Mustafa Uslu Hoca’mız geçtiğimiz haftalarda kaleme aldığı ve üç bölüm hâlinde yayımlanan “Türk Dil ve Edebiyatı’nın İlkleri” başlıklı yazı serisiyle, aynı zamanda özet bir Türk edebiyatı tarihine de ışık tutmuş oldu. Onun kaleminden ilham alarak, bendeniz de Türk edebiyatının taşıdığı kültürel değerler üzerine birkaç kelam etmek istedim.
Bilindiği gibi Türk dil ve edebiyatı, asırlardır sözle yazının, değerle hikmetin birleştiği bir büyük bir kültür hazinesi olarak medeniyetimize ilham veregelmiştir. Bu zengin geçmişin izini dikkatlice sürüp onu gelecek nesillere doğruca aktarabilmek, bir idrak olduğu kadar bir mesuliyettir diye düşünmekteyim.
Türk edebiyatı, yüzyıllar boyunca sadece estetik bir ifade aracı olmakla kalmamış, aynı zamanda kültürel kimliğin inşasında ve eğitimin şekillenmesinde büyük bir rol üstlenmiştir. Sözlü gelenekle başlayıp yazılı kültüre evrilen edebiyatımız, milletimizin dilini, düşüncesini, inançlarını ve yaşam biçimini yansıttığı gibi onlara şekil de vererek toplumun ortak hafızasını oluşturmuştur. Mesnevîler, dîvanlar, tezkireler, tarihler, romanlar, tiyatro oyunları… Bir zincir hâlinde şekillenen bu birikim sadece birer edebî mahsul değil; aynı zamanda milletin kültür ve değer serüveninin kilometre taşları olmuşlardır.
Kutadgu Bilig’den Mesnevî’ye, Yunus Emre’nin ilahilerinden Halide Edip’in romanlarına kadar uzanan geniş yelpaze; Türk insanının ahlak anlayışını, kültür kodlarını, erdemlerini, ve manevî dünyasını yansıtmıştır. Böylece edebiyat, kültürel değerlerin korunması, aktarılması ve yaşatılması işlevini üstlenmiştir.
Bu bağlamda kültür ve değer üzerinden Türk edebiyatı eserlerini okuyacak olursak, her biri kendi alanında ve yine kendi döneminin ruhunu yansıtan bu eserlerin, değer ve kültür yönüyle sadece geçmişin değil, aynı zamanda geleceğin de rehberi niteliğinde olduklarını görebiliriz. Türk edebiyatında yazılı eserlerin ilki olarak tanınan Kutadgu Bilig, bunun en güzel örneklerinden biridir. döneminin düşünce, kültür ve toplum değerlerinin bir yansımasıdır. Balasagunlu Yusuf tarafından 11. yüzyılda kaleme alınan bu eserde, bir hükümdarın adaletinden, bir vezirin aklından, bir kumandanın bahtından ve bir insanın ahlakî değerlerinden bahsedilir. Kutadgu Bilig, hem bir nasihat kitabı, hem de bir devlet yönetimi rehberi olarak, zamanın ötesine uzanan bir bilgelik sunmaktadır.
Eserin alegorik anlatımıyla şekillenen karakterleri –Küntogdı (adalet), Aytoldı (mutluluk/baht), Ögdülmiş (akıl) ve Odgurmuş (akıbet)– aracılığıyla ideal insan ve toplum düzeni sorgulanır. Bu kişiler arasındaki diyaloglar, insanın doğru bir yaşam sürme çabasını, hikmeti ve içsel yolculuğunu anlamlandırmaya yöneliktir. Her karakter, bireyin farklı bir yönünü temsil ederken, metnin tamamı bir ahlaki ve yönetsel rehber niteliği kazanır.
Yusuf Has Hacib, bu eseriyle insanlığa bir yaşam rehberi sunmayı amaçlamış, erdem, adalet, doğruluk ve bilgelik etrafında şekillenen bir toplum tasavvurunu ortaya koymuştur
Eserin mesnevi biçiminde yazılmış olması ona epik bir hava katmış, her dörtlük, birbirbirine bağlanırken özlü sözler, atalar sözleri ve felsefî düşünceler ile donatılmıştır. Eserde kullanılan Türkçe, dönemin en saf örneklerinden biri olarak karşımıza çıkarak dilimizin gücü, zarafeti ve derinliğini her satırda bize hissettirir. Kutadgu Bilig, sadece dilin güzelliğini değil, aynı zamanda töreye ve erdeme olan sıkı bağlılığı da dile getirir. Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig’i yazarken, insanlık tarihinin derinliklerinden gelen bilgelikleri bir araya getirerek hem Türk milletine hem de bütün insanlığa bir rehber sunmayı amaçlamış olmalıdır. Eserde, hükümdarların, vezirlerin ve halkın adalet, bilgelik ve erdem etrafında şekillenen bir dünyada huzur içinde yaşaması gerektiğini vurgular. Her bir dize, sürekli iyilik, doğru söz, dürüstlük ve erdem için bir çağrı olup bu erdemli yaşamın, yalnızca fertler için değil toplumun da huzur içinde var olabilmesi için gerekli olduğunu anlatır. Bu yönüyle eser, bir ahlakname ve yönetim rehberi olma özelliklerini bir araya toplar.
Sonuç olarak, Türk edebiyatı, Kutadgu Bilig ve benzeri eserler sayesinde, yüzyıllar boyunca yalnızca bir sanat ve estetik zemini sunmakla kalmamış; aynı zamanda milletin kültürel kimliğini şekillendiren temel unsurlardan biri olmuş, değer bilincinin inşasında etkili bir vasıta görevi üstlenmiştir.