Sosyal dayanışma, çalışma gücü bulunmayan ya da çalışmakla birlikte ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalan ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarının toplum tarafından karşılanmasıdır. Başka bir ifade ile sosyal dayanışma; toplumdaki her bir ferdin, toplumda ihtiyaç sahibi olan kimselere karşı görev ve sorumluluklarını insanlık hakkı ve Allah rızası için bilinçli bir şekilde yerine getirmesidir.
Ramazan ayı iftarı, sahuru, zekâtı, fitresi, fidyesi, kefareti, infakı ve sadakasıyla toplumsal yaraları sarma, zengin ile fakir arasındaki dengeyi sağlama açısından sosyal dayanışma duygusunun doruk noktaya ulaştığı zengin ile fakirin aynı sofraları paylaştığı yardımlaşma ve dayanışma ayıdır.
İslam’ın sosyal dayanışmayı teşvik eden ibadet şekilleri vardır. Bunlar:
Zekat ve İnfak: İslam inancına göre mülk Allah’ındır. İnsanlar Allah tarafından verilen mülkün ve her nimetin emanetçisi konumundadır. Ve her nimet bir şükrü gerektir. Malın şükrü, zekât ve sadaka vermekle, kurban kesmekle, ödendiği gibi bedenin şükrü de fitre ile ödenir. Zekât: İslam’ın beş şartından biridir. Temel ihtiyaçlarını karşılayıp, borçlarını ödedikten sonra geriye kalan malı nisap miktarına ulaşan her Müslüman dinimizce zengin sayılır. Elindeki malın üzerinden 1 yıl geçtikten sonra malının belirli bir oranını ibadet niyetiyle Kur’an’da belirtilen; kişilere vermekle mükellef olur. Zekât dinen zengin sayılan kimseler üzerine farzdır. Zekât Müslümanlar için ihtiyari değil, yapılması zorunlu bir ibadet şeklidir. Çükü zekât, serveti zenginlerin ellerinde dolaşan bir güç olmaktan çıkaran, serveti fakir ve muhtaçların istifadesine sunan, fakirleri zenginlere karşı kıskançlık hastalığından koruyan, sermaye düşmanlığını ortadan mali bir ibadettir. İnfak ise, Allah’a itaat ve ibadet niyetiyle İslam’a ve Müslümanlara faydalı olmak amacıyla yapılan her türlü harcamadır.
Sadaka: Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla başkalarına iyilik yapmak ve yardımda bulunmaktır. Malımızla, canımızla, emeğimizle bedenimizle, sözümüzle elimizden geldiğince yardımcı olmak sadakadır. Yolda insanlara zarar veren bir şeyi kaldırmak, evsiz barksızlara, aç ve açıklara, hastalara, yaşlılara, çocuklara, hayvanlara yardım etmek, güler yüzlü, tatlı dilli olmak, aralarında anlaşmazlık olan kişileri barıştırmak, yük yükleyen kişiye yardım etmek, kötülüklerden uzak durmak, insanların kötülük yapmalarına engel olmak, selam almak, selam vermek kısaca her iyilik bir sadakadır. “Suyun ateşi yok ettiği gibi sadaka da günahları yok eder”. Birde Sadaka-i Cariye vardır ki sevabı ölünce de devam eder.
Fitre veya Fıtır sadakası: İnsan olarak yaratılmanın ve Ramazan orucunu tutup bayrama ulaşmanın bir şükrü olarak; dinen zengin olup, Ramazan ayının sonuna yetişen Müslümanlar; kendilerinin ve çocuklarının fakir ve muhtaç kimselere bayram namazı öncesinde içinde yaşadığı toplumun hayat standardına göre bir günlük (iki öğün) gıda ihtiyacını karşılayacak miktarı vermekle yükümlüdür. Bu sene verilmesi gereken fitre miktarı 180 TL olarak belirleniştir.
Fidye: “Bir kimseyi bulunduğu sıkıntılı durumdan kurtarmak için ödenen bedel” anlamına gelir. Fıkhî terim olarak, düşman elindeki esiri kurtarmak için ödenen bedeli, ayrıca başta oruç ve hac olmak üzere bazı ibadetlerin eda edilmesi veya edası sırasında birtakım kusurların işlenmesi halinde yerine getirilmesi gereken dinî-malî yükümlülüğü ifade eder.
Kaza: Vaktinde yerine getirilmeyen bir ibadetin, daha sonra ifa edilmesi anlamında fıkhî bir terimdir. Bozulan bir orucun yerine gününe gün oruç tutulması, vaktinde kılınmayan bir namazın vaktin dışında kılınmasıdır.
Kefaret: Kefaret kelimesi sözlükte “örten, gizleyen” anlamına gelir. Dinî bir terim olarak ise, “işlenen bir kusur ve günahtan dolayı Allah’tan af ve mağfiret dilemek niyetiyle yapılan, ceza özelliği de bulunan bir tür malî ve bedenî ibadettir. Kur’an ve Sünnette belirtilen veya sadece Hz. Peygamber’in söz ve uygulamasıyla sabit olan kefâret nevileri olarak; orucu bozma, yemin, zıhâr, hac yasaklarını ihlâl, adam öldürme ve hayızlı kadınla cinsel temas sebebiyle gereken kefâretler sayılabilir.
Kefâret yalnız günah sayılan bir fiilden dolayı gerekir ve bu özelliğiyle fidyeden ayrılır Fidye ise daha çok meşrû bir özür sebebiyle ifa edilemeyen bir ibadete bedel olarak veya ibadet sırasında yerine getirilemeyen bir hususu, işlenen bir hata ve kusuru telâfi için ödenir.
Ramazan ayında kasten bozulan bir gün orucun yerine iki kameri ay veya altmış gün peş peşe oruç tutmak demektir. Kefaret sadece Ramazan ayında tutulan orucun mazeretsiz, bile bile bozulmasının cezasıdır. Ancak bozulan orucun da kaza edilmesi ile birlikte 61 gün oruç tutulur. Ramazan ayının dışında tutulan oruçların bozulması durumunda yalnız kaza, yani gününe gün oruç tutmak yeterli olur. Kefaret orucu, ara verilmeden peş peşe tutulacağı için Ramazan ayına ve oruç tutulması haram olan günlere rastlamaması lazımdır.
Kadınlar kefaret orucu tutarken araya giren ay hali günlerini tutmazlar, ay hali bitince ara vermeden temiz günlerinde oruca devam ederek 60 günü tamamlarlar. Kadın, âdet hâli bittiği hâlde temiz olan günlerinde oruç tutmayarak kefaret orucuna ara verirse, kefarete yeniden başlaması gerekir.
Bu oruç kefaretini tutmaya gücü yetmeyenler, bir gün boyunca 60 fakiri ya da 60 gün boyunca bir fakiri sabah akşam doyururlar veya yemek parasını fakirin eline vererek oruç kefaretini yerine getirmiş olur.
Bireysel yardımların dışında, vakıflar, dernekler ve diğer yardım kuruluşları gibi sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı sürekli kılan müesseselerde vardır. Böyle gönüllü yardım kuruluşları tarafından fakir ve kimsesizlerin yiyecek, giyecek ve barınmalarının sağlanması, imkânı bulunmayan hastaların tedavisi, ilmin yaygınlaştırılması, fakir öğrencilerin desteklenmesi, hayvanların ve çevrenin korunması, ihtiyaç duyulan ibadethanelerin tesis edilmesi, bakım ve onarımının yapılması gibi hizmetler ifa edilmektedir. “Onlar, seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler.” (İnsan, 8)
İslâm dini yardımlaşmayı ve dayanışmayı teşvik etmek etmiş, dayanışma ve yardımlaşmaya fertlerin önce kendilerinden olmak üzere, ailelerinden, en yakın çevrelerinden, komşularından ve akrabalarından başlayarak diğer çevreye doğru yaygınlaştırılması ilkesini teşvik etmiştir.
Nitekim ayetlerde; “Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor. (Nahl,90)
“Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz, Allah kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez. (Nisa,176)
Diğer taraftan İslam dini iyilikte yardımlaşmayı teşvik etmiş, kötülükte yardımlaşmayı yasaklamıştır. “İyilik etmek ve kötülükten sakınmak hususunda birbirinize yardım edin, suç işlemek ve düşmanlık etmek için yardımlaşmayın ve Allah’tan sakının, şüphe yok ki Allah’ın cezası, çok çetindir.” Maide,2)
İyilik ve hayırda yarışmak, yetim, fakir ve düşkünlere yardım etmek, çalışıp helalinden kazanmak, kazancından ailesini ve ihtiyaç sahiplerini faydalandırmak, insanlara sıkıntı ve eziyet veren cisimleri yollardan kaldırmak, çevreye karşı duyarlı olmak, insanlar arasında adâletle hüküm vermek, dargınları barıştırmak, güzel söz söylemek, iyilikleri emredip, kötülüklerden sakındırmak, insanlara ve tüm canlılara karşı şefkat ve merhamet göstermek, eliyle ve dilliyle kimseyi rahatsız etmemek, insanlara faydalı olmak gibi ameller sosyal yardımlaşmayı ve dayanışmayı teşvik eden ve sadaka mahiyeti taşıyan fiillerdir.
Peygamberimiz (s.a.v): “İnsanların her bir eklemi için her gün bir sadaka gerekir. İki kişi arasında adâletle hükmetmen sadakadır. Bineğine binmek isteyeni bindirmen yahut yükünü bineğine yüklemen sadakadır. Güzel söz sadakadır. Namaz için mescide giderken attığın her adım sadakadır. Gelip geçenlere eziyet veren şeyleri yoldan kaldırman sadakadır. Buyurmuştur.
Cimrilik yapmak, insanlara kötü davranmak, gönül kırmak, adam öldürmek, cana kıymak, kan davası gütmek, kin tutmak, haset etmek, gıybet yapmak, Yalan söylemek, iftira atmak, kötü zanda bulunmak, İsraftan lüks ve gösterişten kaçınmamak, zina, hırsızlık, gasp, İhtikar, karaborsacılık, içki, kumar, rüşvet, faiz gibi kötü amellerde sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı ortadan kaldıran eylemlerdir. “Zulüm yapmaktan sakının. Çünkü zulüm kıyamet gününde zâlime zifirî karanlık olacaktır. Cimrilikten de sakının. Zira cimrilik sizden önce yaşayan insanları, birbirini boğazlamaya ve dokunulmaz haklarını çiğnemeye götürmek suretiyle perişan etmiştir.” (Müslim, Birr 56)
İslam dini insanların bireysel ihtiyaçları yanında toplumsal ihtiyaçlarını giderecek müesseselerin inşasını ve yaşatılmasını da teşvik edici hükümler getirmiştir. Peygamber (s.a.v): “Âdemoğlu öldüğü zaman, amel defteri kapanır. Üç kimse bundan müstesnadır. sadaka-i câriye yapanların, topluma yararlı bir ilim, bir eser bırakanların ve kendisine hayır dua edecek hayırlı evlat yetiştirenlerin, yol, köprü, çeşme, mescid, yoksullar için aş evi, hastane ve okul gibi hayır kurumları inşa edenlerin ayrıca böyle eserlerden yararlananların sürece, bunların yapılmasında maddi ve manevi destek verenlerin gerek sağlıklarında gerekse vefatlarından sonra sevap kazanmaya devam edeceklerini ifade etmiştir. “Şüphesiz biz, ölüleri mutlaka diriltiriz. Onların yaptıklarını ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Biz her şeyi apaçık bir kitapta bir bir kaydetmişizdir.” (Yasin, 12)
“İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır. Malın en hayırlısı, Allah yolunda harcanandır., Allah yolunda harcananın en hayırlısı da insanların en çok ihtiyaç duydukları alanlara yapılan harcamalardır. “Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir.” (Hadis)
MUSTAFA KIR