Bugünün eğitiminde sıkça dile getirilen bir sorun var: bilginin tek başına yeterli görülmesi. Oysa kuru bilgi, gönüllere dokunmadıkça ve irfanla yoğrulmadıkça bir değer üretmez. Bir öğretmen olarak en büyük arzum, öğrencilerimizin sadece sınav başarılarıyla değil, aynı zamanda hayatı kavrayışları, erdemli duruşları ve adalet anlayışlarıyla da öne çıkmalarıdır. Elbette akademik başarı önemlidir; gençlerimizin bilime, teknolojiye ve yeniliklere hâkim olması çağımızın bir gereğidir. Ancak bu başarı, onları sadece meslek sahibi yapar. Asıl mesele, aynı zamanda iyi insan olmalarını sağlayabilmektir. Çünkü toplumun devamı, bilgi kadar değerlerle de şekillenir.
Bizim medeniyetimiz, bilgiyi irfandan ayırmamıştır. Yunus Emre’nin diliyle, Mevlânâ’nın hoşgörüsüyle, Hoca Ahmed Yesevî’nin hikmetiyle yetişen nesiller, yalnızca akıllarını değil, gönüllerini de eğitmişlerdir. Bugün okullarda buna daha çok ihtiyacımız var. Çocuklarımız, paylaşmayı, adaleti, sorumluluğu, merhameti öğrenmeden yalnızca bilgiyle donatılırsa, toplumda eksik kalacak bir yan mutlaka olur.
Bu nedenle müfredatlarımızda bilgi ve irfan bütünlüğü kurulmalıdır. Ders kitaplarında sadece formüller, tanımlar ya da tarihi olayların kronolojisi değil; aynı zamanda değerlerin, erdemlerin ve hayatın anlamına dair ipuçlarının da yer alması gerekir. Öğrencilerimiz hem dünyayı kavrayacak hem de kalplerini besleyecek bir eğitimden geçmelidir. Müfredatta bilgi ve irfan bütünlüğünü sağlamak için öncelikle derslerin içeriğinin buna uygun şekilde yeniden tasarlanması gerekir. Türkçe, edebiyat, tarih ve sosyal bilgiler derslerinde sadece kavram ve olay aktarımıyla yetinmeyip Yunus Emre, Mevlânâ, Aşık Paşa gibi şahsiyetlerin erdem, merhamet ve adalet anlayışları üzerinden değer odaklı bir bakış kazandırılabilir. Fen ve matematik derslerinde bilimsel bilgilerin yanında İbn-i Sina’nın insanlığa hizmet anlayışı ya da Aziz Sancar’ın çalışkanlığı gibi örnekler işlenerek öğrencilerin hem bilgiye hem de hayata dair farkındalıkları artırılabilir. Ders dışı etkinliklerde erdem ve değer çalışmaları, küçük projeler, drama etkinlikleri ya da gönüllülük faaliyetleri ile öğrencilerin bu kavramları yaşayarak öğrenmeleri sağlanabilir. Sınavlarda yalnızca bilgi değil, aynı zamanda değer temelli düşünme sorularına da yer verilerek öğrencilerin adalet, sorumluluk ve paylaşım gibi kavramları nasıl içselleştirdikleri ölçülebilir. Ayrıca veliler ve toplumla yapılacak iş birlikleri sayesinde okulda kazanılan değerler hayatın içine taşınır. Böylece müfredat, sadece akademik başarıya odaklanan bir yapı olmaktan çıkıp bilgi ile irfanı, akıl ile kalbi buluşturan bir eğitim anlayışına dönüşür.
Ben bir öğretmenim. Ve inanıyorum ki okul sıralarında yetişen gençlerin kalbine dokunabilirsek, hem daha başarılı hem de daha vicdanlı bir geleceğin kapısını aralayabiliriz.