Ve bir sofra gibi sersem önüne
Yerli düşüncenin ürünlerini
Akif İnan
Akif İnan’ın öğrencilik yıllarında hangi öğretmenlerin tedrisi rahlesinden geçtiğini, onların üzerindeki tesiri nedir bilemiyoruz. Belki hatıralarını yazmış olsaydı öğrencilik yıllarında kimlerden ders aldığını ve etkilendiğini öğrenmiş olacaktık. Urfa’daki sınıf arkadaşlarından Zübeyir Yetik’in anlattıklarına baktığımızda da üzerlerinde derin etki bırakan bir öğretmene rastladığımızı söyleyemeyiz. Zübeyir Yetik hatıralarında Akif İnan ile birlikte okuduğu Urfa Lisesi’nden bahseder ama üzerlerinde tesir–bırakan ne bir öğretmenden ne de bir başka kişiden bahsetmez.[1] Şehir kültürü üzerine çalışmaları olan biri olarak yaptığımız araştırmada o yıllarda (yani 1956-1958 yılları) Urfa lisesinde iz bırakan idealist bir öğretmenin varlığı söz konusu değildir. Yalnız Ali Haydar Öztürk bir röportajında 1952 yılında Urfa’dan İstanbul’a geldiğinde Büyük Doğu dergisinden haberdar olduğunu, ortaokul öğrencisi iken bir öğretmeninin kendisine gizlice Büyük Doğu dergilerini okumak için verdiğini söylemektedir. [2]Ali Haydar Öztürk liseden arkadaşı ve Halide Nusret’in öğrencisi Ayhan Abamor ile Türk Ruhu Dergisi çıkarmış, bu derginin Urfa’da takipçilerinin Akif İnan ve Zübeyir yetik olduğunu biliyoruz. Ama o öğretmenin adı vermemiştir. Lise öğrencisi iken Akif İnan, Zübeyir Yetik ve Nihat Armağan daha çok kendi çabalarıyla, dergi ve gazete takip ederek fikir dünyalarını zenginleştirmişlerdir.
Zübeyir Yetik’in anlattığına göre gazete ve dergileri takip ediyorlar, özellik le Büyük Doğu Dergisini takip ediyorlar. Bunun dışında gerçek anlamda kendilerini yönlendirecek bir isimden bahsetmek mümkün değildir. Akif İnan kültürel birikimini ilk olarak babasından almıştır. Babası Mehmet Akif, Mevlâna, yunus hayranıdır. Annesi halk hikâyeleriyle onu büyütmüştür. Oysa Akif İnan, Zübeyir Yetik kuşağından bir önceki kuşak yani 1940’larda Urfa’da eğitimci şair Halide Nusret Zorlutuna’yı görüyoruz. Halide Nusret‘in 1944-46 yıllarında öğretmenlik yaptığı Urfa Lise’nde çok güçlü bir kültürel bir damar oluşturmuş, yetiştirmiş olduğu öğrenciler şehrin kültürüne damga vurmuştur. Onun yetiştirmiş olduğu öğrencileri Urfa şehir kültürünü şekillendirmiştir. Akif İnan’ın Ankara’ya yerleştikten sonra yolu Halide Nusret ile kesişmiş, hatta Hilal dergisi, Türk yurdu ve Urfa kültür derneğinde birliktelikleri olmuştur. Buna rağmen Akif İnan hem idealist yetişmiş hem de idealist öğrenciler yetiştirmek için ömrünü adeta vakfetmiştir.
Bu dönemde Urfa’ya Varlık, İslam, Toprak, Sebilürreşad, Ocak, Serdengeçti, Büyük Doğu, Nizam dergisi Türk Ruhu ve Hür Adam gazetesi girmektedir. Bu sırada Urfa’da Naci İpek’in çıkarmış olduğu Demokrat Urfa gazetesi yayınlanmaktadır. Zübeyir Yetik Akif İnan bu gazetede yazmışlardır.[3] Zübeyir Yetik yazar fikir adamı, Akif İnan eğitimci şair, Nihat Armağan ise Yayıncılık yapmıştır. Yıllar sonra Akif İnan’dan boşalan sendika başkanlığına ise Zübeyir Yetik getirilmiştir. Lise son sınıfta iken Akif İnan bir öğretmeniyle sürtüşme yaşayıp kaydını Maraş’a götürmüştür. Aslında Akif İnan’ın öğretmeniyle sürtüşmesi onun gelecekteki eğitimci hayatında önemli bir ders olmuş olmalıdır. “1966 yılında, kendisi henüz öğretmen değilken, Maraş Lisesine felsefe öğretmeni olarak atanan yakın dostu Alaeddin Özdenören’e gönderdiği bir mektupta şöyle demektedir: ‘Çocukları sınıfta bırakma. Başımızdan geçenleri biliyor musun? Çocukları incitmemek için elinden geleni yap, onları okumaya alıştır”[4] Akif İnan’ın lise yıllarına baktığımızda onun gelecekteki eğitim hayatını etkileyen prototip bir öğretmeni olmamıştır ama bir öğrenci olarak yaşanmışlıkları eğitimde neyin iyi neyin kötü olduğunu test etmesine neden olmuş olmalıdır. Zira Öğretmenlik hayatında eğitimciliği yalnızca ders vermekten ibaret görmeyip, öğrencileriyle bire bir ilgilenmiştir. Onun bu davranışını Hz. Ali’nin “ahlakı ahlaksızdan öğrenin” veciz sözünde görebiliriz. Akif İnan, idealist öğretmenlerle karşılaşmadığı için, kendisi öğretmen olduğunda idealist davranmış, öğrencilerine örnek bir eğitimci olmuştur.
Akif İnan daha öğrencilik yıllarında iken öğretmenliği önemsemiş, idealist insanların yapabileceği en iyi güzel meslek olarak sevmiş olmalıdır ki, çok erken yaşlarda öğretmenliğe başlamıştır. Yine arkadaşı Alaeddin Özdenören’e yazdığı mektubundan ve öğrencilerine özel ilgi ve önem vermesinden anlamak mümkündür. Her idealist öğretmen gibi o da öğrencileriyle birebir ilgilenmiş, kitap okuma alışkanlığı kazanmalarına yardımcı olmuş, kültürel bağlamda yönlendirmiştir. Arif Ay, üç ay dersini dinlediğini, ilk dersinin edebiyat ve medeniyet olduğunu, son dersinin ise Din ve Uygarlık ile bittiğini söylemiş ve ardından “Öğretmen-i mâder-zât” yani “doğuştan öğretmen” tanımlamasında bulunmuştur.[5] “Bir öğretmenin en iyi değerlendiricisin öğrencileri olduğunu” söyleyen Oktay Çağlar Akif İnan’ın ile birlikte çalıştığı sırada öğrencilerinin ona gösterdiği sevgi ve saygıdan bahseder. Ayrıca onun öğretmenliği sınıflarla sınırlı kalmaz; koridorlarda, öğretmenler odasında, hatta çok zaman evinde devam ederdi”[6] diye belirtir.
Cumhuriyetin ilk yıllarında idealist öğretmenler Anadolu’nun her tarafından hizmet etmiş, kültür hayatımıza damga vuran öğrenciler yetiştirmişlerdir. Kabul edelim veya etmeyelim Köy Enstitüleri böylesine idealist öğretmenlerin omuzunda köylerde hizmet vermiş, bir devre damgasını vurmuştur. Reşat Nuri Güntekin’in “Çalıkuşu” romanı idealist öğretmen Feride her öğretmen için örnek olmuştur. Halide Nusret öğretmenliğe başladığını özellikle Anadolu’yu istemiştir. Anadolu’da binlerce öğrenci yetiştirmiş hem de görüp yaşadıklarını sanata dönüştürmüştür. Akif İnan’ın öğretmenliği de aynı minval üzeredir. Öğrencileriyle birebir ilgilenerek onların yetişmesine neden olmuş, hem ülkenin kültür ve düşünce hayatında kalıcı izler bırakan öğrenciler yetiştirmiştir. Akif İnan için öğretmenlik bir meslek değil, bir idealizmdir.
Akif İnan’ın bir medeniyet krizi yaşadığımızı bildiği için şiirlerinde çağ ile hesaplaşır, nesirlerinde ise medeniyet tasavvurunu ortaya koyar. Sağlığında yayınlamış olduğu iki şiir ve iki nesir kitabında hep medeniyet konusu işlemiştir. Ona göre batı medeniyeti bizi bir krize sürüklemiş, bu yüzden bir savrulma yaşamaktayız. Bundan kurtulabilmek için özümüze yani kendi uygarlığımıza dönmeliyiz. Eserlerinde devamlı bu konuyu işleyen Akif İnan, eğitimi de bir medeniyet meselesi olarak ele almıştır. Ona göre yeni bir medeniyet tasavvuru ortaya koyabilmek için insan yetiştirmeliyiz. Bu insanlara (öğrencilere) kendi medeniyetimizin kaynaklarını tanıtmalıyız. Onun Batı uygarlığıyla yüzleşmesi tıpkı İsmet Özel’in “Üç mesele” de ortaya koyduğu teknik, medeniyet ve yabancılaşmaya karşı çıktığı gibi o da karşı çıkmış, zaman zaman tamamen reddetmeye kadar varmıştır. Akif İnan bir dönem edebiyat ve sanat olarak okunması mutlaka gerekli dediği Batı klasiklerini bir zaman gelmiş gereksiz görebilmiştir.[7] Aslında bu tutumu onun bir yandan kendi içiyle diğer yandan Batıyla bir hesaplaşmadır. Çünkü ona göre Batı bizi bozmaktadır. Bu yüzden Batı uygarlığının karşısına ‘Yerli Düşünce’yi koymuş ve savunmuştur. Öğrencileriyle bire bir ilgilenirken onların neler okuması gerektiğini söyler, kitap tavsiyesinde bulunur…
İdealist bir öğretmen olduğu içindir ki, sendikacılığı önemsemiş, toplumsal hareketler içinde yer almıştır. Onun Sendikacılığını anlatan Ahmet Fidan; “eğitim problemine medeniyet davası olarak görüyor, maarifi ve muallimi bu davanın bir parçası olarak telakki ediyordu. Bu yolda prensipler vaaz ediyordu. Yalnız öğretmen haklarının savunucusu değil, eğitimcinin sorumluluklarının da davacısıydı. (…) Onun ufkunda sadece öğretmenlerin ve öğrencilerin aşılması gereken problemleri durmuyordu. Tıpkı Üstat Necip Fazıl gibi o bir mürebbi idi ve kalabalıkların çilesine talipti. Eğitim denen sihirli anahtarı beline takıp Hak yoluna koyulmuş bir çile dervişi andırıyordu. ‘Eğitim, ona musallat olan doğmalardan arındırmak suretiyle düzlüğe çıkılır’, diyor ve ekliyordu: ülkesinin kültürüne, uygarlığına, geçmişine, misyonuna uygun insanlar değil; ufuksuz, meselesiz, derinliksiz ve bilgisiz kuşaklar üretiyor. Amacı bir diploma edinmek ve bu diploma ile iyi para kazanmak olan küçük adamlar yetiştiriyoruz. Ulusal ve evrensel bilgi ve birikimden yoksun olan bu kuşakların elinde ülkemizin bu çağ içinde önemli bir yer edinmesi olanaksızdır”[8] dediğini yazar.
1972 yılında profesyonel öğretmenliğe başlayan Akif İnan, bu görevi süresince binlerce öğrenci yetiştirmiştir. Bu öğrencilerinden Arif Altınbaş onu anlatırken; “dersleri hiç sıkıcı olmazdı. Şeyh Galip’ten başlar, Nedim’den, Nâbi’den, Fuzuli’den, Baki’den, yunus Emre’ye kadar uzanır; oradan Karacaoğlan, Bayburtlu Zihni ve kul Sadi’ye kadar geniş bir edebiyat dünyasında gezinirdi. Şiirleri hep ezbere okur ve bizim de şiirleri ezberlememizi isterdi. Ders verirken tane tane ve düzgün konuşurdu. Dersin arasında başka konulara da yumuşak bir geçişle girer hem dersin sıkıcı atmosferini dağıtır, hem de öğrencilere yol yordam ve hedef gösteren konuşmalar yapardı. Her fırsatta daha çok kitap okumamızı ve başta şiir hikâye olmak üzere kabiliyetlerimize göre yazı yazmamız gerektiğini söylerdi. En çok Necip Fazıl Kısakürek’i, sonra Sezai Karakoç ve Nuri Pakdil’i okumamızı isterdi. Nurettin Topçu, Cemil Meriç, Ahmet Kabaklı, Fuat köprülü gibi yazar ve bilim adamlarımızın da okunması gerektiğini sık sık tekrarlardı.”[9]
Akif İnan’ın gerek öğretmenlik ve sendikacılığında hayatında idealistliği kadar prensip sahibi olması olmasının büyük etkisi vardır. Onun hükmedici olduğunu, konuşurken tok sesiyle herkesi etkilediğini, güçlü bir şahsiyet ve liderlik vasfı taşıdığı bilinmektedir. Konuşurken kendini dinleten, davranışıyla kendinden büyüklerin dahi kendisine saygı duyup abi diyecek kadar baskın bir karaktere sahip olduğu cömertliği ve kucaklayıcılığıyla herkesi etrafına topladığı anlatılmaktadır. Onun bu özellikleri gerek öğretmenlik gerek sendikacılık hayatında belirleyici olmuştur. Ki sendika kuruluşu sırasında onun liderliğinin tartışması kabul edilmesi bu yüzdendir. Saydığımız bu vasıfların yanında bir de sanatçı ve yazar kişiliğiyle öğretmenliği en güzel şekilde sürdürmüş, ardında kendisini saygı ve rahmetle anan binlerce öğrenci bırakmıştır. Onun ders ve sohbet halkasında olup da etkilenmeyen kimse yoktur. Bu bağlamda Akif İnan, öğretmenler için prototip bir şahsiyettir…
Hıdır Yıldırım, Mehmet Akif İnan Eserleri, (3 Cilt III), Eğitim-Bir-Sen Yay. Ankara, 2016
Hıdır Yıldırım, Mehmet Akif İnan Sempozyumu, Eğitim Bir Sen Yay. Ankara, 2016
Özlem Fedai, Mağrurun Tenha türküsü, sh.314, Mühür Kitaplığı, Ankara, 2017
Ali Haydar Haksal, Bir medeniyet şairi, M. Akif İnan, Eğitim Bir Sen yay. Ankara, 2015
Mehmet Sarmış, Adanmış bir hayat M. Akif İnan, Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi Yay. Tarihsiz
Nurettin Sezen, Eğitim bir ve Akif İnan, Eğitim Bir sen Yay. Ankara,2013
Mustafa Özçelik, Yedi Güzel Adamdan biri M. Akif İnan, Eğitim Bir Sen Yay. Kütahya, Tarihsiz
Hıdır Yıldırım, Mehmet Akif İnan ile Sohbet, Eğitim-Bir-Sen Yay. Ankara, 2016
Hıdır Yıldırım, Bilge sendikacı Mehmet Akif İnan, Eğitim-Bir-Sen Yay. Ankara, 2016
Komisyon, M. Akif İnan kitabı, Türkiye Yazarlar Birliği Yay. İstanbul, 2000
Komisyon, Medeniyet Burçları, M. Akif İnan Anısına, Memur Sen Kayseri Şubesi, 2004
[1] Zübeyir Yetik, Geçmişten Notlar, sh 52, Beyan Yay. İstanbul, 2008
[2] Dilara Coşkun, Nesillerin Mirası, Üstadın Sadık Tilmizi Ali Haydar Öztürk, sh.84 Yazar Yay. Ankara,2014
[3] Zübeyir Yetik, age. sh.58
[4] Mehmet Sarmış, Adanmış Hayat: Mehmet Akif İnan, sh.214, Şanlıurfa büyükşehir Belediyesi Yay. Urfa, Tarihsiz
[5] Komisyon, Akif İnan Kitabı, Arif Ay,”Bir portre Akif İnan” ,sh.125, TYB Yayınları, İstanbul, 2000
[6] Komisyon, age. “Öğretmen Mehmet Akif İnan” sh. 133
[7] Ben Halil ve Akif abi. Ankara’da iç içe girmiş kolej bülbül deresi, Libya Caddesi, Küçükesat denilen mevkilerden geçerek evlerine gidiyoruz. Her birimiz bir yanında ve o konuşuyor. Yine üst perdeden yine hâkim ve hiçbir şüphe ve itiraza yer bırakmadan; Camus’u, Kafka’yı (vs. Sayıyor) okumayan hiçbir şey bilmez, hiçbir şey olmaz anlamında anlatıyor. … Yıllar sonra… Ben buna bir hikmet hamlediyorum. Yine aynı kişiler. Yine aynı güzergâh. Yine aynı saat ve yine aynı hedef, Akif ağabeylere gidiyoruz. Yanılmıyorsun elinde bir baston vardı. Anlatıyordu. Hepsi boş, hepsi anlamsız. Tek okunacak vardır. Ben tüm kütüphanemi imha edeceğim…(Mehmet Oymak, Harran dergisi, Sayı 60,Yıl 1999, sh.5,)
[8] Komisyon, age. Ahmet Fidan, “Öğretmen Mehmet Akif İnan”, sh.134,135
[9] Sarmış, age. sh. 221