“Dağlara buğdaylar serpin. Müslüman ülkede kuşlar açlıktan öldü demesinler.” İnancından; nasıl gözlerimizi önünde bombalarla parçalanan ve açlıktan kırılan kardeşlerine sahip çıkmayan bir millet haline geldik?
Aç bırakmayı sistematik bir şekilde öldürme yöntemi olarak seçen Siyonist İsrail’in abluka altında tuttuğu Gazze’ye 150 günden beri ambargo uygulaması yiyecek, içecek, ilaç gibi temel gıda ve ihtiyaç madde girişlerini yasaklaması sebebiyle; 100’e yakını çocuk olmak üzere 160 Gazzeli kardeşimiz açlıktan ölmüştür.
Siyonist rejim 660 günden beri sürdürdüğü bombalı saldırılarla gerçekleştiremediği toplu ölümleri halkı aç, susuz ve ilaçsız bırakmak suretiyle gerçekleştirme yolunu seçmiştir. Gazze halkı bir taraftan; mülteci çadırlarında, yardım kuyruklarında Siyonist katillerin uçaklarından atılan bombalarıyla parçalanırken, diğer taraftan açlıktan, susuzluktan, ilaçsızlıktan kırılmaktadır.
7 Ekim 2023’ten bu yana Siyonist İsrail tarafından yapılan saldırılarda % 70’ten fazlasını çocukların ve kadınların oluşturduğu en az 60 bin Filistinli şehit edilmiş, 143 binden fazlası yaralanmış, 2 Mart 2025’ten beri açlığı bir kitlesel ölüm aracı olarak kullanması suretiyle şu ana kadar 9o dan fazlası çocuk olmak üzere en az 160 Filistinli açlıktan hayatını kaybetmiştir.
Açlık ölümleri gıda yokluğundan değil Gazze şeridinin güneyinde hemen yanı başında 420 palet; yani 101 futbol sahası büyüklüğünde bir alanda yiyecek, içecek ve ilaç gibi temel ve ihtiyaç maddeleri kolileri, su tankları, su kalitesi ölçüm cihazları, sabun, çocuk bezi seyyar tuvalet ekipmanları gibi ürünlerden oluşan temel gıda ve ihtiyaç maddeleri dağıtım için Gazze şeridinin dibinde dağıtılmak üzere; İşgalci İsrail’in izin vermemesi yüzünden hazır bekletildiği halde; 2 Mart’tan bu tüm geçiş noktalarını Temel gıda ve ihtiyaç maddelerinin girişine kapatmasından dolayı Gazze şeridinde her 3 kişiden birinin uzun süreli aç ve susuz kaldığı; her bir saatte 1 çocuğun, her 80 dakikada da 1 Filistinlinin açlıktan ölmeye başladığı, 1,1 Milyonu çocuk olmak üzere 2,3 Milyon Gazze ’li açlık, susuzluk ve ilaçsızlık yüzünden felaket boyutunda toplu ölümlerle karşı karşıya kalmıştır
Uluslararası yardım kuruluşu olan Oxfam’ın yaptığı açıklamaya göre İsrail’in Gazze’ye uyguladığı abluka ve insani yardımları kasıtlı olarak Gazze şeridine sokmaması; halkın temiz suya, temiz gıdaya ve sağlık hizmetlerine ulaşamaması nedeniyle bölgede son 3 ay içinde; ciddi bir şekilde bağırsak hastalıkları, bitkinlik ve hafıza kaybı gibi rahatsızlıkların yaşandığı; bu yüzden salgın hastalıklarında % 101, sulu ishalde % 150, kanlı ishalde %302 oranında artışlar meydana geldiği ifade edilmiştir.
İnsani aranın İsrail tarafından ihlal edilmeye başlandığı 18 Mart 2025 gününden bu yana; sadece yardım dağıtım bölgelerinde yardıma almak için gelenlerin hedef alındığı sistematik saldırılarla öldürülenlerin sayısı 1060’a, yaralıların sayısı da 7 bin 207’ye ulaşmış, 2,3 milyonluk Gazze nüfusunun 2 milyonu defalarca yerlerinden edilmiştir.
Gazze’de soykırım; İşgalci rejim tarafından gerek bombalı saldırılarla gerekse açlığın bir savaş yöntemi olarak kullanılması suretiyle sürdürülürken; Gazze’ye karşı duyarlılığın azalması; Siyonist saldırıların durdurulması ve insani yardımların Gazze şeridine ulaştırılması konusunda fiili ve ciddi adımların atılması konusunda isteksiz davranılması son derece düşündürücüdür.
21.Yüzyılda; Uluslararası Savaş Hukukunu, Uluslararası Ceza Hukuku ve Uluslararası Ceza Mahkemesi kararlarını, Cenevre ve Lahey Sözleşmelerini, BM Konvansiyonel Silahlar Sözleşmesi’ni, BM Çocuk Hakları Sözleşmesini, BM Kadın Hakları Sözleşmesini, BM Evrensel ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Hükümlerini, İnsan Hakları İzleme Örgütü raporlarını gibi tüm Uluslararası Hukuk düzenlemelerini ve insanlık vicdanının kökten yok bebek, çocuk, kadın, yaşlı demeden; bir taraftan bombalı saldırılarla, zorla yerlerinden etmekle, etnik temizlikle açlık ve susuzlukla kadim bir milletin yok edilmesini; ABD ve Batılı işbirlikçiler tarafından İsrail’in “kendini savunma hakkı” olarak değerlendirilmesi; Arap milletinin, İslam ümmetinin uygulanan soykırım ve vahşet karşısında; kör, sağır ve ahraz kesilmeleri bir utanç vesikası olarak kıyamete kadar hafızalardan silinmeyecektir.
“Dağlara buğdaylar serpin. Müslüman ülkede kuşlar açlıktan öldü demesinler. İnancıyla dağlardaki kurtların kuşların açlıktan ölmesinden bile kendilerini sorumlu tutan bir yönetim anlayışından; Müslümanların sistematik bir şekilde; bombalanarak parçalanmaları, aç bırakılmak suretiyle göz göre toplu öldürülmeleri karşısında sorumluluk hissetmeyen bir yönetim anlayışına nasıl getirildik? “Hani Müminler ancak kardeşti” “Hani MÜ’m inler bir bedenin uzuvları gibiydi. Birimizin hissettiği acıyı hepimiz hissedecektir.” Hani Peygamberimiz: MÜ’minlerin dertleri le dertlenmeyen bizden değildir.” Demişti. 22 ayadan beri Gazze’li kardeşlerimizin dertlerine ilaç olacak bir merhem olmuyorsak; Biz kimdeniz. Kimin ümmetiyiz? Nerede İslam ümmetinin yöneticileri?
ABD, AB gibi bazı Batılı ülkelerin Siyonist İsrail’in Gazze halkının kökten yok edilmesi Gazze şeridinin, hatta Filistin topraklarının işgal edilmesi arzusuyla ve Gazze halkına karşı uygulanan etnik temizlik, zorla yerlerinden edilmeleri, uluslararası hukuk yaptırımlarına rağmen açlığı, susuzluğu ve ilaçsızlığı bir öldürme yöntemi kullanmasını kendisini savunma hakkı olarak görmesini; öteden beri uyguladıkları Haçlı zihniyetinin bir tezahürü olarak değerlendirmek mümkündür.
“Bir kimseyi öldürmeyi bütün insanları öldürmüş gibi sayılır. Bir canı kurtarmayı bütün insanların canını kurtarmış gibi olur.” İnancına sahip olan İslam coğrafyası ülke liderlerinin 660 günden beri bir taraftan bombalı saldırılarla, diğer taraftan uygulanan ambargo sebebiyle temel gıda ve ihtiyaç maddelerinden mahrum bırakılmaları karşısında; bırakın İsrail’e askeri müdahale etmeyi; hala İsrail ile normal ilişkilerini sürdürmekten vaz geçemeyen; siyasi, ekonomik, diplomatik, ticari, askeri ilişkilerini dahi kesmekten aciz olan; İsrail elçilerini sınır dışı edemeyen, elçilerini İsrail’den çekemeyen, ticari ilişkilerini koparamayan, kendi ülkelerinde ki ABD ve İsrail’e hizmet eden deniz, hava, kara üstlerini kapatamayan İslam ülkelerinin inançlarının hilafına davranmalarının İsrail politikasına uygun hareket etmelerinin esbabı mucibesini anlamak mümkün değildir.
Gazze’de 1,1 Milyon çocuk eğitim öğretim ve sosyal haklardan mahrum bırakıldığı halde UNECCO BM Eğitim Kültür Örgütü, UNİCEF BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi, BM Kadın Haklarına Dair Sözleme, BM Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi, Avrupa İnsan Hakları sözleş mesi gibi Uluslararası Sözleşmelerin hayata geçirilmemesi,
Aralık 2023’te (1948) tarihli Soykırımın Önlenmesi Sözleşmesi’ne istinaden Güneye Afrika Cumhuriyeti tarafından (UAD) Uluslararası Adalet Divanı nezdinde açılan davanın Ocak 2024’te İsrail’i soykırım eylemlerini engellemeye ve Gazze’ye insani yardım sağlamaya mecbur kılan kararın askıya alınması karşısında vicdan sahibi halkların ve ülke yöneticilerinin haklarının teslim edilmesi bir kadirşinaslık açısından önemlidir.
Bilindiği üzere Güney Afrika’nın, Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) nezdinde açılan davanın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eski Savaş Bakanı Yoav Gallant’ı savaş suçu işlemekle suçlu bularak Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne üye ülkelerin herhangi birinde tutuklama emirlerinin çıkarılmasına rağmen uluslararası hukukun işletilmemesi karşısında; Uluslararası Adalet Divanının ve UCM ve Uluslararası Ceza Mahkemesi kararlarının hayata geçirilmesi amacıyla Hollanda’nın Lahey kentinde Uluslararası İlerleme Örgütünün ev sahipliğinde 31 Ocak 2025 günü 30 ülke temsilcisiyle birlikte; Gazze’de geniş çaplı İnsan haklarını ve uluslararası hukuku ihlal etmesinin önüne geçilmesi; Siyonist rejime karşı diplomatik ve ekonomik adımların atılması Güney Afrika, Malezya, Nabibya, Kolombiya, Bolivya, Şili, Senegal, Honduras ve Belize temsilcilerinden oluşan Lahey Grubu adı altında bir grup oluşturulmuştur.
İşte bu Lahey Grubu 15-16 Temmuz da Kolombiya’nın başkenti Bogota’da olağanüstü gündemle toplandı. Bogota Acil Durum Konferansına kurucu üyelerin daveti üzerine Türkiye dahil 30 ülkenin temsilcileri katılım sağlamış Konferans sonrası yayımlanan ortak bildiride İsrail kınandıktan sonra bir de İsrail’e fiili yaptırımı içeren;
1- İsrail’e silah mühimmat, askeri alanda kullanılacak çift kullanımlı ürünlerin gönderilmesinin tümüyle engellenmesi,
2-İsrail’e silah, ya da mühimmat taşıyan gemiler, bandırası ne olursa olsun limanlara sokulmaması, yakıt ya da herhangi bir hizmet verilmemesi,
3-İmzacı ülkelerin bandırasındaki yük gemilerinin İsrail’e hiçbir şekilde askeri malzeme, yakıt ya da çift kullanımlı malzeme taşımaması, taşıyan gemilerin bandıralarının iptal edilmesi,
4-İmzacı tüm ülkelerin İsrail’e hâlihazırda yürürlükte olan tüm kamu anlaşmalarını gözden geçirmesi, gerektiğinde iptal edilmesi,
5-İmzacı ülkelerin uluslararası hukuk kuruluşlarının İsrail hakkında aldığı ceza ve yaptırım kararlarına tam olarak uyması,
6-İmzacı ülkelerin işgal altındaki Filistin topraklarında suç işleyenlerin kendi mahkemelerinde de ceza alabilmelerini sağlamak için hukuk sistemlerinde gerekli değişiklikleri yapması
Şeklindeki içinde bir dizi yaptırımı barındıran 6 maddenin altına; toplantıya katılım sağlayan 30 ülkeden aralarında Bolivya, Kolombiya, Küba, Endonezya, Irak, Libya, Malezya, Namibya Nikaragua, Umman, Saint Vicen, Grenadinler ile Güney Afrika Cumhuriyetinin bulunduğu ülkeler imza attıkları halde diğer ülkeler çeşitli bahanelerle imza atmaktan imtina etmişleridir. Neden? Çünkü bugüne kadar kınamanın dışında soykırımcı İsrail hakkına bir başa karar bilmediklerinden olabilir mi?
Konuşma da, lafla peynir gemisi yürütmede problem yok. Ancak iş İsrail ve işbirlikçilerine karşı yaptırıma gelince; reel politik devreye giriyor. Ticari kayıp hesaba katılıyor. Bölge şartları ve uluslararası hukuk dikkate alınıyor. Orta Doğu da hangi uluslararası hukuk işletiliyor. İsrail hangi savaş hukuku kurallarına göre soykırım uyguluyor? Hangi insani değerlere göre bir milleti açlıktan kırıyor? Yazımı Gazze’yi yok eden Siyonist İsrail’in gücü değil, Müslümanların ikiyüzlülüğü sözde Gazze’den uygulama da İsrail ve İşbirlikçilerinden yana davranmalarıdır. Unutmayalım, münafıklık kâfirlikten daha beter bir haslettir.
MUSTAFA KIR