eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Abdülbaki DEĞER

1978 yılında Bingöl’de dünyaya geldi. Ankara Üniversitesi DTCF Sosyoloji Bölümü’nden mezun oldu. Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü’nde Kamu Yönetimi yüksek lisansı yaptı. 2013-2021 yılları arasında Milat Gazetesi’nde köşe yazarlığı yaptı. Yenişafak, Karar gazetelerinde eğitim başta olmak üzere değişik konularda görüş ve değerlendirmeleri yayımlanan Abdulbaki Değer, aynı zamanda 2016 yılından bu yana Özgür Eğitim-Sen’in (Özgür Eğitim ve Bilim Çalışanları Sendikası) Genel Başkanlığını yapmaktadır.

    “Muhayyilenin okullaşması”

    Önyargıya ilişkin çalışmalarda kullanılan örneklerden birisi Gordon Allport’un kullandığı şu örnektir: “Siyah bir kadın kısıtlayıcı bir sözleşmeyle ilgili bir davada davacı konumundadır. Savunma avukatı kadına, ‘Rengin ne?’ sorusunu yöneltince kadın, ‘İnsan rengi,’ diye cevap verir. Ardından avukatın, ‘Peki derinin rengi ne?’ diye sorması üzerine kadın bu defa da, ‘Doğal renk,’ cevabını verir. Allport’a göre, avukatın stratejisi yoğunlaştırma mekanizması dediği şeyin izini taşımakta, simgeyi ve onun temsil ettiği şeyi -yani bu örnekte, siyah olmanın gözle görülür göstergeleri ile bu durumdan çıkarsanan, aşağı bir statüye sahip olma niteliğini- bir araya getirme eğilimi göstermektedir. Renk ile statü arasında, insanların neticede ‘işaret ile işaretin ifade ettiği şeyi birbirine karıştırması’na yol açan bu yoğunlaştırma mekanizması yoluyla kurulan bağ dışında nedensel bir bağ yoktur.”

    Benjamin Arditi’den yaptığım bu alıntı ile hayatımızın tüm alanlarında maruz bırakıldığımız yoğunlaştırma mekanizmalarına dikkat çekmek istiyorum. Yaşadığımız hayat, içinde yer aldığımız ilişki ağı, tabi tutulduğumuz bürokratik rutinler, devletin-kurumların işleyişi çoğunlukla destek aldığı yoğunlaştırma mekanizmaları nedeniyle gözümüze karşı çıkılması düşünül(e)meyen bir doğallıkla gelir, öyle gelmesi için de uğraşılır. İşaret ile işaretin ifade ettiği şey arasında nesnel, nedensel bir ilişki olduğunu düşünürüz, öyle hareket ederiz. Ivan Illich eğitim bahsinde bu ilişkinin varlığına dikkate çekerek ‘muhayyilenin okullaşması’ndan bahsetmişti. Muhayyile okullaştığında eğitim faaliyetinin indirgendiği alan ve ilişki doğal gelmekle kalmayacak aynı zamanda insanları başka arayıştan da mahrum bırakarak bir tür mahkûmiyete yol verecektir.

    Yoğunlaştırma mekanizmaları üzerinden tutuklu hale geldiğimiz ve daha da vahimi farkında olmadığımız bu mahkûmiyet durumu açık ki normal mahkûmiyet durumundan bariz bir şekilde farklılık arz ediyor. Normal koşullarda mahkûmiyetinizi sağlayan düzeneğe ilişkin ister olumlayıcı ister reddedici bir tavrınız olsun; mahkûm edildiğinizin bilincinizdesiniz. Ceza size ağır, makul, ahlaki veya ölçüsüz gelebilir ancak belirli bir işleyiş neticesinde mahkûm edildiğinizi bilirsiniz. Mahkûmsunuz ve bunu biliyorsunuz! Dolayısıyla hayatınızı bildiğiniz bu durumunuz üzerinden şekillendireceksiniz. Yoğunlaştırma mekanizmaları üzerinden tabi tutulduğumuz mahkûmiyeti fark etmek, onun bilincinde olmak ise ilki kadar kolay olmuyor. Bunu fark etmek için içinde yer aldığımız bu akışa bir mesafe almak ve eleştirel bir gözle yerleşik yapıyı yeniden ele almak zorunluluğumuz var. İnsanların bir tabiat kanunu doğallığında durumu algılaması gerçekten işi zorlaştırıyor.

    Diğer taraftan bir tabiat kanunu gibi algılanan durumu örnekte de görüldüğü üzere bir takım savunma avukatlarının ayrıca tahkim etmesi ve operasyonel bir şekilde kullanması işi çok daha zorlaştırıyor. Üstelik yoğunlaştırma mekanizmaları fark edilmesi görece kolay olan -ki bu kolayın fark edilmesi ile milyonlarca insanın ölümü, sömürülmesi, mücadelesi vs. üzerinden gerçekleşebilmiştir- renk/ırk ayrımı gibi son derece kaba ihlaller, ayrımcılıklar üzerinden işlemekle sınırlı değil. Tersine bu yoğunlaştırma mekanizmaları üzerinden işleyen ve fark edilmesi bile ayrı ve yoğun bir dikkat ve eleştirellik gerektiren mahkûmiyetler bizi belirli tahakküm pratiklerine razı gelecek şekle sokmaktadır.

    Yukarıda örneğini verdiğim ‘muhayyilenin okullaşması’ bunun saf örneklerinden birisidir. Muhayyilenin okullaşması eğitim-öğretim gibi faaliyetler ile okul arasında biz özdeşliğe yol vermekle kalmıyor. Buradan hareketle eşzamanlı olarak zorunlu, kitlesel bir eğitim formuna bütün bir toplumu kapatmaya götürüyor. Belirli bir mesafe ve eleştirellik sağlanmadığında ne bu özdeşliği ne de zorunlu ve kitlesel formu eleştirmeniz mümkündür artık. Bu kapana yakalandığınızda okulunuzun teknik imkânlarının iyi olmasını, zorunlu eğitimin süresinin artmasını vs. gibi prangalarınızı ışıldatan taleplerle yol aldığınızı fark bile edemezsiniz. Oysa prangaları ışıldatan düzenek içinde kalmak yerine siyahi kadının yaptığı gibi maruz bırakıldığı mantığı/kurguyu tersine çevirmek/çevirebilmek veya reddetmek/reddedebilmek bizi toplumsallığın olumsal eşiğine çıkarabilir. Bundan sonrası da tıpkı öncesinde olduğu gibi yapıp ettiklerimizin niteliği üzerinden şekillenecektir.

    Abdulbaki Değer

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.