eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Ayşe Levent KOLUKISA

1990 Karaman doğumludur. İlkokul, ortaokul ve lise öğrenimini Karaman' da tamamlamıştır. Selçuk Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu Eğitim Fakültesi Fen Bilgisi Öğretmenliği bölümünden mezun olmuştur. İlk görev yeri Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde Şekerli köyü Şekerli ortaokuludur. Karaman'da muhtelif okullarda öğretmen ve idareci olarak görev yapmıştır. Karaman merkezde görev yapmaya devam etmektedir. Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Fen Bilimleri Ve Teknolojileri Bölümünde Yüksek Lisans eğitimini tamamlamıştır. Halen doktora eğitimine devam etmektedir. Evli ve 1 çocuk annesidir.

    Ramazanı Uğurlayıp Baharı Karşılarken Kabir Ziyaretleri

    Doğa her yıl aynı sadelikle ama aynı derinlikle uyanır. Toprak çözülür, ağaçlar filizlenir, rüzgârın sesi değişir. Bu uyanış, sadece mevsimsel bir dönüşüm değil; varoluşun en eski hatırlatmalarından biridir: Her şey ölür, her şey yeniden başlar.

    Tam da bu döngünün içinde, insan kendi iç mevsimlerini fark eder. Bir yanda Ramazan ayının ardından gelen o tarifsiz sükûnet. Arınmışlığın, sabrın ve paylaşmanın içimizde bıraktığı izler. Diğer yanda ise sessizliğin en yoğun hissedildiği yerler: kabristanlar.

    Bu iki hal aslında birbirinden ayrı değil; bilakis aynı hakikatin iki farklı yüzüdür.

    Ramazan, insana dünyaya ait olanla bağını yeniden düzenlemeyi öğretir. Tüketmenin yerine kanaati, aceleciliğin yerine sabrı, benliğin yerine paylaşmayı koyar. İnsan bu süreçte sadece aç kalmaz; fazlalıklarından arınır. Kalp, yüklerinden hafifler ve işte tam da bu arınmış hal, insanı daha derin bir yüzleşmeye hazırlar.

    Kabristanlar bu yüzleşmenin mekânıdır.

    Orada ne bir gösteriş vardır ne de bir telaş. Zaman yavaşlar, hatta bazen durur. İnsan, hayatın geçiciliğini ilk kez gerçekten hisseder. Bu his bir korku değil; daha çok bir idraktir. Gürültünün sustuğu, hakikatin konuşmaya başladığı bir idrak.

    Bu noktada kültür devreye girer.

    Çünkü bir toplumun kültürü, onun ölüm karşısındaki duruşunda gizlidir. Vefa, sadece hayatta olanlara gösterilen bir değer değildir; asıl anlamını, hatırlamanın sürdüğü yerde bulur. Hatırlamak ise pasif bir eylem değil, bilinçli bir devamlılıktır. Dualar, ziyaretler, sessizce edilen niyetler. Bunların her biri, görünmeyen bir bağın canlı tutulmasıdır.

    Modern hayat, insanı hızla yüzeyselliğe sürüklerken; bu tür ritüeller derinliği korur. İnsan nereden geldiğini unuttuğunda, nereye gittiğini de şaşırır. Bu yüzden geçmişle kurulan bağ sadece nostaljik bir ihtiyaç değil, varoluşsal bir zorunluluktur.

    Baharın gelişi bu açıdan çok şey söyler. Toprak, içinde sakladığını geri verir. Görünmeyen kökler, görünür hayata dönüşür. Bu, sadece doğanın değil; insanın da hikâyesidir. Çünkü insan da ancak kökleriyle var olabilir. Değerler, işte bu köklerdir.

    Ramazan bu kökleri besler.
    Kabristanlar bu kökleri hatırlatır.
    Bahar ise bu köklerin hâlâ canlı olduğunu gösterir.

    Bütün bu süreç, aslında insanın kendini yeniden inşa etmesidir. Daha sade, daha farkında, daha bağlı bir hâle gelmesidir. Çünkü hayat, sadece yaşanan anlardan ibaret değildir; hatırlananlarla, hissedilenlerle ve sürdürülenlerle anlam kazanır.

    Bugün en büyük eksiklik, bilginin değil; bağın zayıflamasıdır. İnsan her şeyi öğreniyor ama çok az şeyi hissediyor. Oysa bir toplumun asıl gücü, hissetme ve hatırlama kapasitesinde saklıdır.

    Ve belki de en önemli soru şudur:
    Geçmişi sadece bilen bir toplum mu olmak istiyoruz,
    yoksa onu yaşayan ve yaşatan bir toplum mu?

    Çünkü değerler anlatıldıkça değil, yaşatıldıkça kalıcı olur.

    Bahar yine gelecek.
    Ramazan yine uğurlanacak.
    Zaman yine akıp gidecek.

    Ama geriye ne kalacağı,
    insanın neyi yaşattığıyla ilgili olacak.

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.