Harf İnkılabı resmi olarak 1 Kasım 1928’de ilan edilmiş olsa da bu sürecin bir arka planı olacağı aşikâr.
Talim ve Terbiye Dairesinin, rakamların ve alfabenin değiştirilmesine (1928) karşı çıktığını pek az kimse bilir. Söz konusu tartışmaları yürüten heyet daha sonra Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Talim ve Terbiye Dairesi’nin ilk yetkilileri olacaktır.
Reis ve azaları aynı kişilerden teşkil eden ve 1926’da Talim ve Terbiye Dairesi adını alacak olan Tercüme ve Tetkik Heyeti, 1925 yılındaki kararlarında harf ve rakamların değişmesi bağlamında yapılan tartışmaları “Medenî bir lisan olan Türkçeye karşı hürmetsizlik” olarak değerlendirmiştir.
3 Teşrin-i Evvel 1341(1925), 7’inci ictimaya iştirak eden; Reis: Abdülfeyyaz Tevfik Bey. A’zâlar: Zâkir Kadiri, Mübarek, Zeki Velidi beylerdir. 40 nolu kararda bakınız ne diyorlar.
“Dârul-fünûn müderrislerinden Refik Bey tarafından verilen layihada ta’dil ve ıslahı teklif edilen hususattan elyevm memleketimizde musta’mel erkamın (rakamlar) tahvili keyfiyeti heyetimizin salahiyeti dahilinde bir mesele olmayıp ancak ileride teşekkül edecek akademinin cümle-i vezaifinden bulunması lazım geleceği; mikyasat-ı cedidenin (yeni ölçü birimlerin) kabulü ise ancak hükümetten temenni mahiyetinde kalacak bir keyfiyet bulunduğu, rumuzâtın (harflerin) Latin hurufatıyla isti’maline gelince, bu hareketin medeni bir lisan olmak istidadını gösteren Türkçe’ye karşı hürmetsizlik teşkil etmekle beraber bu hususta Vekalet-i Celile’nin de son bir kararının bulunduğu nazar-ı dikkate alınarak şimdilik bu meselelerle iştigalin muvafık olmadığına ekseriyet-i ârâ ile karar verilmiştir.” (T.T.K. Kararları (1925-1928), Hz : Prof. Dr. Güray Kırpık, Doç.Dr. Muhammet Ahmet Tokdemir, Türk Tarih Kurumu Y. Ankara- 2020, s. 181-189)
Heyet özetle : “Harflerimizin Latin alfabesi ile değiştirilmesi düşüncesini medeni bir lisan olan Türkçeye hakaret sayıyoruz, bu hususu oy birliği ile reddediyoruz.” demektedir.
Dikkat edilirse Daire, Türk alfabesinin bütünü hakkında değil; bir kısım formüllerin imlâsında bile harflerin değişimine itiraz etmektedir. Ölçü birimlerinin ve formüllerde kullanılan harflerin değişikliğini isteyen Darülfünun müderrislerinden Refik Bey (Mehmet Refik Fenmen)’dir. Refik Bey’in ölçüm birimlerinin değişikliklerini, tahsilini yaptığı, öğrettiği mühendislik ilimlerinin formüllerini öğretmekte kolaylık olacağını düşündüğü için böyle bir yol aradığını farz edebiliriz. Fakat Latin alfabesinin kullanılması ile ilgili teklif başvurusunu nasıl anlamalıyız? Uzun yıllar yurt dışında kalmış olması, yüksek tahsilini orada tamamlaması gibi gerekçeler tek başına bu hususu açıklamaya yetmez. Çünkü ondan önce de benzer tahsil süreçlerinden geçenler var fakat onlar alfabeyi değiştirmeyi düşünmemiştir.
Bilindiği gibi harf inkılabı İttihad ve Terakki’nin de gündeminde olan bir husustur. Türkiye’de bu değişiklik tartışmaları azalsa da hiç eksik olmamıştır. Enver Paşa’nın bir alfabe hazırlayıp kulanım için harekete geçtiği de malûmdur. Şu husus sorulmaya değer. Fen bilimlerinin formül ve ölçüm birimlerinin Batı literatüründeki gibi kullanılması için bütün harf sisteminin tebdiline gerek var mıydı? Elbette yoktu. Çünkü Tanzimat’tan itibaren, Batı dillerinden geçen kavram ve terimlerin, eser ve yazar isimlerinin okunuşları dahil; orijinal imlası parantez içinde veriliyordu ve bu çözüm genel kabul görmüştü. Telemak’tan bu yana basılmış bütün eserlerde bu uygulama vardır.
Refik Bey ve şurekası bu “ıslahı” değil de “inkılabı” tercih etmekle 100 yıllık tarihe, medeniyete, ilme ve edebiyata ihaneti düşünmemiş olsalar bile; büyük bir gaflet içinde oldukları kesindir. Bu konuda ilim ve fen adamları masum olsa bile siyaset adamlarının masum olduğu söylenemez. Çünkü onlar ne yaptıklarını biliyordu, her ne yapıyorlarsa kasten ve taammüden işliyorlardı.
Tercüme ve Tetkik Heyeti (Talim ve Terbiye Dairesi), Ortaöğretim Tedrisât Müdürlüğünün müracaatı üzerine mütalaasını ikinci kez tekrar etmektedir. Daire, Tedrisat Müdürlüğü matematik ve fen birimlerinde formül ve ölçüm birimlerinin nasıl gösterileceğine dair başvurusuna aşağıdaki kararıyla cevap verilmiştir.
“Karar Tarihi: 20 Teşrîn-i Evvel 1341,(1925) 14. İctima. Reis: Abdülfeyyaz Tevfik Bey, A’zâlar: Mübarek, Zâkir Kadiri, Zeki Mes’ud, Avnürrefik beyler.
“Fizik ve riyaziyat kitaplarının bilumum hesap ve cebire müteallik düsturlarda, şekillerde Latin harfleri ve işaretleri kullanılmayacağı hakkındaki mekteb kitapları talimatnamesinin sekizinci maddesiyle gerek telifâtta gerek tedrisâtta erkam-ı Arabiye ile beynelmilel harfler ve düsturlar isti’mal edileceğini bildiren ikinci devre lise müfredat programının 38’nci sayfasındaki ihtar arasında meşhud mubayenette ne suretle faik olunacağı hakkında Orta Tedrisat Müdürlüğü’nün 15.10.41 tarih ve 9733 numrolu tezkeresi mütalaa olundu.
Mekteb kitapları talimatnamesinin müfredat programından daha muahhar olan programda bu noktadaki hükmünü iptal edecek yeni şekillerde, düsturlarda Latin harf ve işaretlerinin kullanılmaması esası heyetimizce zaten kabul edilmiş bulunuyor.
İlim ve fikir lisanı olma istidadını saklayan dilimizin ilim ve fen sahasında mevcudiyetini muhafaza etmesi muvafık olacağı kararlaştırılmıştır.” (T.T.K. Kararları (1925-1928), Hz : Prof. Dr. Güray Kırpık, Doç. Dr. Muhammet Ahmet Tokdemir, Türk Tarih Kurumu Y. Ankara- 2020, s. 181-189)
1 Kasım 1928’den 1 ay önce alınan bu kararda “İlim ve fikir lisanı olma istidadını saklayan dilimizin ilim ve fen sahasında mevcudiyetini muhafaza etmesi muvafık olacağı kararlaştırılmıştır.” denilmekte ve adeta “Türkçe bir bilim dili değildir (Türkçe ile bilim yapılamaz)” iddialarına yıllar öncesinden cevap vermektedir. (Bu iddia Atatürkçü ve laik YÖK Başkanı Kemal Gürüz’e aittir. Karadeniz Teknik Üniversitesine bağlı olarak kurulacak İbn-i Sina Hastanesine böyle bir adın neden verildiğini bilmediğini, İbni Sina’yı irticacı bir din adamı sandığını, o zamana kadar İbn-i Sina isimli bir bilim adamı ve filozof olduğunu duymadığını hatırlarında anlatan Gürüz, için şaşırtıcı bir iddia değil.)
Bu iki karar gösteriyor ki Tercüme ve Tetkik Heyeti (Talim ve Terbiye Dairesi), Harf İnkılabı’na itiraz ederek karşı bir duruş sergilemektedir. Eğer bu değişiklikler siyaseten cebri yöntemlerle dayatılmasaydı; ilim adamlarına, heyet ve komisyonlara, onların meydana getirdiği kurumlara bırakılsa idi, büyük ihtimalle Harf inkılabı yapılmayacaktı.
Bu değişim sürecini Fuat Köprülü’nün tavrından da biliyoruz. Fuat Köprülü, Darülfünun hocası olarak harf inkılabına önce karşı çıkmıştır. Fakat siyasi irade (aslında tek kişinin iradesidir) ağır basınca, kararı onaylamış, bu kez de harf inkılabının niçin gerekli olduğuna dair makaleler yazmıştır. Anladığımız odur ki Köprülü bu makaleleri, harf inkılabının gerekliliğini önce kendine inandırmak için yazmıştır.
Naklettiğimiz bu kararlardan hareketle; kurullara, heyet ve komisyonlara ilme, tarihe ve medeniyetimize uygun olan ne ise onu yapınız gibi bir serbestiyet verilseydi; harf inkılabı başta olmak üzere medeni kanunun, hilafetin ilgasının, tekke ve zâviyelerin kapatılmasının, şapka ve diğer değişikliklerin gerçekleşmeyeceğini söyleyebiliriz.
Birinci Meclis feshedilmeseydi; harf inkılabı kanunu 1928’de Meclis’te de kabul edilemeyecekti. Nitekim harf inkılabına Kâzım Karabekir Paşa da karşı idi ve Paşa bu konuda direniş göstermiştir.
Talim ve Terbiye Dairesinin bu iki aleyhte karara rağmen; zecri dayatmalara direniş gösteremediğini de görüyoruz. Harf inkılabına karşı olduğunu iki kere karar metnine geçiren Talim ve Terbiye Dairesi, İstiklâl Mahkemelerinden, sürgün ve idamlardan çıkardığı ders sebebiyle “bu değişiklikleri Türk yazısına hürmetsizlik sayarız”, demesine rağmen yeni döneme uyum sağlamakta gecikmez. Hatta kitap ve diğer malzemeleri bizzat hazırlayarak Latin asıllı harflerin öğretilmesinde, yerleştirilmesinde öncü olur.
Talim ve Terbiye Kurulunun günümüzdeki pozisyonu bundan farklı değildir. İlmî tetkik ve danışma kurulu olarak görev yapsa da Bakan(lık) bu danışmadan hasıl olan sonuca uymak zorunda değildir. Kurul’un kararları Bakan tarafından onaylanırsa resmiyet kazanmaktadır. Kararların tek başına bir hükmü ve bağlayıcılığı yoktur.
Görüldüğü gibi harf inkılabı ve diğer konularda Talim ve Terbiye Dairesi “uyumu” seçmiştir. Artık ondan sonraki kararlar bu uyumun göstergesi olacaktır.
Bu kararlarından biri şöyledir:
07.08.1928 tarihli 146 nolu karar beynelmilel rakamlara aid rehberlik hakkındadır.
“Beynelmilel rakamların bu seneden itibaren bilumum mekteblerde tedris olunacağına nazaran işi her türlü karışıklıktan kurtararak hemen her yerde sabit ve aynı esaslar dairesinde tedrisât yapılmasını temin maksadıyla heyetlerce bir rehber ve bir levha tanzim olunmuştur. Rehberden bilumum ilk mekteb muallimleriyle levhadan yalnız mekteblere birer nüsha meccanen tevzi’ edilmek üzere Vekâlet hesabına rehberden 20.000, levhadan 8.000 nüsha bastırılması ve esmânının 696′ ncı faslın birinci telif ve tercüme maddesinden tesviyesi karargîr oldu. Muvafıktır.
(T.T.K. Kararları (1925-1928), Hz : Prof. Dr. Güray Kırpık, Doç.Dr. Muhammet Ahmet Tokdemir, Türk Tarih Kurumu Y. Ankara- 2020, s. 181-189)
Bilindiği gibi yeni harflere geçiş, önce “Uluslararası Rakamlar”ın kabulü ile başlamış, daha sonra da “Latin Harfleri”ne geçiş yapılarak tamamlanmıştır. (l Kasım 1928). Bu karardan bir hafta sonra Talim ve Terbiye Kurulu 8 Kasım 1928’deki toplantıda ilk kez Latin asıllı harfler kullanmıştır.
Yeni alfabenin öğretilmesi için ilk mektepler ve halk mektepleri için birçok kitap hazırlanmıştır. Yeni harfleri öğrenme ve öğretmede bir rehber olması amacıyla İhsan Sungu tarafından yazılmış olan “Yeni Harflerin Usul-i Tedrisi” adlı makale esas alınmıştır.
Konuyla ilgili Talim ve Terbiye Kurulu kararı şu şekildedir:
“Karar Tarihi: 03.11.1928
Yeni harflerin ve yeni harflerle lisan tedrisâtının mekteblerde ve halk dershanelerinde ne şekilde yapılması icab ettiğini muallimlere göstermek maksadıyla heyet a’zasından İhsan Bey tarafından telif edilen “Usul-i Tedris” risalesinin kabulüyle Vekâlet nam ve hesabına bastırılması ve müellifine telif hakkı olarak 42 sahifeden ibaret kitabı için sahife başına on lira hesabıyla 126 liranın 256’ncı faslın birinci maddesinden i’tası karargîr oldu.”
Bu kitaplardan biri Aka Gündüz’ün kitabıdır. 30.12.1928 tarih ve 241 numaralı kararla kabul edilen Aka Gündüz Bey’in “Halk İçin Yazı Kitabı” da 02.01.1928 tarih ve 244 sayılı kararla kabul edilir. Yüksek Muallim Mektebi Fransızca Öğretmeni Kâzım Nâmi (Duru) Bey’in ilk mekteblerin birinci sınıfları için hazırlanan “Türkçe Oku Türkçe Yaz” adlı eseri de bunlardandır.
Unutulmamıştır sanırım; “el yazısı” ile okuma ve yazma alışkanlığını kazandırmak için 2005 yılında pilot okul uygulaması yapılmış ve 2006 yılında bütün ilköğretim okullarında “el yazısı” ile okuma-yazma sistemine geçilmiş idi. Ancak 2017 yılında alınan kararla bu zorunluluk kaldırılarak öğrencilerin defterlerde, tahtada ve yazılı kağıtlarda el yazısı kullanımı öğretmenlerin tercihine bırakılmıştır. Oysa 1928 yılında harf inkılabının yapılmasının ardından ikinci dönem için kabul edilen Kâzım Nâmi Bey’in bahsi geçen kitabı el yazısı ile alfabeyi tanıtan bir kitaptır.
Bu konu Talim ve Terbiye Kurulu’nda tartışılmış ve Ahmed Tevfık (Göymen) kitabı “el yazısı” ile olduğu için eleştirmiş ve karara şu şerhi düşmüştür: “El yazısı ile alfabe kitabı olmaz; ben bu zatın evvelce yazdığı alfabeyi bu noktadan fena buldum.”
Bu şerhe rağmen Cumhuriyet’in ilk dönemlerinden itibaren ilkokullarda el yazısı uygulaması devam etmiştir. Bu eğitimi (60’lı yılların ortalarına kadar) alanlar, (güzel) el yazısı ile yazıp okuyabilmektedir.
Bu ve benzeri kararlardan sonra Talim ve Terbiye Dairesi artık yeni dönemin en “kullanışlı” birimi olmuştur. Bazen rol çalmış, siyasi iradeden önce davranmış, öğretmen ve öğrencileri yeni devletin ideolojisini tahkim edici karar, yayın ve uygulamaları ile yönlendirici olmuştur. Bu husus siyasi kriz dönemlerinde (1960, 1971, 1980, 28 Şubat 1997) açıkça görülmektedir. (Derin Tarih dergisi. Aralık-2024, Sayı : 153, s. 30-34)
Kâmil Yeşil