1967 yılında doğdu. 1990 yılında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden mezun oldu. 1998 yılında Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslâm Bilimleri Anabilim Dalında, 2005 yılında ise Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Eğitim Yönetimi ve Denetimi Bilim Dalında yüksek lisans eğitimlerini tamamladı. 2017 yılında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Din Eğitimi Bölümünde “Dârü’l-hilâfeti’l-aliyye Medresesinde Eğitim ve Öğretim” isimli teziyle doktorasını tamamladı. Osmanlı eğitim tarihi alanında çalışmalar yapan yazarın “Osmanlı Eğitim Modernleşmesinde Dârü’l-hilâfeti’l-Aliyye Medresesi” ve “Medâris-i İlmiye Müfettişi Serezli Mehmet Esat Efendi ve Teftiş Raporları” adıyla yayımlanmış iki eseri mevcuttur. Ayrıca ulusal ve uluslararası hakemli dergilerde yayımlanmış makaleleri bulunmaktadır.
1996 yılında öğretmenlik yaptığım Amasya/Suluova’dan her hafta yüksek lisans dersleri için Ankara’ya gidiyordum. Yanılmıyorsam aralık ayının son haftasıydı. Her zaman olduğu gibi sabahın erken vaktinde indiğim (AŞTİ) otobüs terminalinde bir süre vakit geçirdikten sonra doğruca fakülteye geçtim.
İlk ders Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu hocamızın Tefsir Tarihi dersiydi. Odasına vardığımda kapıda bekleyen iki ya da üç arkadaşımla birlikte kapıyı tıklayıp içeri girdik. Selam verip hocamızın elini öptük. Hoca’nın biraz rahatsız olduğu hissediliyordu. Burnunu çekiyor ve aralıklarla öksürüyordu. Bize hitaben “Çocuklar geçen hafta derse niye gelmediniz? Sizi bekledim, kimse derse gelmedi.” diyerek sitemde bulundu. Anlaşılan o ki geçen hafta ders yapılmamıştı. Ben ve arkadaşlarım gerekçelerimizi sıralayıp özür beyan ettik. Hoca bize, ayın sonunda emekliye ayrılacağını ve yapacağımız dersin son dersi olduğunu titrek ve üzgün bir ses tonuyla söyleyince odayı derin bir sessizlikle birlikte hüzün kapladı.
Hocanın rahatsız olduğu anlaşılıyordu. Kısa bir süre sonra arkadaşlarımızdan biri “Hocam, siz rahatsızsınız, istirahat etseniz, kendinizi yormasanız iyi olur.” deyince “Biliyor musunuz? Ben meslek hayatımda hastalık gerekçesiyle hiç rapor ve izin kullanmadım” dedi ve bir haftadır rahatsız olduğunu söyledi. Bu açıklamasıyla Cerrahoğlu hocanın rahatsızlığının sebebinin, geçen hafta dersin yapılamamış olması olduğunu anladık. Yaklaşık beş-altı dakika süren bu hasbihalin ardından hoca iki ciltlik Tefsir Tarihi kitabından bir önceki hafta kaldığımız yerden derse başladı.
Duygusal ve hüzünlü bir havada ders tamamlandığında bize tavsiyelerde bulunan hocamızın elini öptük, kendisinin hayır dualarını talep ettik. Veda vakti geldiğinde hocamız her birimizi kucakladı, gözleri yaşlı ve titrek sesiyle bizi kapıya kadar uğurladı. Ayakta durmakta zorlandığı görülüyordu. Mahzun olduğu her halinden anlaşılıyordu.
Dün (25/10/2022 tarihinde) vefat haberini duyulduğumda hiç unutamadığım bu hatırayla birlikte Cerrahoğlu hocamıza ilişkin pek çok hatıra canlandı zihnimde. Her daim mütevazı ve vakur duruşu; bir baba şefkatiyle hitap ettiği öğrencilerine değerli olduklarını hissettiren bir iletişim tarzı vardı. Derslerini anlatırken ki ses tonu ve heyecanı, tıpkı mesleğinin ilk yıllarında coşku ve heyecanla ders anlatan öğretmen gibiydi. Ders bitene kadar bu coşkulu hali devam ediyordu.
Cerrahoğlu hocanın kırk yıllık meslek hayatının son haftasındaki görev aşkı ve heyecanı, özellikle eğitim camiası için güzel bir örneklik teşkil edecek niteliktedir. Yetiştirdiği yüzlerce hatta binlerce öğrencileri ve kaleme aldığı eserleriyle kıyamete kadar hayırla yâd edilecek olan Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu hocamıza minnet duygularımı ifade ederken, Yüce Mevla’dan ganî ganî rahmet niyaz ediyorum. Mekânı cennet olsun.
merhum hocamıza Allah rahmet eylesin. Hasan Hocam Teşekkürler kalemine sağlık öğrencilik yıllarıma döndüm. Hatıralarım aklıma geldi.