Okumak insanın varoluşunu tamamlamaya çalıştığı bir süreci temsil eder. Bu sebeple bir serüveni de beraberinde getirir. Okuyan insan daha fazla okuyarak değişir, olgunlaşır. Düşüncelerini bir sisteme kavuşturmak ister. Kendini ve evreni okuyarak değiştireceğine inanan insan, sözcüklerle yola çıkar; onlara farklı derinlikler yükleyerek anlamlandırır ama varaoluşu bu şekilde keşfe çıksa da nihayetinde yine kendine ulaşır. Kitaplar insanın alemden çıkıp kendine ulaşmada kullandığı bir araç, işaretler sistemi olmaktan öte bir anlam taşımazlar.
Okumak, yaratma eylemiyle doğrudan bağlantılı olması nedeniyle temelde içten gelen bir güdüyü seslendirir. Elbette insanı okumaya iten pek çok sebep bulmak mümkün olsa da okuma eylemi temelde açık bir zihin, kuvvetli bir yaratıcı güç ve ilhama dayanır. Söz konusu eylem yönlendirmelere ya da reçeteler fazla iltifat etmez. Zaten insanın çok boyutlu ve karmaşık yapıya sahip bir varlık olması, yani onun olan değil, olmakta olan bir varlık oluşu, okuma serüveni içinde de zikredilen karmaşık yapısını yansıttığını ve olma sürecini devam ettirdiğini gösterir.
Açıktır ki insan okuma eylemiyle kendini bulmaya çalışır, çünkü okumak, sorgulama ve eleştirme imkânı sunan bir ayna işlevi görür. Kendini görebileceği bu aynada tarihe şahitlik edebileceği gibi, değişen ve değişmeyen yanlarını da görme imkânını bulur. Bu yüzden okumanın, insan hayatında nasıl bir yer tuttuğu her zaman önemli olmuştur. Eğer eğitimi kişide meydana gelen davranış değişikliği olarak tanımlarsak, okumak önemli bir eğitim aracı olarak karşımızda durur. İnsan okuyarak değişmeyi sever. Okuyarak kendine dokunur ya da kendini tanımak için okur. Hatta kendini değiştiren eserler okumayı çoğu zaman yeğler.
Okumak insanı sözcüklerle uğraştırır ve imgelerle yaşatır. Başka bir ifadeyle okumak bizi imgeyle keşfedilen sonsuzlukla tanıştırır. Bu bir nevi dünyadan uzaklaşıp sınırsızlığa ulaşmaktır. Belki de okuyan adamı sınırlayan tek şey hayal gücünün sınırlarıdır. Kelimelerle dünyanın görülmeyen, gölgede kalmış gizlerine ulaşmak ister.
Şüphesiz okumak insanın çıktığı bir “serüven”i yansıtır. Geri dönüşü hiç düşünmeden bu serüvene dalmak, gerçeklikle yalın bir biçimde karşılaşmaktır. Serüvene dalan kişi “hazırlayan” ve “tamamlayan” kişi olduğu gibi “hazırlanmış” ve “tamamlanmış” kişidir de.” Zira okuma edimi, bir yaşam biçimini yansıtır.
Okumayı öğrenmek hiç şüphe yok ki düşünmeyi de öğrenmektir. Okumak hayatı inceleyerek kazandığımız bir eylem olduğuna göre, bu durum bizi düşünmeye ve hatta nasıl düşünmemiz gerektiğine de sevk eder. Okuyan insanın söyleyecek bir sözü vardır. Bu durum ise onu düşünmeye ve düşündüklerini bir süzgeçten geçirmesine yol açar. Bütün kişisel çıkarlardan uzaklaşarak aslında iyi okuyabilir ve sonuçta iyi düşünülebilir. İnsan kendisi ve evren hakkında okurken aslında bir bakıma bir süreçten de bahseder; yani yalnızca kendi çağını yazmaz; diğer bütün çağlara ve bütün insanlara da tanıklık eder. İnsan bunun için pek çok şeyi düşünür. Bu düşünceler arasında ancak yazıya geçirilen düşüncelerin bir değeri vardır. Diğer düşünceler ya da kurgular kaybolup gider.
Okuma eyleminin nesnesi olan her kitap içinde derin anlamlar ve çağrışımlar barındırır. Başka bir ifadeyle kitaplar her sözcüğe yeni anlamlar yüklemek ya da sözcüğün tınısını yakalama imkânını önümüze serer. Her kitap bize yeni bir kapıyı aralar. Böylece kitaplar, beni bir labirente, kendim olma yolculuğuna; beni arayan ve bulmaya çalışan birine dönüştürür. Bu çerçevede kitaplar daha çok tekrar hayat vermek için kullanılan mumyalardır. Kitapların söz ya da kelimeleri sürekli tekrarlanan ve hep aynı olan sözü yansıtsa da bizde ifadesini bulan söz gerçek olur, gerçekliği üretir. Böylelikle kelimeler ya da sözler tekrarlanamaz olandan sonsuza kadar tekrar edilebilirliğe doğru ilerler… Söz artık kendisi değildir; başka bir dünyaya dönüşmüştür.
Yukarıda düşünceler ışığında kitap okuma listeleri belli standartları üretmesi açısından verimli görünse de ilke olarak farklı mizaç ve öğrenme yeteneklerini göz ardı etmesi açısından; varoluştaki çoğulcu yapı ve değişkenliği ıskalaması açısından sıkıntılı görünmektedir. Oysa okuma listeleri kanaatimce okumayı sürdürmenin en iyi iş olduğunu sağlayan bir mahiyet arz etmelidir. Zira okuma insanın kendini kurtaracak olan cevheri kendinde ya da kendi düşünmesinin ufkunda aramasına dönüşmelidir.
Okuma bir tür yorumlama faaliyeti olduğu için, her okumada üslup ve zamansallık devreye girer. Bu yüzden okuma tercihleri çoğu zaman mizaç, eğilimlere ve zamansallığa göre belirlenebilir. Eğer kişi kendi tarzına uymayan eserleri okursa muhtemelen sıkılır; yaratıcılığına ve farklılığına zarar verir. Buna ilaveten değerli olduğunu ifade etseniz de her insan zamanının çocuğu olduğundan zamanındaki aktüel konulara merak duyar.
Okuma listeleri onları tavsiye edenin arka plandaki kaygı ve hedeflerinden hareket eder. Eğer listeler ideolojik değilse bu tercihler hep kişisel deneyimlere dair listeler olarak kalacaktır. Bu hususu beğeni tabiriyle ifade ettiğimizde ise liste ancak onu tavsiye edenin seçimleri olarak görünecektir. Listeleri bulunmaz reçeteler kılmak onlara haddinden fazla değer vermek olacaktır.
Okuma listelerinin en büyük tehlikesinin fazla hazırcılık olduğu söylenebilir. Serüven ya da keşfediş denilen okuma yolculuklarına böylesi reçeteler vermek bir müddet sonra her şeyi kolaydan elde edecek tavır ve tutumların ortaya çıkmasına sebep olacaktır. Bunun yerine kişiye ve eğilimlerine göre kitaplar tavsiye etmek doğru metot olsa gerektir.
Kanaatimce kişilere kendi eğilimlerine uygun yollar ve kaynaklar tavsiye etmek en doğru yol gibi gözükmektedir. Bu noktada ona sezgilerien güvenmenin daha doğru yol olduğu öğretilmelidir. Bir insanın 80 yıllık ömründe tek görevi okumak olsa okuyacağı miktarın 15-20 bin kitabı geçmeyeceği bun karşın sıradan insanın en fazla 3-5 bin kitap okuyacağı düşünülecek olursa, kıymetli vakitlerin (hele hayat meşgalesi peşindeki pek çok insan için) heba olmaması için, ancak değerli eserler okuması gerekeceği düşüncesi verilmelidir.
Kültürümüzde kurucu, taşıyıcı ve öğretici metinler sınıflaması mevcuttur. Kurucu metinler medeniyetin varlık bilgi ve değer zemini ekseninde anlam ve değer ufkunu belirleyen eserlerdir. Bu eserler her daim zikredilen hususları denetleyici vasfa sahiptir. Taşıyıcı metinler ise kurucu metinlerin ruhunu belirler ve alt metin özelliği taşır. Onlar, millet ya da topluma ait unsurları, kurucu metinler çerçevesinde okumayı ve yorumlamayı içerir. Bu eserler zamansallığı içinde yeniden okumayı, güncelleştirme ve toplumsallaşmayı yansıtır. Kültürün anlam ve değer dünyasının katmanlı yapısını yansıtır. Öğretici metinler ise ikiye ayrılır. Sözlü kültürle yayılan; ikinci ise yazılı kültürle yayılan pedagojik metinlerdir. Halkın idrakine diğer metinlerin anlam ve değer dünyasını yansıtarak bilgiyi yaygınlaştırır. 36 senelik öğretmenlik hayatımda öğrencilerin eğilim ve ilgileri doğrultusunda eser tavsiye etmeyi ya da kişiye özel olması gerektiğinin daha doğru olduğunu düşünüyorum.
Yerinde tespitler kaleminize sağlık hocam