Kur’an sözlükte; “toplamak, okumak, bir araya getirmek” anlamına gelmektedir. “Kur’an, İslam’ın birinci temel kaynağıdır. Allah tarafından Cebrail (a.s) vasıtasıyla son peygamber Hz. Muhammed’e (s.a.v) kolay anlaşılabilmesi için Arapça olarak indirilen” (Yusuf, ayet 2), Mushaflarda yazı olan, nesilden nesile tevatür yoluyla gelen, inananlara yol gösteren, yaşamlarını biçimlendiren, okunması ile ibadet edilen, Fatiha süresiyle başlayıp Nas süresiyle tamamlanan, , başkalarının benzerini getirmekten âciz kaldığı bir Allah kelâmı ve mesajıdır.
Kur’an-ı Kerim Peygamber (s.a.v)’in şahsında bütün insanlık için öğüt alınması için gönderilen ilahi emirler, yasaklar ve ölçüler manzumesidir. Kur’an geçmişten geleceğe bütün zamanların en yüksek, en kapsamlı, en derin ve en geniş hakikatlerini ihtiva eden bir hayat nizamıdır.
Peygamberimiz (s.a.v) tarafından Kur’an’ın özelliklerini şöyle anlatılır: Onda sizden öncekilerin olayları, sizden sonrakilerin haberleri ve sizin de hükmünüz vardır. O kesin çizgidir. Şaka değildir. Her kim kibirlenerek Onu terk ederse Allah onun belini kırar. Her kim ondan başka hidayet ararsa Allah Onu saptırır. O Allah’ın sapasağlam ipidir. Hikmetli bir hatırlatmadır. Apaçık bir nurdur. Dosdoğru bit yoldur. Ayaklar onun sayesinde kaymaz. Alimler ona doymaz. Onun çokça tekrarı usanç vermez. Hayret verici yönleri tükenmez. Her kim onun ilmiyle amel ederse ileri gider. Her kim onunla hükmederse adalet etmiş olur. Her kim ona tutunursa doğru yolu bulur.
Kur’an, sadece insanların ölüm ötesi hayatlarını ilgilendiren bir kitap değildir. İhtiva ettiği hükümleri ile doğumdan ölüme kadar her çağda ve her coğrafya da yaşayan insanlığı kuşatan; kadınından erkeğine, devlet başkanından sade vatandaşına, komutanından askerine, amirinden memuruna, patronundan işçisine kadar maddi ve manevi, dünyevi ve uhrevi açıdan tüm aradıklarını bulabilecekleri bir hidayet rehberi, emirler ve yasaklar bütünüdür. “Yaş ve kuru her şey Kitabı-ı Mübin’de vardır.” (En’am, Ayet 59)
İman, ibadet, ahlak, evlenme, boşanma, şahitlik, miras, ticaret, yargı eğitim yönetim gibi konuları ihtiva eden inanışta hakkı, amelde ihlası işlerde adaleti emreden Allah’tan bir nasihat, gönüllerdeki dertlere bir şifa, müminlere doğru yolu gösteren bir hidayet ve rahmet kitabıdır. “Ey insanlar! İşte size, Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdeki dertlere bir şifa, müminlere doğru yolu gösteren bir hidayet ve rahmet geldi.” (Yûnus, 57)
Kur’an-ı Kerim’i öğrenmek öğretmek, okumak, anlamak, uygulamak, anlatmak ve içindekilerle amel etmek her Müslümanın üzerine düşen vecibedir. Sahabenin Kur’an hakkında dikkat ettikleri en önemli husus ve takip etikleri yol; peygamberden öğrendikleri her ayeti önce hayatlarında tatbik ettikten sonra diğer ayetleri öğrenmeleri ve başkalarına öğretmeleriydi.
Asrı saadette Kur’an’ı okumak, anlamak ezberlemek ve içindekilerle amel etmek ibadetlerin en büyüğü ve Allah’a yakın olma vesilesi sayılmıştır. Hz. Muhammed (s.a.v) sorulan bir soruya Hz. Aişe validemiz, “O Yaşayan Kur’an’dı” cevabını vermiştir. Asrısaadet Müslümanının günümüz Müslümanlarında farkı; Onların Kur’an’ın hükümlerini hayatlarında mutlak uygulamaları yani yaşadıkları gibi inanmalarıdır. Günümüz Müslümanlarının özelliği ise inandıkları gibi yaşamayıp yaşadıkları gibi inanmalarıdır. Hz. Ömer (r.a): İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanırsınız buyurmuştur. Kur’an başkalarına nasihat edip kendi söylediklerini yapmayanları şöyle ikaz etmektedir. “Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz?” “Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında çok çirkin bir davranıştır.” Saf Suresi; (2-3)
Peygamberimiz hadisi şeriflerinde; “Ümmetimin en faziletli ibadeti Kur’ân okumaktır.” “Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenip öğreteninizdir.” Kalbinde kurandan bir şey bulunmayan kimse harap olmuş ev gibidir.” “Kur’an-ı Kerim’den tek bir harf okuyana bile sevap vardır. Her hasene on misliyle değerlendirilir. Ben ‘Elif Lâm Mîm’ bir harf demiyorum. Aksine ‘Elif’ bir harf, ‘Lâm’ bir harf, ‘Mîm’ de bir harftir. Diyorum.”
“Kim Kur’an’ı okur, ezberler, helâl kıldığı şeyi helâl kabul eder, haram kıldığı şeyi de haram kabul ederse Allah, o kimseyi cennete koyar. Ayrıca hepsine cehennem şart olmuş bulunan ailesinden on kişiye şefaatçi kılar. “Sadece şu iki kimseye gıpta edilir: Biri Allah’ın kendisine Kur’an verdiği ve gece gündüz onunla meşgul olan kimse, diğeri Allah’ın kendisine mal verdiği ve bu malı gece gündüz O’nun yolunda harcayan kimse.” “Ümmetimin şereflileri, Kur’an-ı Kerimi hıfzederek onu hâfızalarında taşıyanlar ve yaşayanlardır.” Buyurmuşlardır.
Peygamberimizin hadisi şeriflerinden aldıkları ilhamla ecdadımız tarafından Kur’an’ı öğrenme, öğretme hafız olma, hafız yetiştirme konusuna büyük önem verilmiş, bunun iş için Kur’an kursları açılmış, vakıflar dernekler kurulmuş ve binlerce Kur’an hafızı yetiştirilmiştir. Günümüzde de bu konuda Müslümanlar birbirleri ile adeta yarışa girmişlerdir.
Sahabenin Kur’an hocalarından olan Abdullah ibn Mesud, ilk halkanın müntesipleri olan Sahabe neslinin nasıl bir Kur’an anlayışına sahip olduklarını bize şöyle anlatmaktadır. “Bize Kur’an lafzını ezberlemek zor, onunla amel etmek ise kolay gelirdi; bizden sonrakilere ise Kur’an’ı ezberlemek kolay, onunla amel etmek ise zor gelmektedir. Kur’an, hükümleriyle amel edilsin diye indirildiği halde insanlar onun tilaveti ile yetinir oldular.”
“Kur’an hem zikirdir hem fikirdir. Hem hikmettir hem ilimdir hem hakikattir. Hem şeriattır. Hem de gönüllere şifa, Müminlere yol gösterici ve rehberdir.” Peygamberimiz; “Size iki şey bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız: Bunlar, Allah’ın Kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” “Kim evvelki insanların ve sonraki insanların ilmini isterse, istiyorsa, Kur’an-ı Kerim’i araştırsın, deşelesin!” Nitekim ünümüzde Kur’an-ı Kerim Müslümanlar tarafından çokça okunan hafızlarımız tarafından ezberlenen bir ilahi kitap olmasına rağmen ne yazık ki içindekilerle gereği gibi amel edilmeyen ölülerimizin ruhları için üflenen bir dua kitabı muamelesi görmektedir.
Peygamberimizin hadisi şeriflerinde Müslümanları Kur’an okumaya ve ezberlemeye ve başkalarına öğretmeye teşvik ederken içindekilerle amel edilmesi gerektiğini de vurgulamıştır. Nitekim hadisi şerifte; “Dikkat edin! Kim Kur’an-ı Kerimi öğrenir, öğretir ve içindekilerle amel ederse ben onu Cennete sevk ederim ve Cennet için delil olurum.” “
Hz. Muhammed (s.a.v) ”Ölülerinizin üzerine Yasin okuyunuz. Çünkü mezardaki ölü suya düşüpte her şeye sarılan kimse gibidir. Evladından, anasından, babasından kardeşinden ve yakınlarından dua bekler. Her gün hayattakilerin gönderdikleri dağlar gibi nurlar mezarlara girer” buyurur.
Kur’an ister yüzünden okunsun ister ezberlensin isterse dinlensin Kur’an hakkında Müslümanların sorumluluğu Kur’an’ı öğrenmek, okumak, anlamak, hükümleri ile amel etmek ondan sonra da başkalarına öğretmek ve anlatmak olmalıdır.
Müslümanlar Kur’an’ı hayatlarının rehberi yapabilseydi; İslam coğrafyasında yoksulluk, yolsuzluk, güvensizlik, ayırımcılık, iç çekişme, kan davaları, cinayetler, fuhuş, faizcilik, haksızlık, adaletsizlik, liyakatsizlik, kayırmacılık gibi olumsuzluklar hayatlarının bir parçası haline gelmezdi.
Şunu unutmayalım kişiyi kurtaracak olan hafızasındaki değil, hayatındaki Kur’an’dır. O halde Kur’an tasavvurumuzu yeniden gözden geçirmemiz, Kur’an’ı yeniden keşfetmemiz hayatı ve eşyayı Kur’an perspektifinden yeniden değerlendirmemiz gerekir. “Allah şu Kur’an ile bazı kavimleri yükseltir; bazılarını da alçaltır.” C. Kur’an’ı bizleri emir ve yasaklarına uyan, Kur’an’ı hayatına rehber edinenlerden eylesin!
MUSTAFA KIR