Tevfik İleri, eğitimi kendi döneminin sınırlarına hapsedilmiş bir alan olarak görmeyen; bugünü anlamlandıran ve eğitim hareketini yarının inşasında bir maarif yürüyüşü şeklinde kavrayan müstesna bir fikir ve aksiyon insanıdır. Onun eğitime ve maarife dair sorumluluk bilinci, üniversite yıllarında özellikle ikinci sınıftan itibaren belirginleşmiş; yalnızca bireysel başarıya odaklanan bir öğrencilik hâlinden, toplumsal ve millî meselelerle irtibat kuran derin bir şuur seviyesine evrilmiştir. Bu dönüşüm, Tevfik İleri’nin eğitimi salt akademik bir alan olarak görmenin dışında, insanı ve toplumu birlikte inşa eden bir vazife olarak kabul etmesinin temelini oluşturmuştur. Mühendis kimliğinin yanında Anadolu’nun farklı bölgelerinde gönüllü öğretmenlik yapması, insana doğrudan temas etmesi ve memleket meseleleriyle bağını canlı tutması bu bakımdan ayrıca anlamlıdır.
Onun dünyasında eğitim, sayfalara sıkışmış bir programdan ibaret kalmaz; milletin ruhunu yoğuran, insanı fıtratıyla buluşturan, değerler üzerinden anlam kazanan canlı bir inşa sürecine dönüşür. Eğitimin ruhunun iyice kırılganlaştığı, anlamın zayıfladığı yerlere dikkat kesilen Tevfik İleri, bugün aramızda olsaydı kanaatimce, karşılaştığı her vakada müfredattan önce insanı, öğrenciden önce öğretmeni, araçlardan önce ahlakı ve adaleti merkeze alırdı. Öğretmeni öncelemesi, esasında öğrenciyi ve toplumu dert edinmiş olmasının tabiî bir yansıması olarak da değerlendirilmelidir.
Bugün Tevfik Bey hayatta olsaydı, eğitim alanında aceleci ve yüzeysel çözümlerle yol almayı uygun görmez; kök değerlerle yeniden düşünülmüş, sabırla inşa edilen bir anlayışın izini sürerdi. Geleneğe yönelişi, geçmişine methiyelerle bezenmiş bir romantizmle yaklaşımından ziyade, öğretmen ve öğrenci için onu yük olmaktan çıkaran, hikmetle beslenen bir imkân alanına dönüştürürdü. Bu hikmeti çağın dili ve imkânlarıyla buluşturmayı ise asli bir sorumluluk olarak telakki ederdi. Böyle bir yaklaşım içinde öğretmen, talimat uygulayan bir unsur olmaktan sıyrılarak yol açan, yön gösteren ve medeniyet iddiasını sınıfın eşiğinden içeri taşıyan asli bir özne hâline gelirdi. Gençlerin ise yalnızca meslek sahibi bireyler olarak yetişmesine razı olmaz; sorumluluk bilinci taşıyan, topluma karşı vazifesini hisseden şahsiyetler olarak yoğrulmasına gayret ederdi.
Tevfik İleri için eğitim, teknik düzenlemelerle sınırlı bir alanda ele alınamaz, aksine onun ruhunda insanı ve toplumu ayağa kaldıran bir diriliş meselesi olarak anlam kazanırdı. Adalet, merhamet ve fıtrat gibi soyut kavramlar, onun maarif anlayışında gelecekteki eğitimin taşıyıcı direklerine dönüşürdü. Bu bakış açısı, günümüzde maziden âtiye köklü bir medeniyet inşasının zeminini de oluşturmaktadır. Nitekim yeni müfredat anlayışında öne çıkan beceri, değer ve erdem temelli yaklaşım, Tevfik İleri’nin yıllar önce işaret ettiği bu maarif tasavvurunun güncel bir karşılığı olarak da okunabilir. Zira yeni modelde insanın, ecdadın izinde ve geleceğin bilincinde, bütün yönleriyle gelişimi fikri, bu köklü bakışın çağdaş bir tezahürüdür. Bugün bireyin inşası, yarın geçmişin imarını da mümkün kılacaktır. Aradan geçen zamana rağmen Tevfik İleri, hâlâ çağıran, düşündüren ve sorumluluk yükleyen diri bir fikir olarak varlığını sürdürmekte; eğitime dair sözü, derinliğini ve güncelliğini muhafaza etmektedir. Refika Gürkan