eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Az Bulutlu
26°C
Ankara
26°C
Az Bulutlu
Çarşamba Az Bulutlu
26°C
Perşembe Açık
27°C
Cuma Açık
30°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
27°C

Yusuf DURSUN

1949 Yozgat doğumlu olan Yusuf Dursun, Yozgat Öğretmen Okulundan sonra Erzurum Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünü bitirdi. Yurdun çeşitli il ve ilçelerinde 42 yıl Türkçe/Edebiyat öğretmenliği yaptı. Şiir dalında birçok ödülü bulunan yazarın bazı şiirleri ders kitaplarına girmiş, bazı eserleri de İngilizce, Farsça, Arapça, Azerbaycan Türkçesi, Malayca, Boşnakça ve Arnavutçaya çevrilmiştir. 2009 ESKADER (Edebiyat Sanat Kültür Araştırmaları Derneği) ÇOCUK EDEBİYATI; 2015 DİVANYOLU dergisi YILIN ŞAİRİ ödüllerinin sahibi olan Yusuf Dursun, eserleriyle Türk edebiyatına hizmete devam etmektedir. Eserlerinden bazıları: Şiir: Aşk İsterse, Benim Babam Biricik, Önce Vatan, Yüreğim Kuş Olunca. Masal: Masal Doktoru serisi (3 kitap), Kuş Topu, Uçan Ayakkabı, Minik Serçe. Çocuklar İçin Dinî Hikâyeler Tatlı mı Tatlı Duam Kanatlı, Kutlu Günlerim Mübarek Gecelerim. Roman: En Gür Seda - İstiklal Marşı, Anadolu Fatihi Sultan Alp Arslan, Bir İncidir İstanbul, Çocukluğum Sobe, Cennet Kapısı Çanakkale, Fatih’in Kanatları, Beyaz Ufuklara, Dostumuz Hayvanlar serisi (5 kitap) Bir Destandır 15 Temmuz, Savrulan Yıllar.

    Gaziler İçin

    19 Eylül 1921, TBMM tarafından Mustafa Kemal Atatürk’e “Gazi” unvanı verildiği tarihtir. Bu vesileyle 19 Eylül tarihi, “Gaziler Günü” olarak kabul edilmiştir. Aslında her gün hatırlanması gereken kahraman gazilerimiz bu özel günde bir kere daha gündem olmakta, kendileri için çeşitli faaliyetler yapılmaktadır.
    Aslında bu kavram Türkçemize yeni girmiş değildir. Aziz milletimiz bin yıllardan beri gaziliğe büyük değer vermiş, onları baş tacı yapmıştır. Bu saygı büyük ölçüde, Tevbe suresinin 111. ayetine dayanmaktadır. Yüce Allah, bu ayette mealen şöyle buyurmuştur:
    “Allah Teâlâ cennet mukabilinde mü’minlerin canlarını ve mallarını satın aldı. Onlar Allah yolunda cihat ederler, harp meydanlarında şehit ve gazi olurlar, Allah’ın bu öyle bir va’didir ki, Tevrat’ta da, İncil’de de, Kur’ân’da da sabittir. Kim Allah’tan ziyade va’dini yerine getirir? Yaptığınız bu hayırlı alışverişten dolayı sevininiz! İşte büyük fevz ü necat budur!”
    Milletimiz, “Ölürsem şehit kalırsam gazi” anlayışıyla “gazaya” koşmayı görevlerin en kutsalı saymıştır. Malazgirt Zaferi’nde Sultan Alp Arslan ve askerlerinin yaptığı budur. Osmanlı Devleti’ni tarih sahnesine taşıyan ecdadın yaptığı budur. İstanbul’un fethinde Ulubatlı Hasan ne yapmışsa, 15 Temmuz’daki hain kalkışmaya dur diyen Ömer Halisdemir aynısını yapmıştır. Çanakkale Zaferinin erleri cepheye giderken ne hissetmişse İstiklal Savaşı’mızın yiğitleri de aynı şeyi hissetmiştir. Sadece eli silah tutan erkeklerimiz değil kadınlarımız da bu uğurda şehit ya da gazi olmak için can atmışlardır.
    Türkçemizde “Ateş düştüğü yakar.” diye güzel ama bir o kadar da acı bir söz vardır. Sözgelimi, bir trafik kazası haberi duyarız, yaralananlara üzülür, ölenler için belki birkaç damla gözyaşı dökeriz. Televizyonlarda görmeye alıştığımız şehit ve gazi haberleri de bizi derinden sarsar, olayın etkisinden kurtulmamız kolay olmaz. Belki bazı şair veya yazarlar, bu olaylar için şiirler, yazılar kaleme alır. Bu tür olaylardan ilham alarak roman yazanlar da olabilir. Ama işte o kadar. Asıl acıyı olayın gerçek sahipleri yaşar. Ateş, onların ocağına düşmüştür çünkü.
    Ocağına ateş düşenlerin başında şehit ve gazi yakınları gelir. Onlar, vatan savunması için, “Beklemeyin” diye yola çıksalar da beklendiklerini bilir. Elbette bekleneceklerdir. Elbette sağ salim geri dönmeleri için dua edilecektir. Elbette gözyaşı dökülecektir arkalarından. Çünkü giden de kalan da insandır, kütük parçası değil.

    Yahya Kemal Beyatlı’nın, Süleymaniye’de Bayram Sabahı şiirinde,
    “Ordu-milletlerin en çok döğüşen, en sarpı
    Adamış sevdiği Allah`ına bir böyle yapı.”
    mısralarıyla ifade ettiği gibi, Türk milleti, aynı zamanda bir “ordu-millettir.” Gazilik, onun için şeref; şehitlik, erişilmek istenen en kutlu menzildir. Erkek çocuklarına “Gazi” ismi verilmesi de bu anlayışın bir yansımasıdır.
    Mehmet Emin Yurdakul, “Yurdumun dişi arslanlarına” diyerek Türk analarına ithaf ettiği şiirinde şöyle demişti:
    “Git evladım yıllarca ben oğulsuz kalayım,
     Şu yaralı bağrıma kara taşlar çalayım,
     Hadi yavrum hadi git ya gazi ol ya şehit”
    Çanakkale’de şehit olan Boyabatlı Ömeroğlu Mustafa isimli şair bir Mehmetçiğin cebinden uzunca bir şiirin bir bölümü şöyleydi:
    “Boyabatlı Ömeroğlu Mustafa,
    Yazdı bu destanı girerken safa.
    Muradı gitmektir arşı tavafa.

    Bugün vatan bizden razı olacak,
         Nefer şehit, ordu gazi olacak.”

    Biz de 15 Temmuz’un şehit ve gazilerini anlattığımız şiirimizde, yedi yerinden vurularak gazi olan Albay Davut Ala için şöyle demiştik:
    Yiğit bir albaydı o, yedi yerden vuruldu;
    Bayrağını korurken Yaradan’a sarıldı.
    Peygamber Ocağı’nın şanı ona verildi!
    Öpüp başına koydu albayım bu nimeti
            Hainler ilelebet hak ediyor laneti!

    ***
    Gelin bir de madalyonun diğer tarafına bakalım:
    Bizde maalesef bir kişinin değerini ölümünden sonra fark etmek gibi yanlış bir anlayış var. Evet, hak eden her şahsiyeti ölümünden sonra da analım ama asıl o kişiye, henüz hayattayken gereken değeri verelim. Onları, yılda bir defa bir takım hamasi sözlerle göklere çıkarıp hemen ertesi gün pat diye yere bırakmayalım.
    Değerli gazilerimize, insanlardan beklentiniz nedir, diye soracak olsak eminim ilk cevapları “saygı görmek” olacaktır. Onlar saygı görmenin en somut örneğini, özellikle gençlerin tavırlarında görmek isterler.
    Ömründe acı nedir bilmeyen, ekmeğin fiyatından habersiz, kendi başına hiçbir işi başaramamış, bir eli yağda bir eli balda olan bir gencin, gazileri anlaması zordur. Aslonan bu zorluğu aşarak onlara bu şuuru kazandırmaktır. Bunu başarmak anne, baba, öğretmen, veli olarak bizlere; her kademedeki idareciler olarak devlete düşüyor.
    Çocuklardan beklediğimiz her davranışı, önce kendimiz uygulayabilirsek işler daha kolaylaşır. Kişi olarak gazilere önce biz hürmet edeceğiz, toplu taşıma araçlarında önce biz yer vereceğiz, hatıralarını önce biz dinleyeceğiz; devlet olarak maddî sorunlar başta olmak üzere her türlü sıkıntılarını önce biz gidereceğiz.
    Bayrak Şairi merhum Arif Nihat Asya, Bayraksız Olamam adlı şiirinde şöyle diyor:
    Bir çocuksam
    Kucaksız,
    Oyuncaksız;
    Bir delikanlıysam
    Atsız,
    Pusatsız
    Olabilirim
    Bayraksız olamam!

    Taşıp yirmi yaş dileklerinden
    Ufuk ufuk süzülen
    Bir gemiyim ben
    Rüzgârsız kalabilirim,
    Yelkensiz olabilirim
    Bayraksız olamam!

    Eşsizsem, yalnızsam;
    Kısmetini bekleyen bir genç kızsam
    Ve gelirse eğer mutlu günüm,
    Yapılırsa bir gün düğünüm;
    Telsiz, duvaksız olabilirim,
    Bayraksız olamam!

    Ölürsem taşım, yazım
    Kaygı olmasın yakınlarıma
    Bir şey istemem,
    Yeter ki ay doğsun mezarıma!
    Taşsız olabilirim;
    Yazısız kalabilirim;
    Bayraksız olamam!

    Gazilerimiz vatan sevgisini, bayrak sevgisini sadece ruhunda yaşayan değil, bizzat vücudunda yaşatan insanlardır. İşte bu münasebetle bizim onlara minnet borcumuz vardır. İşte bundan dolayı onlar bizim baş tacımızdır. İşte bu vesileyle bendeniz, şu şiirimle onlara olan borcumu bir nebze olsun ödemek istemişimdir:
    GAZİLER İÇİN
    -Ezelden ebede bütün gazilerimize minnetle-

    Emir gelir karlı dağlar aşarsın,
    Vatan için ölümüne koşarsın,
    Çağlar boyu tarihlerde yaşarsın.

    Şanlı geleceğim, şerefli mazim.
    Son durağın cennet olsun ey gazim.

    Beklemeyin diye çıkarsın yola,
    Aldığın her yara benzer bir güle,
    Böyle nimet nasip olmaz her kula.

    Şanlı geleceğim, şerefli mazim.
    Son durağın cennet olsun ey gazim.

    Yüreğini yurt harcına katarsın,
    Al bayrağı candan üstün tutarsın,
    Tek başına bir orduya yetersin.

    Şanlı geleceğim, şerefli mazim.
    Son durağın cennet olsun ey gazim.

    Tütsün diye bu milletin ocağı,
    Asla düşürmezsin yere sancağı,
    Seni bekler peygamberin kucağı.

    Şanlı geleceğim, şerefli mazim.
    Son durağın cennet olsun ey gazim.

    Yusuf DURSUN

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.