
Aslanlar ıssız yerlerde yalnız ölürler!.
Gösterişli yeleleri vardır aslanların
Rüzgâra meydan okuyan.
Alev çakan gözleri!
Asumana uzanan…
Bir heybet vardır omuzlarında,
Ağır ağır, kendinden emin, yeri inleten ayakları vardır,
Düşmana korku salan…
Ama!
Aslanlar ıssız yerlerde yalnız ölürler!
Timsahın gözyaşı gibi gözyaşları yoktur,
Yüreğine akar her acının kırmızısı,
Sırtlanlar gibi açgözlü değildir, yediği lokmaya bir daha dokunmaz…
Leşe yaklaşmaz…
Aslanlar!
Erkek aslanlar avlanmazlar bile… Şanına yakışmaz,
Ekibin başıdır zirâ, klanın güvenliği ondan sorulur…
Ormanların değil sahraların hâkimidir, uçsuz bucaksız sahraların…
Yürürken titremeyen canlı, ürkmeyen hayvanat yoktur.
Aslan olmanın bedeli olsa gerek!…
Güçten düşünce ve de anlayınca öleceğini,
Issız bir yere gider, gözlerin görmediği,
Patilerinin son kuvvetiyle kazar toprağı…
Fark etmez diğerlerini; Nerede? Ne zaman? Nasıl?
Aslanlar hep ıssız yerlerde yalnız ölürler.
Ve atar kendini çukura,
Bitap düşmüş vücuduyla.
Asaletinden bir şey kaybetmeden.
Vakurluğundan hiçbir şey eksiltmeden.
Kimsecikler anlamaz aslanın görüntüsünün arkasındaki nahifliği, mecburiyeti, mahkûmiyeti…
Aslan doğmuştur bir kere anasından…
Aslan olacaktır,
Aslan kalacaktır, yoktur başka mümkinâtı…
Issızdır kalbinin en ücra köşesi,
Kimsecikler yer tutamaz o, ıssız köşede…
ÇÜNKÜ; ASLANLAR, ISSIZ YERLERDE, YALNIZ ÖLÜRLER…
Güzel arkadaşım ellerine, düşüncelerine kalemine sağlık…
Teşekkür ediyorum güzel arkadaşım. Muhabbetle.
Teşekkürler
Teşekkürler
güzel anlatım.. elinize sağlık