Ülkemizde genel işleyişin mantığını sorun etmek ve değişimi bu mantığı hedefleyen bir düzleme yerleştirmek gibi bir duruma şahitlik etmek pek olağan değil maalesef. Yöntem, mantık, kurgu muhafaza edilerek çok şey yapılmak istendiği için nihayetinde olan şey yapının, sistemin, işleyişin ve ilişkinin değişimi değil belirli kesimlerin nöbetleşe yer değişimi oluyor. Sistem değişmiyor sistem içindeki pozisyonlar değişiyor. Böyle olunca da bir değişim yanılsaması içinde sistem kendisini tahkim ediyor. Bir değişim baskısına hedef olmaktan çıkıp görünmez bir hüviyet arz ediyor.
“Olağan Şüpheliler” filminde Kevin Spacey’in canlandırdığı Verbal Kint karakteri emniyetteki sorgusunda çok çarpıcı bir ifade kullanır: “Şeytanın yaptığı en müthiş hile; dünyayı asla var olmadığına inandırmaktır.” Biz de aynı durumla karşı karşıyayız. Sorunlarımızın kronikleşmesinin en temel nedenlerinden birisini bu oluşturmaktadır. Temel sorun alanlarınızı konuşmazsanız, tartışmazsanız, müdahale alanına çevirmezseniz kaçınılmaz şekilde yaşadıklarınızı aynı şekilde yaşamaya devam edersiniz.
Bu yüzden biz de aynı durumla karşı karşıyayız tespitinde bulunuyorum ısrarla. Cumhuriyet öncesi de var bu işin. Ancak o kadar uzaklara gitmeye gerek yok. İsteseniz Cumhuriyet’le başlayalım. Cumhuriyet radikal bir kopuş olduğu iddiasında ve bu iddiasında da çok haksız sayılmaz. Ancak radikal kopuşların bir noktadan sonra çok da anlamı olmaz. Dikkat edilirse biz de o bir noktadan sonrasına bir türlü varamıyoruz. Daha doğrusu esas fırtınanın koptuğu o bir noktadan sonrası bize bir türlü görünmez. Çünkü o bir noktadan sonrasının olduğuna ilişkin bir farkındalıktan yoksunuz. O bir noktadan sonrasının olmadığına adeta şeytanın çektiği var olmadığı numarası gibi inandırılmış durumdayız.
Tam da bu yüzden uyduruk çelişkilerin, yüzeysel ideolojik-politik karşıtlıkların hercümercinde yerleşik düzene nöbet tutma vazifesini hakkıyla yerini getiriyoruz. Sistemdeki pozisyonunuza göre ya sisteme nezaret edenlerin varlığını sorun etmek veya teknik, tali mevzular üzerinden bir dile mahkûm olmak arasında salınmaktayız.
Eğitim alanı karşımızda. Başından beri bu yapının zorunluluğu, devlet tekeli, merkeziyetçiliği, tektipçiliği, otoriterliği vs. sorun edilmemiştir. İnsanın insan olma niteliğine kast eden yapısı görmezden gelinmiş hayatın bütünlüğü içindeki konumu ve etkisi adeta karartılmıştır. Derslik, personel, araç-gereç vs. gibi lokasyonda sıkıştırılan gündem, yukarıda da değinildiği üzere yoğun bir ideolojik-politik gürültünün etrafında yerleşik düzeninin muhafazasına yönlendirilmiştir. Sözüm ona en büyük düşmanları bile yerleşik sistemin muhafızıdır bugün. Zaten bu oyunun bu kadar büyük olmasının mantığı da buradan gelir. O bir noktadan ötesine taşmamak üzere planlanan yer aynı zamanda şeytanın cirit attığı yer. Tam da hayatımıza kastedilen daha doğrusu bizi anlamlı bir hayattan mahrum bırakan operasyonların gerçekleştiği yer.
Biz bu operasyonu niye yiyoruz peki? Birincisi çekilen operasyon küçümsenecek, hafife alınacak bir operasyon değil. İkincisi ise bağlantılı olarak operasyon çekilenin çekilen operasyonları boşa çıkartacak veya baş edecek nitelik olup olmadığıyla ilgilidir. Örneklediğimiz eğitim alanındaki işleyişimize, ilişkimize, konuşmalarımıza, kavrayışımıza bakıp ne halde olduğumuzu görebiliriz zaten.
Abdulbaki DEĞER