eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Az Bulutlu
18°C
Ankara
18°C
Az Bulutlu
Perşembe Parçalı Bulutlu
20°C
Cuma Hafif Yağmurlu
14°C
Cumartesi Az Bulutlu
18°C
Pazar Az Bulutlu
20°C

Yine Aylardan Ekim

Yine Aylardan Ekim

Hava soğuk.

Aylardan Ekim.

Bu normal bir soğuk mu yoksa Küresel Isınma dedikleri ” bilinç yıkamanın ” bir tezahürü mü bilmek güç gibi.

Genellikle Eylüllerin kucağımıza bıraktığı hüzünle formatlanan dünya izanı, bu kez takvim dışına sarktı gibi. Bir yerlerde işler “terso” sanırım ama nerelerde bilmem.

4.Ekim.2021 günü ikindi vaktinden ertesi günün sabahına kadar yaşadığımız, yaşamak zorunda bırakıldığımız “ yeni normal” provası sizi bilmem ama beni eski yıllara aldı götürdü.

Doğalgazın hatta kaloriferin halk gündeminden uzak olduğu, sobada yanan odun ateşinin üzerinde muhabbet demlenildiği, milli yiyeceğimiz kuru fasülye kokusunun evin tüm odalarını tavafından sonra merdivenlerde apartman halkına şeytan taşlattırdığı zamanlara…

Bizim sobanın arkasında, annemi sinirden küplere bindiren, babamın olmazsa olmazı bir adet yün yer minderi olurdu. Salondaki on iki kişilik yemek masası nazlı gelin gibiydi. Evde yemek vakti olduğunda o masa kavganın ortasına gelip kurulurdu. Annem sofrayı üzerinde hazırlamak ister babam ille de yer sofrası diye tuttururdu. Elbette ki evin “erkişisi” galip gelir, masa da annem de boynunu bükerdi. Zavallı masanın ömrü bir misafirin gelmesi, bahtına atılan düğümün çözülmesi ve hemen her gün annem tarafından cilalanan yüzüne çekilmiş dantel duvağının Allah rızası yüz görümlüğü karşılığında açılmasını beklemekle geçti.

O yer sofrasında aile birbirine kalben ve bedenen yakınlaşır bu yakınlaşma muhabbet ve ülfet tesis ederdi. Babamın ısrarı eskiye mutlak yüzdönmeyi de, yeniliğe şeksiz teslimiyeti de reddetmekti. Onun derdi sorgulayıcı olmak, getiri ve götürüsünü iyi hesap etmek ve nihayetinde her ikisine de alan açıp şans vermekti.

Dün akşam dijital dünya savaşları bölüm bir, paragraf bilmem kaçta düşürüldüğüm “gerçeklikte” yaşadığım maziye seyahat; bağımlılaştığım “sosyal medya platform topuklularımın” hangi geleceğe koşmama engel olduğunu görmem açısından büyük bir fayda sağladı.

Telegram, bip ve twitterin çökmemiş olması elbette azıcık tadımı kaçırdı ama yine de bu sürekli yaşanılası bir mutluluk, bozuk saatin günde iki kez doğruyu göstermesi minvalinde ender rastlanacak bir tecrübeydi.

Uzmanlar dünya çapında bu gibi mutlulukların bundan böyle ara ara yaşanılacağını hatta elektrik kesintilerine gidileceğini haber veriyor.

Elektrik ve internet medeniyetin belki en büyük nimeti. İnsan yaşamını ne denli kolaylaştırdıkları yanında insandan çaldıklarının lafını etmeye gerek bile görmüyoruz hiçbirimiz.

Fransız ihtilalinin ardından “tanrı öldü, tanrı öldü” diye ağlayan Nietzsche’yi; “üzülme yavrucuğum, ben varım” “bana baba diyebilirsin” repliğiyle teselli eden yeni tanrının arzı endam gecesiydi.

İnsanın insanla, insanın aileyle en mühimi insanın Allah’la ve inançla bağını kopartıp ona sonsuz “şefkatiyle ve affediciliğiyle” tüm tanıdık, bildik gözlerden ırak, bibaşına, sınırsız, sorumsuz ve hesapsız mutluluklar sunan tanrı deep webin, illüzyonist maharetler eşliğinde Promete’den çaldığı ateşle, rolünü kusursuz oynadığının farkında olanlar ve olmayanlar, kabullenmeler ve reddetmeler gecesiydi.

Güç sarhoşu tanrıya “erkleri kendi elinde toplayamazsın” ihtarı gecesiydi. Tanrıçalarının kendisine gayrı meşru çocuklarının artık büyümüş olduğunu ve onların da ellerinin ekmek tutmasına müsaade etmesi gerektiğini hatırlatma gecesiydi. Tanrı kocanın servetini başkaldırılarla, didik didik etme günüydü. Belki tanrı deep web anlaşmalı boşanabilirdi; hırıltısız, gürültüsüz. Ama servetin büyüklüğü mirasçıların doymak bilmeyen karnını azdırıyor kesilmek bilmeyen iştahını kabartıyordu. Ne yapsınlardı? Bin yıllardır içtikleri insan kanı artık yeterli gelmiyor, daha çok kana ihtiyaç duyuluyordu.

İddia oldukça büyük. Size şahdamarınızdan daha yakın olan Allah’la muazzam bir rekabet.

O’nun hesap günü bizi yaptıklarımızla yüzleştirmek için amellerimizi yazmakla görevlendirdiği meleklerinin yerine dizayn edilmiş Facebook, WhatsApp, Instagramın test gecesiydi sanırım. Allah’tan, kul hakkından, haramdan, faizden, devletten korkmayanların Pandora Papers’tan tir tir titrediği, boncuk boncuk ter döktüğü bir geceydi.

Müslümanların inandıklarını iddia ettikleri biricik Peygamberleri Sav’e söven kafirin Allah’ın gazabına uğramış olması şerefine kadeh kaldırdıkları geceydi yine.

Nasıl olsa nurunu tamamlayacak olan Allah inananların,inandığına inananların yan gelip yatmalarına, cihaddan klavyeşörlük anlamalarına sanırım “afferin” buyurma ve “keyfinizi bozmayın ben hallederim” işmarıydı.

Elhamdülillah müslümanız.

Ölünce cennete gideceğiz de…

Ne zaman?

Hangi ölümde?

Cesetlerimizi ortada bırakan bu kıyamet yeniden mi kopacak yani?

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.