eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Açık
30°C
Ankara
30°C
Açık
Cuma Açık
32°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
33°C
Pazar Az Bulutlu
31°C
Pazartesi Açık
31°C

Prof. Dr. Yücel ACER

Prof. Dr. Yücel ACER Anakara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden Uluslararası İlişkiler lisans derecesi, Sheffield Üniversitesi’nden (İngiltere) Uluslararası Hukuk mastır derecesi, Bristol Üniversitesi’nden (İngiltere) Uluslararası Hukuk doktora derecesi almıştır. Halen Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Milletlerarası Hukuk Anabilim Dalında, Milletlerarası Hukuk Profesörüdür. Uzmanlık alanları, Uluslararası Deniz Hukuku, Uluslararası Silahlı Çatışmalar Hukuku ve Uluslararası İnsan Hakları Hukuku dur. Birçok bilimsel makalenin yanında İngiltere’de basılmış Ege Deniz Sorunları ve Uluslararası Hukuk (The Aegean Maritime Disputes and International Law), “Uluslararası Hukukta Saldırı Suçu”, “Küresel ve Bölgesel Perspektiften Türkiye’nin İltica Stratejisi” ve “Uluslararası Hukuk Temel Ders Kitabı” başlıklı kitapların da yazarıdır. ABD’de, Hawaii Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde doktora sonrası çalışmalar yapmış, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Kara Harp Okulu, İzmir Ekonomi Üniversitesi, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Atılım Üniversitesi’nde dersler vermiştir. Halen, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Milletlerarası Hukuk Anabilim Dalı Başkanı olarak ilmi faaliyetlerini sürdürmektedir.

    Acı Vatan-Yeni Vatan

    Bir zamanlar  fazlaca telaffuz edilirdi. Acı da olsa vatan kabul edilmesi gereken bir yer. Yani bildiğin gurbet. Yetiştirdiğin tahılın yalnızca karın doyurduğu köylerden ve bulduğun işin yalnızca ekmek parası getirdiği şehirlerden binlerce, daha sonra yüzbinlerce insanın isteyerek gittiği, istemeyerek kaldığı gurbet. Almanya, acı vatan.
    Geçenlerde, 1961 Almanya-Türkiye İşçi Kabulü Antlaşması’nın  60. yılı kutlandı. Kutlandı diyelim de “acı vatan” ın “vatan” kısmına ayıp olmasın. Belki de artık gerçekten de kutlanası bir şeydir…
    Bugünlerde bir de böyle bakayım dedim. Böyle bakmak, bir zamanlar sıklıkla acı vatan diyenlerle değil de bugünlerde aklı yetmeye başlamış son nesille konuşulması gereken bir mesele.
    Yıllardır gidip geldiğim Almanya’da her defasında birilerine “burası size göre nasıl” diye sorasım olmuştur. Ama hiçbirinde bunu yapmaya cesaret edemedim…belki de ayıp olur diye. Akraba ziyareti yaparken bizi mi sorgulamaya geldin denmesinden…
    Şimdilerde ayıp olmasını umursamayacak kadar bilimsel düşünmek gerektiğine inanan ben, bu eski soruyu canlandırma cesaretini gösterebilirim…
    20’li yaşlarındaki genç, soruya şaşırıyor. Anlamlandırmaktan korktuğu hayatı ya da yaşadığı ülkeye bir anlam yükleme şaşkınlığı, hatta belki de korkusu mu?…ya sonuç anlamsızlıksa…ya da arzulanmayansa..
    Utanma duygusunu bir kenara koymuş ben, konuşmasının yolunu açmaya çalışıyorum…”yani sana Almanya mı daha yakın geliyor Türkiye mi” diye soruyorum. “Almanya daha yakın geliyor” diyor. Ama Türkiye’ye gitmiyor musun, gidince ne hissediyorsun” diyorum. “Türkiye tatil için iyi bir yer” diyor.
    Acı vatan diyen nesilden kime sorsam, bu yeni   neslin artık Almanya’yı vatan bellediğini söylüyorlar. “Bunlar bizden sonra, Türkiye’deki köylerimize ve evlerimize de gitmezler” diyorlar. Aslında bu sözleri ben, bir endişe ifadesinden ziyade, gerçeğin tespiti olarak algılıyorum.
    Buralara bir süreliğine gelmiş, hala biraz dışardan bakabilen biri, “yeni nesil için ben artık ‘Almanlar’ diyorum, zira davranışları, iş disiplinleri benzeşmiş” diyor. “Ama arada Türkiye’ye gidenler var, peki Türkiye nedir onlar için” diyorum. O ise, “gittikleri gördükleri yer ya ana-babalarının ya da dedelerinin-ninelerinin doğduğu köy ya da birkaç tatil yeri, geriye kalan Türkiye onları için ne ifade eder ki” diyor.

    Doğmadığın ve yaşamadığın yer senin vatanın olmuyor mu acaba? Birileri sana “işte yavrum orası senin vatanın” deyip dursa bile mi? İnsanoğlu dinleyen değil de yaşayan bir varlık olduğuna göre, yoksa cidden haklı mı bu dışardan bakanın gözlemi?

    Bu, ABD’den bildiğimiz, on nesil gerisini sayan ama kendini Amerikalı bilen türden bir nesle gidiş mi? Birgün “beş nesil önce, büyük büyük büyük dedem Türkiye’den gelmiş” muhabbeti yapan nesle doğru mu gidiliyor?

    Hamburg’da, Uluslararası Deniz Hukuku  Mahkemesi’nin başkanını dinliyorum. Önceden özgeçmişine baktığımdan, çıkışta “isminiz Alman ama Güney Afrikalı olduğunuzu görüyorum” diyorum. “Evet ben Afrikalıyım, 1700’lerde dedelerim buralardan Afrika’ya göçmüşler” diyor. “Ben Afrikalıyım” diyen sarışın ve adı hala Alman yargıç. Belli ki, Güney Afrika onun için acı vatan değil de “yeni vatan”. 

    “Eski vatan” dan bakınca ise, bir zamanlar var olan yokluk dönemlerinin yüzlerde açtığı çizik, tümden iyileşip kaybolana kadar daha uzun süre görülmeye devam edecek. Ama en nihayetinde neredeyse tümden kaybolup gidecek.

    Yücel Acer

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.