Son zamanlarda bir cemaate(Süleymancılar) operasyon haberleri ile cemaatler yeniden gündemimize girdi. Özellikle Fetö olaylarından sonra hassasiyet kazanan kamuoyu, ‘’cemaat’’ konularına daha temkinli ve dikkatli yaklaşmaya başladı. Çoktandır yazmak istediğim bir konu idi. Bizim açımızdan artık bir kıvam zamanına erişince bu konuya bir tarafından dahil olmak düştü bize.
‘’Cemaat’’ kavram olarak dini terminolojimizin temellendirdiği bir konu. En bilinen haliyle ifade edecek olursak halk efkârındaki karşılığı camiye müdavim cemaattir. Cemiyetimizdeki en bilinen karşılığı budur.
Cemaatin en yalın halini Hz. Peygamberin devamına teşvik ettiği cami cemaatinde ararız ve orada buluruz.
Günümüzdeki ‘’cemaat’’ adıyla ortaya çıkan yapılar belli başlı iki tarihi arka plana dayanır.
Birincisi Hz. Ömer, Hz. Ali ve İbn Mes‘ûd’un görüşleriyle kuruluşunda etkin bir role sahip olduğu ve fıkıh alanında doğan İmam-ı Azam’ın Kûfe uleması olarak sistemleştirdiği ehl-i rey ekolüdür.
Kûfe’de doğan bu düşünüş ve yaşayış sistemi İmam-ı Azam tarafından ekol haline getirilmiştir. Metotlaştırılarak bir ekol haline getirilen ehl-i rey, zamanla İmam Azam Efendimizin Hanefilik mezhebi olarak şekil ve muhteva kazanmıştır. Ehl-i rey Kur’an ve sünnette hüküm bulunmayan, nas hükümlerin dışındaki konularda içtihat ve görüş oluşturmaya dayanır. Mezhepler arasında sadece Hanefilik ehl-i rey ekolündendir.
İslam mezheplerinin oluşmasına kaynaklık eden ikinci fıkıh ekolü ise Hicaz bölgesi alimlerinin oluşturduğu ehl-i hadis ekolüdür. Özellikle muamelata ve diğer meselelere dair Kur’an ve sünnetten delil getirerek görüş oluşturan, hadislerle alakalı olarak rivayetinden başlayarak, okunması, anlaşılması ve düzenlenmesine dair metotlar geliştiren, hadisleri sistematize eden fıkıh ekolüdür.
Maliki, Şafi ve Hanbeli mezhepleri ehl-i hadis ekolünden olarak kabul edilir.
Ehl-i rey ekolü zamanla bir düşünce sistemi haline de dönüşmüş. İnsana, davranışlarına ve düşünme biçimlerine rol ve yön veren bir görüş ve yaşayış şeklini almıştır.
Rey doğruya ulaşmak amacıyla kişinin tefekkür ve gayretini anlatır.
Tarihe ‘’ehli rey’’ akolü olarak geçen bu sistem, Hz. Peygamberin sahabe eğitiminde sembolik örneklerini gördüğümüz, bugünün diliyle birey kimliği olarak inşa edilen düşünce ve eğitim ekolüne denir. Bu ekol kısaca ehli hadis ekolü karşısında geliştirilmiş aklı ve muhakemeyi esas alan metodik düşünme biçimidir.
İkincisi ise Tanzimat’tan sonra oluşan durumdur. O tarihe kadar nerede ise hayatın bütününe ve düşünce biçimine yön veren din anlayışı, yeni bir anlama biçimine bürünmüş. Tanzimat’tan itibaren hayatın pek çok alanı, batıdaki örneklerinin de tesiriyle dini anlayışın dışında ‘’seküler ve laik’’ bakış açısıyla yapılandırılmaya başlanmış. Bu durum zamanın tarikatleri ve tekkelerinin bir kısmı ile bazı kanaat sahibi ulema arasında ‘’savunma siperleri’’ diyebileceğimiz bir yeni bakış ve varoluş biçimini getirmiştir. Bu durum cumhuriyetin ilk dönemlerinde yeni sistemle telif edilmesi çabalarında ‘’mazi’’yi savunanların devlet hayatından dışlanmasıyla daha da kökleşmiş. Bir türden varlık yokluk meselesi olarak görülmeye başlanmıştır. Çok partili hayat sonrası devlet millet yakınlaşması siper savunmasının bir kısmını hafifletip gereklilik şartlarını azaltmıştır. Devletin dinle yakınlaşması sonrası dini yapıların ‘’siper savunma’’ dönemi yumuşamakla beraber devam etmiş. İlk karşılaşmalar ve sürtüşmeler Tayyar Altıkulaç’ın Diyanet İşleri Başkanlığı döneminde başlamış. 2002 sonrası dönemde ise devlet-din münasebetlerinin kazandığı yeni muhteva ile bu kabil yapıların ‘’hal değiştirme’’ süreci daha da artmıştır.
Tarihi olarak ehli hadis ekolü, ehli rey ekolünü ilerleyen tarihi zamanlar içerisinde bir düşünme biçimi olarak domine etmiştir. İslam’ın gelişmesi ve genişlemesiyle birlikte tarikatler ve tasavvuf ekolleri doğmuş ve gelişmiş. Bunun sonucu olarak da bugünkü anlamıyla birey kimliği diyebileceğimiz anlayışın yerini ‘’cemaatçi’’ diyebileceğimiz ekol ve görüşler almıştır. Günümüzdeki yapılanmaları bu tarihi arka plan çerçevesinde görmek gerekmektedir. Hatta parti, meşrep, dernek gibi yapılanmaların temelinde de bu ‘’cemaatçi’’ yapılanmaları görmek doğru bir anlama biçimi olur kanaatindeyiz.
Türkiye insan iradesinin yok edilerek Anadolu evlatlarının birer zombiye dönüştürülmesinin en trajik örneğini FETÖ hadisesinde yaşadı. Süleymancılar olarak bilinen grupta birey kimliği dışında ‘’cemaatçi’’ kimlikle oluşturulmuş bir yapı. Yurt içinde geniş bir ağı olan yurt dışında da –rakam doğru ise- yüz altmış ülkeye yayılmış bir yapı. Zihin okuma ve pek çok sızma tekniklerinin geliştiği bir çağda birey kimliğinden sıyrılmış bir grubun böylesi bir büyük yapıyı kontrol edebilmesi ve yönetebilmesi ne kadar mümkün? Nitekim grubun Almanya’da bir bölge sitesini dijital ortamda ziyaret ettiğinizde kimlerin ön plana çıkarıldığı açık.
FETÖ operasyonları sonrası en büyük ihraçlardan birisi de Ankara’da en çok karşı olan grup içinden çıkmıştı.
Türkiye’de pek çok ‘’cemaat’’ dernek ve sivil birlik gladyo dönemi Türkiye’sinde yapılandı.
En son örneğini Harp Okulu mezuniyet töreninde yaşadığımız kendilerini ‘’Atatürkçü’’ olarak nitelendiren bir grup talebenin kılıç şakırdatmasının temelinde bu ‘’cemaatçi’’ yapılanmanın izlerini görmek mümkündür. Tabi başka öğrenci grupları da farklı ‘’cemaatler’’ den ilham alarak farklı dayanışma örnekleri sergilemektedirler. Bu durumu da görmek de fayda var.
Ana kitabımız Kur’an-ı Kerim’de kurtuluş reçetesini aramak da diyebiliriz. Günümüz dünyasında artık Müslüman kimliğini ihya etmek için devam ettiği dini grup ve tarikatları ‘’’bizim cemaat’’ diye görerek bir dini kimlik inşa etme çabası başlı başına bir problematiktir. Devşirilmenin bir türüdür bu durum. O zaman İslam cemaatini ve cami cemaatini nereye koyacaksınız? Müslüman kardeşliğini aşikare nas olarak ortaya koyan dini esasları nasıl yorumlayacaksınız?
Kanaatimizce bu işin temelinde eğitim var. Sahabe örneğinden gördüğümüz, Hz. Ömer ile başlayarak gelişen ehl-i rey düşüncesini doğru anlamak ve günümüze göre yorumlamak gerekmektedir.Bunun yanında sahih bir tasavvuf dilinin bu çağ nesline ulaşma araçlarından bir olduğunu bilmekte fayda var. Kurtarıcı şefler önderler arayan anlayış yerine, kurtarıcıyı ana kitabımızda ve Hz. Peygamberin öğretilerinde arayan birey kimliklerine yüklemeliyiz. Gerçi Türkiye’nin şehirli dindarlık kimliği ile mücehhez yeni bir nesil doğuyor. Bu yeni neslin değişim ve dönüşümde ön alıcı bir role sahip olduğunu belirtmek gerekiyor.
Selametle ve sağlıcakla.
Basit bir sual hangi yurduna gittiniz ziyaret edip ne yapıyorsunuz neyin peşindesiniz diye sordunuz böyle uzaktan ahkâm kemsek ahirette bedeli ağır . Nasıl bir akıl tuutulması sadece oy vermedi diye saçmalamak Müslümana yakışıyor mu? Bir milyon oyum olsa birin vermem chp denilen partiye. Hizmetleri ortada illegal varsa işleri yiğitteniz ortaya koyun .