu anlatmaya başlıyor. Biz Beşiktaş Akeretler’de oturuyoruz. Harputlu Kemal abi her pazar günü bize geliyor ya da yan komşumuza geliyor. Her Pazar sohbetteyiz. Bir oradan taşındık 1996’da Taksim Cihangir’e. Kemal abiyi getireceğiz Kemal abi orayı bilmiyor, biz yeni gittik biz de bilmiyoruz, babam bana dedi ki: ‘’Oğlum istiklal caddesine çık Ağa Camii’nin oraya git Kemal abiye bak. Orada bulamadın bir de aşağıdaki Kamer Hatun Camii’ne bak dedi. Kemal abi oralardadır. Bulamadın dimi özgürlük anıtına doğru giderken gönlünden telgraf çek. Çok gönlünden çek ama. Kemal abi buradayım sizi bekliyorum talibim. ’de, dedi. Üç dakika sürdü sürmedi, ‘’Selamün Aleyküm’’ dedi, tuttu elimden. ( Cep telefonlarının henüz icat edilmeyip kalp detektörlerinin 5G hızından daha süratli olduğu yıllar.) Babamdan dolayı az çok alışığız manevi güzelliklere. Lakin yine de ürperdim tabi. Taşındığımızın ikinci veya üçüncü günü. Fındıklı tarafından iki çıkış var; ikiyüzyirmibeş merdivenli bir yokuş ya da dik bir yokuş var. Taksim tarafından hiç inmedim. Buyurun ‘’Kemal abi’’ dedim, baktım Kemal abi önden önden gidiyor evi bilmediği halde… Gittiğimiz Sait Tülek apartmanına beş on metre kala; ‘’Daha var mı ?’’ dedi. ( Navigasyonun henüz icat edilmeyip gönül radarlarının mükemmel çalıştığı yıllar).Ben bulamayacaktım oysa, ben oradan gitmeyi bilmiyordum. 
    • Hocam oğlunun anlatımına bunlar normal diyor, umursuzca…(kendisinin şahit olduğu kim bilir ne kadar olağanüstü olaylar vardır.) 
    • Hocam kitaplarınızda yazıyorsunuz ya, hani insanları konuşturmanın zorluğundan bahsediyorsunuz. Zormuş gerçekten sizden laf alamıyorum, diyorum, ‘’Doğrudur’’ diyor, gülüyoruz. 
    • Lâdikli Ahmet Ağa kitabını dokuz yıl önce okumuştum. Konya’ya ne zaman gitsem ziyaret etmeye çalışırım. 
    • Bir gün bir arkadaşı konuşturmaya çalışıyorum amma o susuyor, bazen olur böyle. Şair Lebit varmış, Muallakât-ı Seb’a şairlerinden. Kâbe-i muuzzamaya şiirleri asılan en meşhur şairlerden. İslamla şereflenip Kuran’la tanıştıktan sonra yazamamış şiir. ‘’Bu kitap karşısında yazılamaz’’ demiş. Bir onun susması var çok güzel ve özel bir de aradan kaç yüzyıl geçtiyse Hakîm Senâî var. Onun susması…(Hocamı susma modundan çıkartamıyoruz). Hâlâ onun divanını bulamadım. Senai Demirci’ye söyledim. Senai demirci hekim.’’Sen de güzel şeyler yapıyorsun, Hakîm Senâî’nin divanını bul’’ dedim. Olmadı bulamadı. Hakîm Senâî çok özel şeyler söylemiş yazmış, en sonunda son demlerinde; 
    • Şimdiye kadar neler söylemişsem yazmış, çizmişsem hepsini geriye alıyorum. Söylenmemiş sayıyorum. Yazar şairlerin reddiyeleri vardır ya, Üstat Necip Fazıl’ın da vardı. Hâkim Senai’nin bir beyti ki Hz.Şems ve Hz.Mevlana referans olarak kullanırlar onu, severek beğenerek; 

    ‘’ŞİMDİYE KADAR NELER SÖYLEMİŞSEM GERİ ALIYORUM 

      ZİRA SÖZDE MÂNA, MÂNADA SÖZ YOĞ İMİŞ.’’ 

     Vardığı yerde artık söz bitiyor. Mâna başlıyor. Mâna sözsüz yaşanan bir şeydir. Bu; ‘’Susun’’ anlamına gelmez tabi ama, bazen insan bu aşamalara gelir mi gelir, konuşmak yazmak aktarmak bir zaruret. Zaruret mahsuratı ortadan kaldırır.  

    • İyi ki yazmışsınız hocam. 
    • Şimdiki aklım olsa yazmazdım dediğim zamanlar da oldu. 
    • Haçkalı baba kitabı ile ilgili yaşadığım bir anımı anlatayım hocam. Diyerek sözü alıyorum. Belki bir şeyler anlatırsam hocam da hususi anılarından bahseder diye düşünüyorum. ( Mustafa hocamı beyhude konuşturma çabaları) Trabzonlu’yum ama hiç duymamışım. Arkadaşım okumam için kitabı verdi. Ben okumaya başladım, Ferdi isminde öğrencim bir rüya görüyor. Yüksek bir dağ etrafı sisli, yayla yaylanın üzerinde bir türbe, birkaç basamakla iniliyor. Ben oradaymışım.(Barbaros abi Haçkalı Baba’nın o bölgenin tasvir edildiğini söylüyor) 
    • Sonra sizin kitabı okudum hocam, Allah nasip etti ziyaret ettik, meğer benim dedemin hocasıymış Haçkalı Baba. İyi ki yazmışsınız hocam. Bu kitaplar benim başucu kitaplarım. 

    Konuşmalar devam ediyor. Hocam bir şey mırıldanıyor, anlamıyorum; 

    • Nasıl hocam diyorum, tekrar ediyor; 
    • Sevgili hocam… dediğini tekrar ediyor. Yine yüzümde fener alayları beliriyor, Amasya’nın bando takımı gibi bir terane bir cümbüş… Bir üstadı hem görüp, görüşme mutluluğunu yaşarken bir de inşallah bizleri görmekten memnun olduğu hissini yaşıyorum. Gençlerin tabiriyle ‘’Allah ‘’derim. Bilmem ‘’Sevgili Hocam’’ hitabına mazhar olan Meleğin sevincini anlatabildim mi? 
    • Hocam!… geldim, sizi gördüm, şeref duydum. Size teşekkür edebildiğime çok sevindim. Kitaplarınız için size müteşekkir olduğumu ifade etmek istiyordum. Şükranlarımı ifade ediyorum. 

    Kıymetli Hocam burada sesini yükseltiyor, görüşmemizin son cümleleri döküyor, dudaklarından, lakin yine susmak üzerine… 

    • Hayata, artılarıyla eksileriyle bakmazsan eksik bakmış olursun zaten. Hayrihi ve Şerrihi Minallah-ü Teâlâ. Biz, sadece hayr bizde var, başkasında yok diye düşünürsek yanılırız, herkes de her şeyde bir şey var. Peygamber Efendimiz’in sünneti seniyyesi, zaten Kuran’ın yüzündeki peçeyi açan gösteren haller, sözler, susmalar. Susmaları da var peygamberimizin. Diyor ve susuyor. Her şey tecelli. Hiç kimseyi horlamadan zorlamadan mümkün mertebe gönlüne ve zihnine hitap ederek orda, onu içinden okumaya çalışarak, çalışmak çırpınmak özeldir güzeldir. İnsan bir kâinat gibidir. İnsan bir kâinattır. Kâinatta her şey bulunur. Sevebildiğin sevemediğin her şey var hayatın içerisinde… O cevapları bulunamamış ya da netleştirilememiş sorular ormanı diye bir şey var, o ormandan Habibi Hüdâ hazretleri de geçmiş. Peygamber efendimize uymak paha biçilmez bir şey Muhammedîleşmek muhteşem bir şey, zor ama imkânsız değil. Hz.Mevlânâ, sünnete uymaya o kadar önem verir, değer verir ki, peygamber efendimizi izlemeyi o kadar pahalı biçilmez görür ve der ki; ‘’Mümkün olsaydı da, sadece onun bastığı yerlere basabilsek dokunduğu yerlere dokunup geçebilsek, yaptığı çattığı şeyleri kendi şahsımızda yapabilsek bu çok kıymetli bir şey.’’ 

    Mustafa Özdamar hocam ‘’ Sizin maarif liseleri çok güzel bir isim konmuş çok doğru bir şey’’ diyerek, maarifin sesi sitemizin ismine olan beğenisini ifade ediyor. Tekrar sükût. Bu satırları yazarken belki de taşıdıkları o kitapçı odasından, her ne kadar hocamı konuşturamasak da geçirdiğimiz dakikaların ruhumuza kattığı o farklı bir şevk almıştık. Hani o dakikalar hazinedendi gibi, işte öyle bir şey. Âli cenap olan ev sahiplerimiz, fotoğraf çekinme isteğimizi, daha doğru tüm ricalarımızı geri çevirmediler. 

    Tanıştığıma ziyadesiyle memnun oldum efendim. Hürmetlerim, saygılarımla efendim… 

    Yolunuz her daim güzel insanlara rastlasın efendim. Muhabbetle… 

    Not: Bu röportaj 5 Ocak 2023 Perşembe günü gerçekleştirildi. 29 Ocak 2023 Pazar gecesi satırlara geçirildi. Yazıyı yayınlanmadan önce Mustafa Özdamar hocamıza gönderdim. Cevabi notunu ekliyorum: Çook sevgili Melek hoca, Röportajını Beşiktaş’ta Türkiye Diyanet Vakfı Kadın Aile Gençlik Merkezi’nde sosyal medya sorumlumuz Mevlüdemizle birlikte okuduk, çook memnun olduk, gönendik. Tebrik ve teşekkür ederiz. Sıhhat, afiyet, saadet, hareket, bereket dileriz. Mustafa Özdamar. 

                    Melek KARADENİZ 

    6 Ocak 2023

                                                                                                                                                               

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    1. Huriye Gençten dedi ki:

      Yüreğine kalemine sağlık. Allah razı olsun

      1. Melek Karadeniz dedi ki:

        Teşekkür ediyorum, sevgiler.

    2. Menekşe Bayazıt dedi ki:

      Allah dostlarının kalbî bakışlarını bize de nasıp etsin Rabbim.
      Emeğine, yüreğine sağlık Melek hocam

      1. Melek Karadeniz dedi ki:

        Amin efendim teşekkür ediyorum.

    3. AHMET YAHYA dedi ki:

      Nur olun

      1. Melek Karadeniz dedi ki:

        Teşekkür ediyorum, saygılar.

    4. Cemile Aydın dedi ki:

      Güzel insanlar Güzeli sever güzeli yazar güzel yaşar. Allah dostlarının hayatlarını yazdığı için hocamızı tebrik ediyorum. Hocamızla güzel söyleşin için de seni tebrik ediyorum Melek hocam eskiye götürdün bizi ine yüreğine sağlık

      1. Melek dedi ki:

        Teşekkür ediyorum Cemile hanımcım. Kalbi muhabbetlerimi sunuyorum.