eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Açık
30°C
Ankara
30°C
Açık
Cuma Açık
32°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
32°C
Pazar Az Bulutlu
31°C
Pazartesi Açık
31°C

Doç. Dr. Ali Faruk YAYLACI

Ankara’da doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Ankara’da tamamladı. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi, Eğitim Yönetimi ve Planlaması Bölümünden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü ve Eğitim Bilimler Enstitüsünde, Eğitim Yönetimi, Planlaması ve Teftişi alanında yüksek lisans ve doktora yaptı. 1995-2005 döneminde Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde öğretmenlik yaptı. 2005-2010 döneminde Belçika’da Türkçe ve Türk Kültürü Dersleri Öğretmenliğinde bulundu. 2013 yılında Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde akademisyen olarak görev yapmaya başladı. Halen Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde göreve devam etmektedir. Çalışma alanları, eğitim yönetimi, eğitim felsefesi ve eğitim politikasıdır.

    Teknoloji Neyimiz Olur? (1)

    Teknoloji bugün, kelimenin soykütükteki anlamından, etimolojik serüveninden çok farklı bir bağlamda, bireylerin ve toplumların yaşantısının bütününü kuşatan ve aynı zamanda şekillendiren, başkaca bir dayanak noktasına ihtiyaç bırakmayan bir “şey” haline gelmiştir. Bu haliyle teknoloji insandan kaynaklansa da insanı aşan bir şeydir artık. Teknoloji, dahil olduğu bütün süreçleri önce dönüştürmüş sonra da baştan ayağa yeniden inşa etmiştir. Eğitim, bu dönüştürme ve yeni baştan inşa edilme işinin en masum muhataplarından biri olmuştur.

    Bugünün “teknoloji”sinin kökenlerinden bulunan, Eski Yunanca tekhne ya da daha öncesinde Hint-Avrupa dilinin eski zamanlarından kaynaklanan teks-na hep aynı anlamlara işaret eder; sanat, beceri, zanaat, bir şeyi yapma imal etme yolu. Zanaat bu noktada önemlidir. Arapça sanat kelimesinden gelen zanaat, imalat, ustalık, hüner gibi anlamları taşımıştır. Bu kökler bağlamında teknoloji tekhne ve logos birleşiminden türetilerek felsefe-bilim çerçevesinde teknik üzerine konuşmayı ifade etmek için kullanılmıştır. Fakat bugün üzerinde konuşabileceğimiz bir teknikten bahsetmek zordur. Teknik teknolojiye evrilmemiş neredeyse tekniğin yerini almıştır teknoloji. Teknik insanlığın yeryüzündeki serüveni boyunca tabiatla işbirliği içerisinde ve uyum halinde ihtiyaçlarını karşılayacak alet geliştirmesine katkı sağlamıştır. Teknoloji ise modern çağının biliminin, tabiata hakim ve oma ve ona boyun eğdirme gayesiyle şekillenmiş, yeni ihtiyaçları bizzat kendisi yaratmıştır. Dolayısıyla teknolojiyi, ateşin, tekerleğin, sabanın, at arabasının vb. devamı ve olağan gelişim sürecinin vardığı yer olmak görmek yanılgı olacaktır.

    Belirttiğimiz üzere geçmişinden sıyrılarak bugünkü anlam ve işleviyle tezahür eden teknolojinin modernite ve aydınlanma çağıyla yakından ilişkisi vardır. Dahası modernite projesinin baştaki ideal hedeflerinden sapmış olmasında da teknolojinin payı büyüktür. Sermayeciliğin ve teknolojinin işbirliği, teknolojinin egemenliğinde yeni bir dünyanın kurulmasını temin etmiştir. Ne Auguste Comte’ün ne de Saint-Simon’un öngördüğü üzere bir pozitif bilim çağına girilmemiştir. İlerleme bizi bilimin de teknolojiye yenildiği bir zamana ulaştırmıştır. Din zaten heryerden kapı dışarı edildiğinden ve bilim de felsefeden koptuğundan olsa gerek teknoloji, hiçbir ilkeye bağlı kalmak zorunda hissetmeksizin kendi doğrularını yarata yarata yoluna devam etmiştir. Gelinen noktada artık insanların, siber-organizmaşalarak doğalarındaki eksikleri aşmaları, sanallaşma, artırılmış gerçeklik, yapay zeka vb yoluyla tabiata kesin ve öldürücü darbeyi indirmeleri söz konusu olmaya başlamıştır. Posthuman kavramının giderek daha çok konuşulması boşuna değildir. İnsan sonrası toplum kavramsallaştırması yapılmış, temelleri atılmaya başlanmıştır bile. Teknolojik gelişimin bizi götüreceği yer düpedüz insansız dünyadır.

    Teknolojinin seyri Neill Postman’ın tasvir ettiği bir teknopolis’te ve dahası Baudrillard’ın haber verdiği bir simülasyon evreninde yaşamaya bizi mahkum etmiş görümektedir. Şenlikli, ayartıcı, gerçekten daha gerçek, gerçekliğin katili bir evrendir bu. Bu sebeble hakiki bir karşı duruşun ya da alternatif herhangi bir düşüncenin etkili olamadığı da söylenebilir.

    Belirttiğimiz üzere teknolojik egmenliğin en masum muhatabı eğitim olmuştur. 19.yy sonlarından başlamak üzere bir yandan işleyiş bakımından bilimsel yönetim teraneleri ile işletmeciliğin etkisine giren eğitim ve okul öte yandan pozitif bilimin, psikolojinin tahakkümü altına girmiştir. Eğitimdeki bu bilimleşme doğal olarak kısa sürede teknolojik egemenliğe evrilmiştir. Eğitimde teknolojinin kullanımı diğer alanlarda olduğu üzere, öncelikle yaşamı ve öğrenmeyi kolaylaştırdığı gerekçesiyle cazip bir şey olarak kabul görürken ilerleyen süreçte etkililik ve verimliliğin mutlak manada ve hatasız temininin yegane yolu olarak benisenmiştir. Teknolojik abartı ve çılgınlık giderek okulu ve eğitimi organik kökenlerinden uzaklaştırmış akabinde bütünüyle kendine özgü yeni bir öğrenme süreci ve kurumu ortaya çıkarmıştır.

    Eğitimcilerin ve siyasi karar vericilerin bütün coşkusuna rağmen teknoloji, tedricen hem okulu, hem eğitimi hem de eğitimcileri gereksiz hale getirmektedir. Okul ve öğretmen çoktan başkalaşmıştır. Bu Okul 2.0 ve Öğretmen 2.0 artık birer teknolojik detaydan ibarettir. Kısa zamanda yerlerini sanal verisyonlarına, cyborglara vb. bırakacak bir detay.

    Bu noktada teknolojinin mahiyeti ile ilgili temel görüşümüzü berraklaştırmak durumundayız. Malum olduğu üzere teknoloji hakkındaki her eleştiri sabit birtakım tepkilerle değersizleştirilmektedir. Öncelikle “bakın hiçbirimiz teknolojinin dışında kalamıyoruz” deniliyor. Bundan daha acıklısı ise teknolojinin insanlığın doğal gelişim sürecinin en başarılı getirilerinden biri olarak sunulmasıdır. Batılı, pozitivist ya da ilerlemeci olmayanlar tarafından bile. Oysa öncelikle bizim gibi toplumlarda, kutsalın, Tanrının, öte dünya fikrinin henüz izlerinin yaşadığı bir iklimde teknoloji bağlamında eleştirel bir duruş ve alternatif yollar geliştirilebilmelidir. Fakat biz belirli nedenlerle teknolojiyi olabildiğince sahiplenmekte ve akışına kendimizi bırakmaktayız, özellikle de eğitimde…

    Teknolojinin eğitime yapıp ettiklerini konuşmaya devam edeceğiz. Ancak teknoloji neyimiz olur sorusunun cevabını hemen vermek durumundayız ve bu cevap oldukça tedirgin edici olmalıdır çünkü;

    Teknoloji imtihanımızdır…

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.