eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Selda Nergiz: İsyan Ahlâkından Yarınki Türkiye’ye

Nurettin Topçu 20 Kasım 1909’ İstanbul Süleymaniye’de doğdu. Felsefe doktorasını 1934’te Sobonne Üniversitesinde (Paris Üniversitesi) yapmıştır. Türkler arasında ahlak üzerine çalışan ilk öğrenci Sobonne’da felsefe doktorasını veren ilk Türk oldu. Fransa’da 6 yıl süren eğitiminin sonunda doktora tezi,“İsyan Ahlakı” adıyla Türkçeye çevrildi. Fransa’da 1934 yılında Türkiye’de ise 1990 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yayımlanan başarılı çalışmasından dolayı üniversiteden altın saati Amerika ve Kuzey Amerika’ya seyahat gibi ödüller kazansa da hiçbir ödülü kabul etmedi. Bu ödüllerin yerine Sorbonne Üniversitesinin giriş ve çıkış kulelerinde 24 saat Türk bayrağının asılmasını talep etmiştir. Topçu’nun bu talebi üniversite yönetimince karşılık bulmuş ve yerine getirildi. Yazara yine 2017 yılındaki Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri’nde, “İnsanın var oluşunu sadece et, kemik, kan ve maddeden ibaret görmeyip ruhun derinliklerine inen, isyanın da bir ahlakı olduğunu ve bireyi toplumda bir ahlak nizamı çerçevesinde kendine yer edineceğini anlatan, bu millete Anadolu irfanının kıymetini ve düzen kurucu ahlakını kuşanmayı telkin eden, kadim İslam ve Türk tarihini, tasavvufu ve modern dönemdeki sosyolojik gerçekliği tahlil eden eserleri” dolayısıyla “Vefa” ödülü verildi. Bir çok eser bulunan yazar özgün tarzıyla ön plana çıkmaktadır. Özün tarzının yanı sıra başarılarından da söz ettiren Topçu 10 Temmuz 1975 tarihinde İstanbul’da hayata veda etti.

Nurettin Topçu’nun “İsyan Ahlakı” kitabı ilk kez 1990 yılında Kültür ve Turizm Bakanlı tarafından yayınlanmış olup incelemiş olduğum eser, Dergah Yayınları tarafından Ağustos 2022 tarihinde yayınlanmış ve 261 sayfadan oluşmaktadır. Yazarın “Yarınki Türkiye” kitabı ise ilk kez 1961 yılında Yağmur Yayınları tarafından yayımlanmış olup incelemiş olduğum eser, Dergah yayınları tarafıdan Şubat 2024 yayınlanmış ve 359 sayfadır.

Genel olarak “Yarınki Türkiye”, Nurettin Topçu’nun Türkiye’nin geleceği üzerine düşüncelerini ortaya koyduğu bir eserdir. Kitapta, şu başlıklar ön plana çıkar:

Nurettin Topçu’nun “İsyan Ahlakı” ve “Yarınki Türkiye” kitabı birbirini tamamlayan iki temel eser. “İsyan Ahlakı”, bireyin ahlaki bir başkaldırısı sonucu özgürleşeğini ve  bu şekilde mevcut düzenin dönüşümü için bilinçli bir direniş sergilemesini vurgularken, “Yarınki Türkiye” bu dönüşümün bir millet aracılığıyla nasıl gerçekleşeğine dair bir takım somut öneriler sunar.

Nurettin Topçu, iki eserinde birey ve toplum ölçeğinde ahlaki uyanışı temel almıştır. Yazara göre bireyin ahlaki ve ruhsal direnişi toplumun yeniden inşası ile iç içe geçmiş dolayısıyla bir bütün oluşturmaktadır.  Bu bağlamda, “İsyan Ahlakı” eseri bireysel vicdani başkaldırıyı,“Yarınki Türkiye ise bu başkaldırının toplumsal tezahürünü ve ideal Türkiye tasavvuru ele almıştır. Bu çalışmada birbirini bütünleyen bu iki eserden burada  Yarınki Türkiye kitabını ele alınacaktır. Yazar Yarınki Türkiye’de, toplum ve bireysel yaklaşım,  modernleşme sürecine ve batılı taklitçiliğine eleştiri, Ahlaki değerleri benimseyen eğitim, sosyal adalet ve ekonomi, devlet bürokrasisi,  ahlaki prensipleri temel alan devlet modeli, anadoluculuk ve bireysel direnme gibi konular üzerinde durulmaktadır.

Nurettin Topçu’ya göre toplumun temelini oluşturan ana unsur ferttir. Bu bağlamda Yazar batı sosyolojisinin cemiyetin fert üzerinde tahakküm kurmasına karşı çıkarmaktadır. Aksine ferdin cemiyetin üstünde tutulması gerektiğini, yani bireyi temelli toplumu savunmaktadır. Bilhassa Durkheim’in toplumcu anlayışına yer verdiği kısımda bu anlayışı sert bir şekilde eleştirmektedir. Bireyin iç dünyasına, ferdin ruhuna ve ahlaki sorumluluğunu ön planda tutmaktadır. Ona göre toplumsal sağlıklı dönüşümün, bireyin manevi derinlik kazanmasından geçer.

Öte yandan Yazar eserde Türkiye’nin gerçeklikten uzak batı taklitçiliğine karşı çıkmaktadır. Modernleşme kisvesiyle batı’nın tüketim odaklı, materyalist ve maneviyattan yoksun düzenini benimsemenin, Türk milletinin kültürel kimliğini erozyona uğrattığını ifade etmektedir. Batı’nın teknoloui alanındaki ilerlemesini örnek alırken, onun dernliği olmayan kültüründen kaçınmak gerektiğini savunmaktadır. Topçu’ya göre asıl ihtiyaçımız olan şey, milli ve kültürel temelli bir modernleşmedir.

Yazar, eğitimin bilgi aktarmanın geçmesi gerekğini ve bireyi ahlaki değerlere sahip bir şahsiyet haline getirmek olğunu vurgulamaktadır. Dolayısıyla Topçu eserde gençleri dedikodu, menfaat ve anlamsız siyasi kavgalara sürükleyen, içi boşaltılmış eğitim sistemine karşı çıkar. Eğitimin asıl amacının, vicdanlı, bilinçli ve manevi bakından donanımlı fertler yetiştirmek olmalıdır.

Yarınki Türkiye’de iktisadi yapının ahlaki değerlenden yoksun kapitalist Zemin üzerine değil, temelli, ahlaki ilkeleri merkeze alan devletçi ve kooperatifçi bir yapı üzerine inşa edilmesi gerektiği savunmaktadır. Yazara göre Türkiye’nin sosyal ve iktisadi olarak gellişimi için, köylünün toprak verilmesi ile mümkün kılınabilir. Öte yandan bu durum, batı’nın sömürüye esaslı iktisadi düzenine bir seçenek olarak “İslamcı ve ruhçu sosyalizm” önerisiyle şekillenir.

Topçu’ya göre devlet, sadece yönetenler bulunduğu olan mekanik bir sistemden ibaret değildir. Halkın vicdanın bir yansıması olan, adalet temelinde ve hizmet esaslı bir niteliğe sahip olmalıdır. Toplumsal alanda  yaygınlaşan hak gaspları, zulüm ve ahlaki erozyon yalnızca ahlaki temelli bir devlet gücüyleyle engellenebilir. Bu sistemde, delve halk ile birlikte çalışan, vatandaşı ezen değil yücelten bir perspektife  sahip olmalıdır.

Yazarın milliyetçiliği; ırk esaslı değil, Anadolu’nun tarih, coğrafya, din ve kültür birikimi baz alınanm “ruhçu milliyetçilik”tir. Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük gibi eğilimler soyut, yüzeysel ve yetersizdir. Ona göre, millet; dil, din, toprak, tarih ve emeğin manevi kaynaşmasıyla inşa edilir. Bu yaklaşım, Anadolu tasavvuf geleneği ile iç içe geçmiştir.

İsyan Ahlakı, bireyin iç dünyasındaki ahlaki direnişi ele alır. Topçu’ya göre isyan, basit bir karşı duruşdeğil, ilahi hakikat temelinde adına kötülüğe karşı koyma anlamını taşır. Bu isyan, insanı sadece özgür kılmakla kalmaz, onu manevi olarakta derinleştirir. Ahlaki isyan, bir uyanış ve görev çağrısıdır.

İsyan Ahlak, birey temellidir, Yarınki Türkiye ise bireyin inşa ettiği toplumsal düzenin çerçevesini çizer. Biri mikro, diğeri makro boyutta değerlendirilmiş; ancak iki eserde ahlakı, vicdanı ve iradeyi  merkeze yerleştirmiştir. İsyan Ahlakında bireysel direniş, Yarınki Türkiye’de toplumsal dönüşüme evrilmektedir.

Nurettin Topçu’nun fikir yapısı, modern dönüşümle toplumsal büyümeyi ahlaki, milli ve manevi bir zemine  oturtmayı amaçlar. Yarınki Türkiye, batının etkisinden uzak, kendi tarihi ve kültürel mirasına dayanan idealindeki Türkiye’yi inşa etmeye yöneliktir. İsyan Ahlakı ise bu inşanın ilk adımının bireydeki ahlaki bilinçlenme ile başlayacağını söylemektedir. Tüm bu bilgiler ışığında Topçu’nun felsefesi, “manevi değerler olmadan kalkınma mümkün değildir” düşüncesini esas alır ve bu yönüyle Türk düşünce tarihinde özgün bir kimlik oluşturur.

Selda Nergiz

Kamu Yönetimi Yüksek Lisans Öğrencisi

Uluslararası Ofis Şube Müdürü

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.