Din, kuralları Yaratıcı tarafından konulan, insanın aklına hitap eden ve özgür iradesine sunulan, her iki dünyada da hayırlı sonuca ulaştırma vaadini taşıyan ilahî kanunlar bütünüdür.
Dinin getirdiği kurallar insanı kısıtlamak için değil, tam aksine doğallığını ve doğasını korumaya yöneliktir. Nitekim modern zamanlarda özellikle kamusal alanda dinlerin kurallarının ortadan kaldırıldığı ve yaşantıdan neredeyse çıkarıldığı ortamlar oluşturuldu. Peki insanın doğallığı ve doğası ne oldu? Büyük ölçüde yara aldı veya aşınmaya maruz kaldı. Kuralsız insan, birçok canlının yok olmasına, çevrenin kirlenmesine ve dengelerin bozulmasına sebep oldu. Hatta kendine kasteder hale geldi. Gelinen noktada bugün modern insan, kendi neslini devam ettirmekte zorluk çekiyor.
Ahlak, toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları diye tanımlanır. Dikkat edilirse burada davranış anahtar kavramdır. Aslında ahlakın kendisi nötrdür. Davranışlar iyiyse ahlak iyidir, kötüyse kötüdür. İyi ve kötüyü belirleyen ise tarifte geçen kurallardır. Kurallar vicdanın ölçüsüdür. Ölçüsü olmayan vicdan, tam vazife yapamaz.
Öte yandan kurallar eğitimle kazandırılır ve işlevsel hale gelir. Yüce Allah’ın koyduğu kuralları peygamberleri vasıtasıyla göndermesinin hikmeti de budur. Çünkü peygamberler ilahî kitabı getirmenin yanında öğretmen ve eğitimcilik vasfı ve görevi bulunan insanlardır. Bunun anlamı peygamber getirdiği kuralları bir öğretmen titizliği içinde eğitim yoluyla ümmetine kazandırma çabasında olan mümtaz kişiliktir. Rahmet Peygamberi’nin “Ben ancak öğretmen olarak gönderildim ve görevlendirildim” (İbn Mâce, Sünnet, 17) sözü bu gerçeği teyit ve tespit etmektedir.
Yüce Allah, gönderdiği dinî kuralların yanında başka kontrol mekanizmaları koymuştur. O da insanların davranışlarını ve sözlerini kayda geçiren yazıcı meleklerdir. Bu meleklerle insanlar arasında çıkar çatışması olmadığı için tuttukları kayıtlar yansız, adil ve doğrudur. Böylece vicdan, mübelliğ ve muallim vasfını taşıyan peygamber aracılığıyla öğretilen kuralların yanı sıra melekler tarafından denetlenme mekanizmasıyla çift yönlü desteklenmiş olur. Bu desteklerden yoksun vicdan ya vazife göremez hale gelir ya hevasına uyan bir benliğin elinde heba olur ya da azgın bir kişiliğin içinde kupkuru çöle dönüşür.
Öyleyse din ve ahlak arasında bir zıtlık veya çatışma değil birbirini destekleme ve besleme bulunmaktadır. Bu besleme ve desteklemenin farkındalığı eğitim yoluyla kazanılır.
Gelinen noktada din olmadan ahlakın veya ahlak olmadan dinin tam işlevsel olması zor olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü bu ikisi iç içe ve birbirini tamamlayan unsurlardır.
Dikkat edilirse ilahî dinlerde ahlaka vurgu en üst düzeydedir. Amaç hayatın tutarlı ve dürüst yaşanmasıdır. “İnanç ikiyüzlülüğü” anlamına gelen münafıklığın İslam’da küfürden daha kötü görülmesinin nedeni içinde barındırdığı tutarsızlık, aldatma ve insanları küçük görmedir.
Buna karşın şayet bir kişi, inandığı halde ahlakî kusurları varsa onun dindarlığında bir sorun veya eksiklik var demektir. Dinin üç boyutu bulunur: inanç, amelî kurallar ve ahlak. Bunlar birbirini tamamlayan bir bütünün parçalarıdır. Birinde meydana gelen eksiklik diğerine aynı oranda yansır. Sözgelimi inançta eksiklik ibadetlerde gevşekliği, davranışlarda bozulmayı beraberinde getirir.
İnanç kalpte olduğu için görülmesi ve somut olarak tespit edilmesi söz konusu edğildir. Öyleyse inanç eksiliği, ibadet ve davranıştaki gevşeklik ve bozuklukla ölçülür. Allah ve ahiret inancı olmayan veya zayıf olan kişinin, insanların yanındaki davranışıyla onlardan ayrıldığındaki davranışının farklı olması bu yüzdendir. Bir Müslüman her nerede ve kiminle olursa olsun Allah’ın kendisini biliyor, görüyor ve duyuyor inancında olduğundan ahlaksızlık yapamaz. Eğer yapıyorsa hem inancında hem de ibadetlerinde bilinç eksikliği var demektir.
17 Muharrem 1447 / 12 Temmuz 2025
Cağfer Karadaş