Sömürgeleştirilmiş toplumun en belirgin özelliği aşağılık duygusuyla hayatını sürdürmesidir. Bu duygu içindeki bireyler ilkin sömürge ülkeye hayranlık duyarlar. Hayranlık, bir süre sonra kendini beğenmemeye yol açar. Kendini beğenmemek, karşıyı taklit etmeye neden olur. Taklit ise insanda kişilik bozukluğuna yol açar. Böylece sömürülen ülkedeki kişi, egemen ülkeyi takip ederek, o nasıl yaşıyorsa öyle yaşar. Mesela evini onun evine benzetir; onun gibi oturur kalkar; onun dilini öğrenir; onun gibi giyinir, yer, içer. Hatta bir süre sonra refleksleri bile sömürgecinin reflekslerine benzer. O hep efendi, kendi hep köledir. Sömürge düzeni böylece devam eder, gider.
Bugün gelişmiş olarak adlandırılan Portekiz, İspanya, Fransa, Hollanda, İngiltere, İtalya, Almanya, Rusya, Japonya, Çin ve Amerika birer sömürgeci ülkedir. Bu ülkelerin kalkınmışlıklarında sömürgeciliklerinin payı hiç de öyle azımsanacak miktarda değildir. Halen gelirlerinin epey bir kısmını modern sömürge yöntemleriyle eski sömürge ülkelerinden elde etmeye devam etmektedirler.
Sömürgeleşmeyi zoraki ve gönüllü olarak ikiye ayırmak mümkün. Zoraki sömürgeleştirme, Afrika ülkelerinde rahatlıkla görüleceği gibi, hedef ülkenin yeraltı ve yer üstün kaynaklarını kendi lehine kullanmaktır. Gönüllü diyebileceğimiz sömürgeleştirme ise eğitim ve kültürle gerçekleştirilmektedir. Günümüzde sadece Afrikalılar değil, dünyadaki bütün ülkeler sayılan bu gelişmiş ülkelerin sömürge politikası altında yer almakta; dereceleri farklı olmakla beraber batılı paradigmayla insanların zihinleri sömürgeleştirilmektedir. Sömürgeleştirmekten başka fonksiyonu olmayan günümüz eğitimiyle kendi kültürel değerlerini yadsıyan bireyler ve toplumlar anakentin (bu on bir ülkenin) kültürel değerlerini benimsedikçe beyazlaşacağına, reddettikçe siyahlaşacağına inandırılmıştır.
Amerika’da olduğu gibi topraklarını ele geçiren Avrupalılara direnen Kızılderili kalmadı dünyada. Dolayısıyla uzaklardan siyahiler getirilmesine de gerek yok. Artık her yerde kendi kendini sömürgeleştiren toplumlar, yöneticiler ve insanlar var. Zihinler artık kültürel değil.
Batının bittiğini, tükendiğini dillendiren ucuz söylemleri dikkate almazsak, kabuk değiştiren bir batıyı görebiliriz. Batının demokrasi, liberalizm, modernizm gibi sömürgeleştirme aparatı olarak ortaya attığı modelleri gerçek sanıp, bunları hedef olarak belirleyip, bu tür dilek ve temennileri evrensel gerçekler olarak görüp inananlar, sözüm ona batılıların falsolar karşısında apışıp kalanlar ve batıyı ikiyüzlülükle itham edenler, dünün ve günün sömürgeleşmiş zihniyetleridir. Batı hiçbir zaman ikiyüzlü olmamış; her zaman tek yüzlü olmuştur. O yüz ise hakikat düşmanlığıdır. Bu nedenle sömürgeleşenler, ister zoraki ister gönüllü olsun, hakikatle bağlarını koparanlardır. Hakkın bağından çıkanların gideceği yerin bâtılın kapısı olması bu nedenledir.
Günümüzde bâtılın temsilcisi olan küreselciler varlıklarını zihinsel sömürüye borçlu oldukları için güzel görünümlü gelecek hayaliyle ve gönlü okşayan dilek ve temennilerle, bir sihirbaz edasıyla, hayatı eğlenceye, insanları da birer köleye çevirdiler. Dolayısıyla küreselciler ve bunların peşinde gidenler itikatlarını hayatlarına, kişiliklerini çıkarlarına ve mutluluklarını alışkanlıklarına göre belirlemeyi şiar edindiklerinden ne değerleri ne de idealleri kalmıştır. Gönülden hançerlendiklerinden artık sömürülmemeye dayanamıyorlar. Sömürünün bir kültürü var artık.
İşte bu nedenlerle günümüz dünyasının hali, Hak ile batılın ezelden beri devam eden savaşının bir versiyonundan başkası değildir. Bundan dolayı yapılacak olan şey, batılıların vicdanına sığınmak değil, batıya aklıselimin hâkim olmasını beklemek de değil; kendine gelmek ve kendi mücadelemizi vermektir. Unutulmamalıdır ki “İnsan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.”
Hocam, kendi mücadelemizin nasıl olması gerektiğini detaylandırarak anlatabilirseniz çok memnun olurum. Ecriniz bol olsun.