Hayatınızın her döneminde sizi sizden çok düşünen(!) birtakım insanlarla mutlaka karşılaşmışsınızdır. Bunlar; bir arkadaşınız, bir dostunuz, bir yakınınız veya herhangi bir sebeple yollarınızın kesiştiği birileri olabilir.
“Biz dostuz, ahbabız, arkadaşız, kardeşiz.”, “Sana ihtiyacımız var.”, “Senden iyisini mi bulacaklar.”, “Senin ihtiyacın yok.”, “Sen daha iyisine layıksın.”, “Böylesi daha iyi.”, “Sakın, bu fırsatı kaçırma.” “Merak etme, o iş bende.”, “Yapabileceğim bir şey var mı?”, “Nasıl yardımcı olabilirim?”, “Görüşelim.” diye başlayan veya biten beylik cümleleri vardır. “Onu hallolmuş bil” deyip başka arzu ve isteğiniz olup olmadığını bile sorabilirler. Haktan, hukuktan fazlaca bahsederler.
Sahip çıkarlar. Tavsiye ederler. Yol gösterirler. Evlendirirler. İş bulurlar. Terfi ettirirler. Muhtelif imkânlar sunarlar. Bol keseden atarlar. Etkili, yetkili, hatırlı tanıdıkları çoktur. İş bitiricidirler. Söylediklerine göre envaiçeşit sorunu şıp diye çözüverirler. Yeter ki sen “evet” de.
Bu heyecanlı, arzulu, istekli, heveskâr, ateşin, dilbaz, tahrik edici kimselerin ağızlarından söz değil, sanki bal akar. “Uçalım, kaçalım, yapalım, edelim, tutalım, gidelim, gelelim, söyleyelim, eyleyelim, eselim, gürleyelim, yağalım, görelim, görüşelim…” demekten geri kalmazlar. Bol vaatte bulunup muazzam ve büyüleyici üsluplarıyla âdeta insanın gönlünü velveleye verirler. Dolduruşa getirip dolmuşa bindirirler. Gönlünüzde tatlı rüzgârlar estirirler. Heyecanlandırırlar. Özellikle “Şöyle yapalım, böyle edelim…” diyerek sizi sizden daha çok düşünüyor görünürler. Bu arada siz, içinizden “Vay be! Ne iyi adammış yahu!” der, “Şimdiye kadar niye karşılaşmadık!” diye hayıflanırsınız.
Sözleri, size hayat veren bir nefes gibi gelir.
Nefistir, hoşunuza gider.
Efsunlanırsınız.
Ancak o güzelim konuşmaların ardından zamanla nefesleri kesilir, sesleri duyulmaz olur; sırra kadem basarlar. Hatta bir müddet sonra ulaşılmaz hâle gelirler. Ateş sönmüş, duman tütmez olmuştur. Kaybolmaktan öte, âdeta buharlaşmışlardır. Arasanız da bulamazsınız. Bulsanız da “Yok yav, ben öyle bir şey demedim”, “Hatırlamıyorum.” “Elimden bu kadar geldi.”, “Şakaydı.” ya da “Ben öyle demek istemedim. Sen, beni yanlış anlamışsın.” diyerek işin içinden sıyrılabilirler. Meşhur “Dün dündür, bugün bugündür.” özdeyişine ve anlayışına eş değer “O zaman öyleydi, şimdi böyle.” demekten asla çekinmezler.
Bütün bunlardan sonra ne olur? Konuşulanların lafügüzaf olduğu anlaşıldığında sukutuhayale uğrarsınız. Duygularınızın, düşüncelerinizin, hayallerinizin gasp edildiğine inanmaya başlarsınız. Moraliniz bozulur. Yaşama sevinciniz yok olur. Güven kaybı yaşar, kime güvenip kime güvenmeyeceğiniz konusunda bocalarsınız.
İtina ile gaz veren, atıp tutan, işler sarpa sarınca çamura yatan bu özel yetenekli kimselerin bir kısmı maddi veya manevi menfaat peşinde koştuklarından dolayı böyle davranır. Bir kısmının işi umut tacirliğidir. Bazıları içinse bir şahsiyet meselesi, psikolojik ve sosyolojik bir vakadır. Mevzunun bu tarafını bilse bilse işin uzmanları bilir. Yani psikologlar ve sosyologlar…
Peki, bu ateşli konuşmaların gereği veya verilen sözlerin ne kadarı yerine getirilir? Yerine getirilmelerinden öte, çoğu zaman insanı maddi ve manevi zarara uğrattığına şahit olmuşumdur.
Bu heyecanlı, arzulu, istekli, heveskâr, velveleci, martavalcı, mavracı, vayvaycı yani yaygaracı (çocukluğumda vayvalakçı derlerdi büyüklerimiz) kimselere palavracı, hatta kuşkaldıran denildiğini hatırlıyorum. Bazı yörelerde bal dudaklı ya da bal dudak (tatlı dilli, hoşsohbet kimse) deniyor.
Elbette gerçek iyilere sözümüz yok. Lakin böyle kimselere “yalancı” demek ağır kaçar kaygısıyla insaflı davranıp “palavracı” diyeceğim.
Palavracı, “Uydurma söz veya haber ortaya atan, yaptığı işleri abartan, bu davranışları huy edinmiş olan (kimse); baloncu, tıraşçı, uydurmacı, martavalcı, mavracı (geveze)” kimselere deniyor.
“Abartarak konuşmak, başarılardan abartarak söz etmek” ve “uydurma, asılsız bir söz veya haberi gerçekmiş gibi ortaya atmak.” gibi anlamlarda kullanılan “Palavra atmak, palavra savurmak, palavra sıkmak” dilimizde sıkça kullanılıyor.
Palavracının geldiği “palavra” kelimesi İspanyolca “palabra” kelimesinden dilimize geçmiş. TDK Güncel Türkçe Sözlük’e göre; “1) Herhangi bir konuda gerçeğe aykırı, uydurma söz veya haber; balon, mavra (gevezelik)”, “2) Uzun ve boş konuşma; martaval.” ve “3) Genellikle posta vapurlarında üst güvertenin altındaki güverte.” anlamlarına geliyor. Üçüncü anlam bizim konumuz dışında.
Velhasılıkelam, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruluyor: “Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında çok çirkin bir davranıştır.” [Saff Suresi, 2-3]
Bilenler, bilir; “Vaat, borç gibidir.” Borç ise namus bilinir…
Hocam, Harun hocam El vea’dü ked deyn derdi hep. Verip tutmamak ise Allah korusun münafıklık alameti. Allah muhafaza eylesin.
Kıymetli Hocam kaleminize sağlık. Ahir zamanda verilen sözler ve vaatler kulun kul üzerindeki hakkıdır aslında. Çok güzel ifade etmişsiniz, daim olsun.
Kaleminize sağlık hocam çok önemli konulara yer veriyorsunuz çok istifade ediyorum
Emeğinize sağlık değerli hocam güncel konulardan birisini yine ele almışsınız
Sn. Hocam. Yazınızı okudum. Muhteşem olmuş. Elinize yüreğinize sağlık. Zamane böyle, gittikçe de bozuluyoruz. Bakıyirum da sanatta, bilimde, edebiyatta yeni yüzler göremiyoruz. Çünkü her şey paraya endekslenmış. Herşey yozlaşmış durumda. Araştırma yapana değil de yalakalara önem veriyoruz. Maalesef.
Yüreğinize sağlık hocam.
Çok güzel. Günümüzde bu insanlardan epey var. Kaleminize sağlık sayın hocam.
Hocam, kaleminize ve yüreğinize sağlık. Maalesef günümüzde bunlardan çok, umarım bu satırlarınız onlar için bir ders olur.
Saygılarımla,
Yapacaklarımıza dair verdiğimiz sözleri tutmak, hem kendimize hem de başkalarına olan saygının en güçlü göstergesidir. Sözler eylemlerle birleştiğinde gerçek bir güce dönüşür.
Değerli hocam selamlar emeklerinize sağlık