“Maarifin Sesi” eğitim haber ve tefekkür sitemizin ve bilhassa site yöneticisi (ki millet davası yolunda heyecanı, fikir sancısı tükenmeyen) Memiş Okuyucu öncülüğünde, Rize Valiliği, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, Rize Belediyesi himayelerinde ile İlim Yayma Cemiyeti, Ensar Vakfı ve Merkez İmam Hatip Lisesi Mezunları ve Mensupları Vakfı gibi STK’lerin desteğiyle 31 Aralık’ta gerçekleştirilecek olan “Doğumunun 114. Yılında Tevfik İleri Bilgi Şöleni” için 30 Aralık Salı Erzurum’da Rize’ye yola revan olacaktım..
Bu fakir Allah’ın hoşuna giden ne iş gördü ki “iki âlem” yoldaşı oldu. Elhamdulillah. Evet, ne büyük talih, saadet ve bahtiyarlıktır ki Erzurum’dan Rize’ye iki alîm ve âlim ile yolculuk edecektim. İki allâme; İslâm Alimleri Vakfı Başkanı, hocaların hocası Prof. Dr. Nasrullah Hacımüftüoğlu ve ömrünü cemiyet hayatına ve Kuran hizmetine vakfeden Prof. Dr. Mustafa Ağırman hocalarımla Allah’ın kâinat kitabının sayfaları arasında yol alacaktık. Ne şeref… İki muhterem hocamın sohbeti karşısında sessiz kalsam, dinlesem ve not alsam kıymetli bir kitap okumuş sayacaktım kendimi. Yolculuklarda yanıma kitap alırdım, bu nedenledir ki bu sefer almadım.
Nasrullah Hocamız yolculuk başında, kasım ayı içerisinde Gaziantep’te düzenlenen “IX. Bilimler Işığında Yaratılış Kongresi”ndeki sunumundan ve tespitlerinden kesitler anlattı. Nisâ suresi birinci ayetin kadın ve insanlık için büyük bir inkılap olduğuna dikkat çekti. Kuran’da geçen kelimelerin etimolojisi, ıstılahları, nüansları… Allah ruh-i hayvanî olan insana ruhunu üfledikten sonra meleklere ona secde etmesini istedi. Yani Allah’ın ruhu ile can bulana… Nasrullah Hocanın konuşması Ovit dağından, Kaçkarlardan kaynayıp kayalara çarpa çarpa denize coşkun bir şekilde akan ve kendine has ritmi ve musikisi olan suyun sesi gibiydi. Berrak ve net… Yıllarca “Belâgat” dersleri veren Nasrullah Hocamız belagatiyle konuşmuyor, şakıyordu adeta. Mustafa Hocam ve Nasrullah Hocam yetişmelerinde emeği olan hocalardan ve hatıralardan sık sık bahsedip onları hayırla yad ederlerken Nasrullah Hocamın bir sözü, yolculuk sıcaklığında yüzüme çarpılan sert ve soğuk su irkilmesi yaşattı: “Sanırdık ki hocalarımız hiç ölmeyecek! Onlar da göçtüler…”
Tefsircileri ve mealcileri konuşurken Hocanın bir sözü daha dikkatimi çekti: “Metni yormadan yorumlamak!”

Hocalarım arka koltukta yan yana oturuyor, bense Rize Valiliğince görevlendirilen, adı Nurullah Genç olan, genç ve kibar şoförümüzün yanında… Yol ve araç sesinden arkada konuşulanları duymakta zaman zaman zorlanıyorum. Hocalarımın sohbetini duymadığım vakitler, sanki sayfalarını okumadan atladığım kitap olacak, anlam zinciri kopacak. Sözdeki hikmeti kavrayamayacağım. Keşke imkânım, zamanım ve fırsatım olsa da muhterem hocalarımın yaşadıkları tecrübeleri, olaylara getirdikleri yorumları ve değerlendirmeleri kitaplaştırabilsem. Onlar ki her biri bir alemdir, dillerinde ne hakikatler, hikmetler…
İspir’e inişe geçmeden 2.380 rakımlı Gölyurt geçidi, manzarasıyla her zaman beni büyülemiştir. Karşımda Rize tarafında, göğe yaklaşmak için sanki küçük konileri yan yana ve üst üste koymuş da Kaçkarları inşa etmiş ilahi el. O bağrında binbir güzelliği, sırrı ve hayatı taşıyan vahşi ve muhteşem dağları bu geçitten izleyebilirsiniz.
Erzurum… Uzak ve yüksek bir coğrafyada, yokuşlardaki susamışlığım hiç bitmeyecek biliyorum. Doymamak güzel… Buna da eyvallah…
“Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak”
Yol ve su ezelden iki dosttur. Su yol açar, hayatı hayata bağlar, derin vadilerin sırlarını ifşa eder insana… Su izdir. Dağlardan kopup aşkına aşkla koşan bir sevgilidir su. Coşkun suların içinde vakur duruşuyla beni etkileyen taşları hep sevmişimdir. Suyun, selin ve vadilere mahsus yelin, fırtınanın uğultusuyla ve okşamasıyla keskin hatları kalmayan derelerdeki büyük kayalar bana kâmil insanları hatırlatır. O büyük kayalar ki sırtına yediği yumrukları da severler.
Evet, dağların rahminden kopan kayalar yuvarlana yuvarlana, yaşadığı tecrübelerle yontula yontula; suya, güneşe, fırtınalara, kara, kışa, soğuğa maruz kala kala bir noktaya gelir orada sabit kalır. Artık sözü de sübûtu da bellidir ve nitekim taş yerinde ağırdır. Ah insan!..
Su da taş gibidir. Kaynağından ilk doğduğunda cılız ve güçsüz bir dereyken, aktıkça delirir, coşar, sertleşir; bir denize ve göle dökülmeden evvel sakinleşir; ahir ömründedir artık. Bu, o dağ suyunun tatlı ömrü, ömür hikâyesi değil de nedir?
“Gel bâğa temâşâ edegör âb-ı revânı
Seyr eyle nedir sür’at-i ömr-i güzerânı”
Sudan bahis açılmışken Nasrullah Hocam Fuzûlî’nin “Su Kasidesi”ni hatırlattı ve derneğimizde Su Kasidesi’ninşerhinin yapılacağı bir program tavsiye etti, ardından Resûlullah’ın anlatıldığı kasideden ezbere bir iki beyit okuyarak şerh etti.
Ârızun yâdiyle nemnâk olsa müjgânum n’ola
Zâyi’ olmaz gül temennâsiyle virmek hâra su.
(Senin yanağını anarak kirpiklerim ıslansa ne olur / Gül beklentisiyle dikene su vermek boşuna değildir.)
Alimler insan ruhunu ve kalbini biçimlendiren sanatkârlardır, birer “manevî heykeltıraş”tır.
Yol boyunca kar beyaz ağaçlar ve muhteşem tabiat, bir karşılama ekibi gibi şirinlik yapıyor bize… İkizdere’de ikindi namazını kıldık. Hem cami hem yanındaki hükümet konağı geleneksel mimari çizgileriyle estetize edilmiş güzel binalardı. Çayın memleketinde çarşıdaki bir kahvehanede çay içtik; ince belli küçük bir bardak çay 10 TL. Akşam namazından evvel Rize’ye vardık. Rize’de girdiğimiz lokantada “kuru fasulye çorbası, kelle paça ve mercimek çorbası” vardı. Kuru fasulye çorbası meşhurmuş, tavsiye ettiler ama biz kelle paçayı tercih ettik. Kışın bir tas çorba ilaçtır, şifadır. Hele yolcu için… Çorba insanı ısıtır.
Mustafa Ağırman Hocayı ben tanıdığım günden beri (Allah rızası için) büyük bir mesuliyet yüklenmiş, bir cemiyetin bir milletin Kuran ahlâkıyla ahlâklanması, Resûlullah’ı (s.a.v.) hakiki manada tanıması ve Müslüman’ın her daim İslamla şereflenmesi için gayret etmiş, haftanın hemen hemen her günü başka bir vilayette, kasabada, farklı gruplara hizmet etmekten yorulmamıştır. Bu fakir ile Nasrullah Hocam “Tevfik İleri Bilgi Şöleni” için Rize’ye giderken Mustafa Hocam Ardeşen İmam Hatip Mezunları Derneği’nin davetlisi olarak Mekke’yi ve “Mekke’nin Fethi”ni bir salon programında konuşmak için Ardeşen’e gidiyor. Rize merkezde, dostları ve talebeleri Mustafa Hocamızı alıp Ardeşen’e geçecekler. Biz de iki akşam kalacağımız Rize Öğretmenevi’ne yerleşmiş olacağız.