eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Açık
30°C
Ankara
30°C
Açık
Cuma Açık
32°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
33°C
Pazar Az Bulutlu
30°C
Pazartesi Açık
30°C

Serdar BİLER

SERDAR BİLER 1980 yılında Tokat'ın Sulusaray ilçesine bağlı Alanyurt Köyü’nde dünyaya geldi. Ilkokulu köyünde, ortaokulu Tokat İmam-Hatip Lisesinde bitirip Sivas/Yıldızeli Pamukpınar Anadolu Öğretmen Lisesinde başladığı lise öğrenimini Tokat Anadolu Öğretmen Lisesinde tamamladı. 2002 yılında Kocaeli Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. 2013 yılına kadar Ankara'da özel dershanelerde ve özel okullarda Türkçe/Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yaptı, 2013 yılında Milli Eğitim Bakanlığına atandı.Zile Ticaret Meslek Lisesi ve Kalecik Mehmet Doğan Fen Lisesinde görev yaptı. 2015 yılında girdiği Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesini 2019 yılında bitirdi. Halen Ankara/Altındağ Sabahattin Zaim Sosyal Bilimler Lisesinde Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olarak görev yapmaktadır.

    Değişim, Aile ve Kültürel Aktarım

             Ünlü filozof Herakleitos : “Değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir.” diyerek hayatın değişim üzerine kurulduğunu vurgulamıştır. Evet, kâinat ve onun içindeki hayat, bir döngü, bir değişim ve dönüşüm üzerine yaratılmıştır. İnsanoğlu yaşadığı sürece bu değişime bîgâne kalamaz ve bu değişimden kendi hissesine düşeni mutlaka alır. Önemli olan bu aldığı değişim hissesinin niteliği ve değişimi ne oranda, nasıl benimsediğinin kişi ve toplum gelişimine katkısıdır. Nitekim merhum Cemil Meriç de :” Çürüme de bir değişimdir lakin gelişim değildir.” diyerek her değişimin olumlu olamayacağını, gelişime katkı sağlamayacağını vurgulamıştır. Hazreti Peygamberimiz de içinden çıktığı toplumda ahlâkı, önderliği ve örnek kişiliğiyle birçok olumlu değişime imza atmış; sonraki nesillerin de bu yönde değişimine örnek olmuştur.

          Görüldüğü gibi değişim, içtimai hayatın her döneminde ve uzvunda vazgeçilmez bir unsur olarak belirleyici olmuştur. Ancak bu değişimin içtimai hayatta neleri geliştirip neleri bozduğu ve çürüttüğü dikkate alınıp ona göre politikalar geliştirilmesi gerekir.

        Türk toplumu da tarihi seyir içerisinde birçok değişimi ve dönüşümü yaşayarak bugünlere gelmiştir. Orta Asya bozkırlarında göçebe bir yaşam biçiminin şekillendirdiği toplumsal ve kültürel  yapı; İslamiyet’in kabulü, batıya göçün ve farklı toplumlarla etkileşimin sonucu olarak Anadolu coğrafyasında yeni bir değişimi ve dönüşümü yaşamış, Türk-İslam kültürü ve medeniyet değerlerini inşa etmiş, uzun süre bu değerleri muhafaza ederek sonraki nesillere aktarmıştır. Bu aktarmada toplumun temel yapıtaşı olan aile, önemli bir misyon yüklenerek toplumun kültürel yapısını ayakta tutmuş, geleneğin değerlerini sonraki nesillere bir silsile içerisinde aşılayarak korumuştur.

         Bu tarihi seyir içerisinde, özellikle de Cumhuriyet sonrasında Batılı bir sosyal yapı inşası ivme kazanmış; eğitimden sanata, devlet idaresinden kurumların teşekkülüne, giyim kuşamdan hukuk sistemine, cemiyet hayatından aile yapısına kadar köklü değişim ve dönüşümler yaşanmıştır. Bu değişimlerle, geleneğe ve kadim medeniyetimizin değerlerine sırtını dönen, Batılı değerleri önceleyen bir sosyal yapı hayatımızı şekillendirmiş; bunun neticesinde de geleneksel büyük aile modelinin yerini çekirdek aileler almaya başlamıştır. Çekirdek ailelerin oluşumunda yukarıda saydığım sosyal hayattaki değişimlerin yanında özellikle sanayileşme, işsizlik, eğitim ihtiyacı gibi nedenlerle köyden kente göçle beraber yaşlıların köylerde, çocukların/torunların ise şehirlerde yaşamaya başlamasını da sayabiliriz. Aile yapısında gerçekleşen bu değişimin olumlu sonuçları da olmuştur kuşkusuz. Ancak özellikle kadim kültürümüzün, geleneğimizin, medeniyet unsurlarımızın yüzlerce yıl oluşturduğu birikimin sonraki nesillere aktarılmasında aile kurumunda görülen bu değişimin olumsuz sonuçlar doğurduğunu da görmek gerekir. Geleneksel büyük aile modeli –aile içi hiyerarşik ilişkiler yaşayanlar özelinde huzursuzluk ve sorun olarak görülse de- kültürel geleneğin ve birikimin aktarılmasında, milli kültürümüzün devamlılığı açısından önemli bir işleve sahiptir.

         Ben de büyükbabalı, babaanneli, amcalı, halalı büyük bir ailede yetiştiğim için deden/nineden toruna tevarüs eden o geleneksel birikimden az çok nasiplenmiş biri olarak bu kültürel aktarımın önemini şimdi bir baba sıfatıyla daha iyi anlıyorum. Köyde geçen çocukluğumda büyüklerimden özellikle de rahmetli büyükbabam ve rahmetli babaannemden doğaya, insana, ahlaka, dile, geleneğe, eşyaya vs. yönelik birikimden çok şey öğrendim. Rahmetli büyükbabamdan eski takvimi ve yüzlerce yıllık tecrübeyle tespit edilmiş doğa olaylarının zaman ve dönemlerini, toprağı, bitkiyi, hayvanları ve bunlara dair birikimi miras aldım. Rahmetli babaannemin okuma yazması yoktu ama bize kendi tabiriyle “hekiya” anlatır, “mesel” satar, bilmece sorardı. Benim edebiyata, dile az çok merakımın olmasında bu masalların, hikayelerin etkisi de vardır mutlaka.  Sonradan kitaplardan okuyarak da tespit ettiğim kadim şaman inancına ait birçok kültürel ve dini ritüellerin rahmetli babaannem tarafından  bazı durumlar ve olaylar karşısındaki birçok uygulamada –kendisi uygulamanın kökenini bilmese de- bir inanç ilkesi gibi kutsallaştırıldığını, sahiplenildiğini  ve bunların bize de aktarıldığını gördüm. Rahmetli; köyde korkan insanlardan korkuluk almak, yumurtlayamayan tavukları yumurtlatmak, çocukları tıraş etmek, kulak delmek vs. gibi birçok tecrübe ve birikim gerektiren uygulamayı başarıyla yapardı. Sosyal hayatın içinde yüzlerce yıllık bir birikimin aktarıldığı son halkalardandı belki de ve tüm bu uygulamaları, o geleneksel büyük aile modeli içinde, şifahi kültürün nesilden nesle aktarılmasıyla öğrenmişti. Yani geleneğin içinde ve o yapının bir parçası olarak doğal süreç içerisinde mektepli bir eğitim almadan dededen/nineden kısaca büyüklerinden öğrenmişti bunları,  bize de belli oranda aktarmıştı. Çünkü aynı evde yaşıyorduk ve burada doğal bir aktarım söz konusuydu.

            Bu  aile içi kültürel aktarımlardan belki de en dikkate değer olanı dil konusundadır. Özellikle yerel ağızlarda yaşayan ve Türkçenin zenginliğini yansıtan kelime ve deyimlerin sonraki nesillerce de öğrenilmesi ve kullanılması dil zenginliğinin devamı açısından önemlidir. Dede/nine-torun ilişkisi içerisinde bu aktarım çok daha hızlı ve kalıcı olmaktadır. Çalışan ve iş yükü altındaki anne ve babalardansa genellikle çalışmayan dede ve ninelerin torunlarıyla ilgilenmesi bu aktarımı daha etkili hale getirmektedir.  Çekirdek ailelerde maalesef bu yerel ağızlardaki kelime ve deyimlerin aktarımı da sekteye uğramakta ve genç nesiller bu dil zenginliğinden mahrum kalmaktadırlar.

         Günümüzde özelikle bu geleneksel ailenin yerini almaya başlayan çekirdek ailelerde büyüyen çocuklar, dede/nineden tevarüs etmesi gerekli olan ve kendi hayatımdan da örnekler verdiğim bu kültürel birikimden uzak yetişecek, kendisinden sonraki nesillere de aktarma imkanı bulamayacaktır. Bütün bu kültürel aktarım zayıflayacak, geleneğin yüzlerce yıllık; hayata, insana, tabiata, eşyaya, dile vs. yönelik birikimi nesiller geçtikçe unutulacaktır. Belki yeni bir kültürel miras üzerinde bu aktarım dönüşerek, değişerek farklı bir mecrada yeniden hayat bulacaktır ancak bizi değerli ve güçlü kılan kadim birikim de belki kitaplarda bir derleme, belgesellerde egzotik bir aroma ya da hatırlayanların zihninde birer nostaljik figür/ anı olarak can çekişecektir. Tabii günümüz dede ve ninelerinin de artık güncellendiğini ve sözünü ettiğim birikimden uzak kaldıklarını da hesaba katmak gerekir. Yoksa “Himmete muhtaç Himmet Dede, kaldı ki başkasına himmet ede” sözündeki manayı örnekler.

      Kimlik; gelenektir, kültürdür, tarihtir, birikimdir. Gençlerimizin kimlik kazanmasında bu değerlerin aktarımının ne kadar önemli olduğunu bilmemiz ve ona göre adım atmamız gerekiyor. Bu yüzden çocuklarımızı dedeleriyle ve nineleriyle sık sık buluşturmalı, birlikte vakit geçirmelerini sağlamalı; dede ve ninelerin de torunlarına tecrübelerini, birikimlerini uygun bir dil ve yöntemle -daha çok yaşatarak-  aktarmaları kültürümüzün ve geleneklerimizin devamı açısından elzemdir.

      Saygılarımla…

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.