eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Prof. Dr. Yücel ACER

Prof. Dr. Yücel ACER Anakara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden Uluslararası İlişkiler lisans derecesi, Sheffield Üniversitesi’nden (İngiltere) Uluslararası Hukuk mastır derecesi, Bristol Üniversitesi’nden (İngiltere) Uluslararası Hukuk doktora derecesi almıştır. Halen Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Milletlerarası Hukuk Anabilim Dalında, Milletlerarası Hukuk Profesörüdür. Uzmanlık alanları, Uluslararası Deniz Hukuku, Uluslararası Silahlı Çatışmalar Hukuku ve Uluslararası İnsan Hakları Hukuku dur. Birçok bilimsel makalenin yanında İngiltere’de basılmış Ege Deniz Sorunları ve Uluslararası Hukuk (The Aegean Maritime Disputes and International Law), “Uluslararası Hukukta Saldırı Suçu”, “Küresel ve Bölgesel Perspektiften Türkiye’nin İltica Stratejisi” ve “Uluslararası Hukuk Temel Ders Kitabı” başlıklı kitapların da yazarıdır. ABD’de, Hawaii Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde doktora sonrası çalışmalar yapmış, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Kara Harp Okulu, İzmir Ekonomi Üniversitesi, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Atılım Üniversitesi’nde dersler vermiştir. Halen, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Milletlerarası Hukuk Anabilim Dalı Başkanı olarak ilmi faaliyetlerini sürdürmektedir.

    Romanya, Güvenlik Zirvesi ve Güven

    Dünyanın birçok yerine olduğu gibi Romanya’ya da İstanbul’dan tek uçuşla gitmek mümkün. Uluslararası Balkanlar ve Doğu Avrupa Güvenliği Sempozyumu’na katılmak için THY’nin Bükreş uçağındayım. Uçuşun sadece 1 saat sürüyor olması ve THY’nin Bükreş’e her gün defalarca sefer yapılıyor olması aslında uzak sandığımız yerlerin ne kadar da yakın olduğunu hissettiriyor bana.

    Yaklaşık bir yıl önce Rusya’nın Ukrayna’ya başlattığı ve halen sürdürdüğü saldırısının gölgesinde yapılan Sempozyum’da Balkan güvenliğini dinlemek ilgi çekici olacak. NATO’nun desteklediği bu Sempozyum, üst düzey devlet adamlarının yanı sıra uzmanları ve akademisyenleri bir araya getiren bir toplantı olacak.

    Yere inip bizi otele götürecek otobüse bindiğimizde, uçakta yanımda oturan ve daha önce Romanya’ya defalarca gelmiş akademisyen arkadaşım “ben Romanyalıları gariban buluyorum hep biraz fakir gözükürler bana” diye söylendi. Etrafıma baktığımda bazı binaların ve yolların pejmürde görüntüleri bu sözlere haklılık payı veriyor gibi.

    Sıcak tavırlarından, birilerinin Romanyalı olduğunu fark edebiliyorum. Her fark ettiğimde “bir başka Osmanlı bakiyesi, tabi ki bir miktar bize de benzeyecekler” diye geçiriyorum içimden. Otelde, Sempozyum için gelen çoğu Amerikalı ve diğer katılımcıları da ayırt edebiliyorum.

    Ertesi gün Sempozyum’un açılışında başbakanlar düzeyinde katılım görüyorum. Dışarıdaki protokol, görevlilerin sıcak tavırları, Sempozyum’da görevli öğrencilerin davranış ve hürmetleri bize ne kadar da benziyor.

    Sempozyumda konuşulan konular beklediğim gibi Rusya odaklı. Bazıları Türkiye’den bahsetmeden edemiyor, zira Ruslarla iyi ilişkiler sürdüren neredeyse tek NATO ülkesi Türkiye. Bir sonraki gün oturumda yapacağım konuşmada aslında bu anlamda Türkiye’yi hedef almanın ne kadar yanlış olduğunu anlatmaya çalışacağım. Ama ilk günde de gördüğüm gibi Amerika kendi etkisini artırmak için Rusya tehdidini iyi kullanma derdinde.

    Avrupa’nın doğusundaki bütün ülkeler, güvenip güvenemeyeceklerine çok bakamadan ABD’nin ve NATO’nun desteğini alabilme derdine düşmüşler. Acaba bu hep böyle bir taktik miydi diye geçirdim içimden. Türkiye’nin 1950’li yılların başında SSCB’ tehdidi gölgesinde NATO’ya üye olmak için Kore Savaşı’na girmeyi dahi göze almış, 900’ün üzerinde şehit vermişti. Şimdi bu ülkelerdeki durumu Türkiye’nin 1950’lerdeki durumuna benzetiyorum. Yaşadığımız onca vefasızlıkların, yalnız bırakılmaların Romanyalıların da başına gelebileceğini düşünüp dudak büküyorum.

    Aslında burada da önemli bir kesim bunun farkında gibi zira yapılan ankette halkın çoğu esasen NATO’ya güvenmediğini beyan ediyor. Olsun denize düşen yılana sarılır hesabı NATO’ya sarılmak durumunda hissediyorlar gibi kendilerini.

    Akşamüzeri Sempozyum sona erdiğinde ikisi Türk üç akademisyen arkadaşımızla Bükreş’in merkez sokaklarında gezintiye çıkıyoruz. İtalyan akademisyen arkadaşımız, simide benzer bir şeylerin satıldığı dükkândan yiyecek almaya çalışıyor. Sonra bir ara bana dönüp “ustalar Türk’müş” diye gülümsüyor. Yaklaşıyorum bakıyorum, fırında börek ve simit pişiren iki genç bana “merhaba” diye sesleniyorlar. Evet ustalar Türk. Az önce de “Ender Baklava” diye bir dükkan ismi görmüştüm. Sonra bir de belediye otobüslerinin Türk markası olduğunu görmüştüm de aklıma öğrenciliğimde Ankara’daki “İkarus” marka doğu bloku otobüsleri gelmişti. Nereden nereye şimdi bizim otobüsler Doğu Avrupa’da.“Abi yine gelin bekleriz” diyor ustalar, uğrarız diyoruz. Arkamı döndüğümde bir başka Türk buranın börekleri iyidir diyor.

    Ogün akşam Sempozyum yemeğinde uzun uzun konuştuğum Romanyalı iş adamı, ne çok Türk şirketi biliyor, Türk şirketlerin Romanya’daki işlerinden bahsediyor. Türkiye’de de çalıştığı yıları, Türkiye’yi överek anlatıyor. Eskilerde yurt dışına gittiğimde Türkiye’ye dönüp bakar, hep olumsuzluklar ve geri kaldığımız hususlar aklımı kurcalar, epey üzülürdüm. O yıllardan farklı olarak artık Türkiye’ye dışardan bakmak epey keyif veriyor.

    Yücel ACER

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.