DİKKAT! EMLAKÇI TRUMP GAZZE ŞERİDİNE GÖZ DİKTİ!
ABD Başkanı Donald Trump’ın 4 Şubat günü Katil Netenyahu ile görüşmesi sonrasında bütün dünyaya, İslam âlemine meydan okurcasına yaptığı açıklamada: “Gazze’nin yaşanılmaz bir yer olduğunu Gazze’deki çatışmalı sürecin sona ermesiyle birlikte; |İsrail’in Gazze Şeridinin inşası için Gazze’yi ABD’ye devredeceğini, ABD’nin Gazze’yi sahipleneceğini, patlamamış bombalardan ve silahlardan arındıracağını, enkazlardan kurtarıp dünyanın cazibe merkezi haline getireceğini 2 Milyon Gazzelinin başka ülkelere gönderileceğini ve bölgenin ABD’ye katılacağını.” Filistinlilerin kendi topraklarını gönüllü olarak terk ettikleri takdirde “mutlu, güvende ve özgür” olmaları için kendilerine bir şans doğacağını aksi takdirde Gazze’nin ölmelerinin garantisi olacağını dünya kamuoyuna deklare etmesi Gazze’de ve Filistin topraklarında yaşanan insanlık dramına yenilerinin ekleneceğinin ayak sesleridir.
Trump’ın 100 yılı aşkın bir süreden beri acı, gözyaşı ve kan fışkıran kadim bir milletin toprakları üzerine güzellikler oluşturacağını, Gazze halkının vatanlarından çıkarıp, başka ülke topraklarına gönderileceğini yönündeki hezeyanları tüyleri ürperten dehşet verici bir ifadedir. Böyle bir plan uluslararası hukukun temel ilkelerin kökünü kazıyacak, bölgede barış umutlarını ortadan kaldıracak mahiyettedir. Trump’ın ileri sürdüğü fikirlerin hayata geçirilmesi demek, Filistin’in demografik yapısına müdahale etmek, yeni bir soykırıma ve yeni bir insani felaketin önünü açmak demektir.
Ayrıca kadim bir milletin kendi topraklarından sınır dışı edilmesi, insanlığa karşı işlenen suçları cezalandıran Roma Statüsü’nün açıkça ihlali ve uluslararası hukuk düzenine karşı yapılan bir saldırı niyeti taşıdığı açıktır. Uluslararası hukukun ihlali karşısında uluslararası toplumun sesiz kalması hukuk ile birlikte insanlığın da bittiğinin göstergesi olacaktır. Böyle bir hukuksuzluk karşısında sessizliği tercih eden birey toplum ve milletler bu suçun ortağı sayılacaktır. İnsan hakları, uluslararası hukuk ve adil bir dünya düzeninin geleceği için her bireyin, her toplumun ve her ülkenin net ve kararlı bir duruş ile ABD başkanı Trump’a karşı bugüne kadar konulmamış en büyük tepkiyi ortaya koymalıdır.
ABD başkanı Trup hangi hak ve yetki ile bir başka milletin toprakları üzerinde O ülke halkının görüşleri alınmadan böylesine zalimce bir tasarruf yapma yetkisini nereden almaktadır?
Biz sizin güzelleştirmelerinizi Irak’ın işgalinden, Libya’nın yo edilmesinden, Suriye bataklığından tanırız. Sizin güzelleştirmelerinizin kan gözyaşı, işgal ve sömürüden ibaret olduğunu biliriz. Gazze ve Filistin halkı ile ilgili Trump’ın sarf ettiği; vicdandan, adaletten, insanlıktan yoksun, hezeyanları sanki ilk defa söylenmiş gibi İslam coğrafyasında ve Uluslararası camiada hayret ve dehşet uyandırmıştır. Trump’ın Gazze’nin boşaltılması gerektiği yönündeki hezeyanlarını sözde yüzyılın antlaşması aldatmacası esnasında defalarca tekrar etmiştir. Şu anda yapılan şey Trump’ın kaldığı yerden devam etmeye teşebbüsünden başka bir şey değildir.
Mezkûr sözde antlaşmanın içeriğinde Gazze halkının Mısır toprağı olan Sina yarımadasına yerleştirilmesi fikrini buna bağlı olarak Hamas ve FKÖ’ nün bu anlaşmaya itiraz etmeleri durumunda ABD’nin, Filistin’e sağladığı tüm mali desteği keseceğini ve diğer ülkelerin de mali destek sağlamasını engellemeyeceğini, FKÖ bu anlaşmayı kabul eder de Hamas ya da Filistin İslami Cihad Hareketi anlaşmayı reddederse bu iki hareketin liderlerinin sorumlu tutulacağını ve Gazze Şeridi ile İsrail arasındaki yeni bir savaşta ABD’nin İsrail’e destek vereceğini açıkça ifade
Bugün gelinen noktada Trump’ın yapmak istediği şey bugüne kadar yapılanların daha ilerisine giderek açıkça tehciri ve yeni bir soykırımı yeniden hortlatmaktır. Şu anda Trump’ın başında bulunduğu ABD son 15 ay içinde 60 binden fazla insanın katliamından değil, 14 Mayıs 1948’de Siyonist İsrail’in kuruluşundan günümüze kadar Filistin topraklarında yaşanılan işlenen vahşetin, soykırımın, işgalin baş sorumlusudur. ABD Başkanı ‘nın bugün asıl görevi; adil ve sürdürülebilir bir Ortadoğu barışı için 1967 sınırları temelinde bir Filistin devletinin kurulmasını aktif olarak desteklemesi, Gazze‘nin yeniden imarının sağlanmasını desteklemesidir.
Oysaki Trump 2017 yılında ABD başkanı olarak seçildiği günden beri bütün mesaisini İsrail’in güvenliği için harcamış; Siyonist’ten daha Siyonist davranarak, etrafına korku salan, tehdit ve şantajı meslek edinen kendisini hukuk tanımaz sözde bir başkan olarak dünyaya tanıtmıştır.
Şu anda İşbirlikçi Trump ve Katil Netenyahu 57 İslam ülkesinin ve 22 Arap ülkesinin fikrini dahi almadan Gazze halkını Gazze Şeridinden başka ülkelere sürme cesaretini nereden almaktadır?
Trup ve Netenyahu ‘ya bu cesareti veren şey; öncelikle İsrail-Filistin sorunu karşısında İslam coğrafyasının Liderlerinin işbirlikçi davranmaları, Siyonist İsrail’in Filistin halkına saldırıları, Filistin topraklarını işgali ve Mescidi Aksa’ynın zamansal ve mekânsal bölünmesi karşısında sorumluluğu Filistin halkının üzerine bırakmalarıdır.
Nitekim 6 Aralık 2017’de ABD Başkanı Trump tarafından Kudüs’ün İsrail’e başkent yapılması, B. Elçiliklerinin Tel Aviv’den Doğu Kudüs’e taşınması, Suriye’ye ait Golan tepelerinin egemenlik hakkının İsrail’e verilmesi kararlarında olduğu gibi Mescidi Aksa baskınlarında Filistin halkına uygulanan zulüm ve işkencelere binaen olağanüstü zorlama zirve toplantılarında kınamaların ötesine geçemeyen kararlar almalarıdır.
7 Ekim 2023 günü kendi topraklarını, canlarını, mallarını kutsal mabetlerini koruma adına Hamas’a bağlı İzzettin El Kassam tugayları tarafından İsrail’e karşı başlatılan ve 19 Ocak 2025 gününe kadar 471 gün devam eden “Aksa Tufanı” operasyonu esnasında baştan sona kadar ABD, AB ve tüm emperyal güçler insan kaynakları, donamaları, silah ve mühimmatlarıyla İsrail’in yanında yer aldıkları halde, İslam ülkeleri Hamas’ı 7 düvele karşı yalnız bırakmalarıdır.
Siyonist İsrail askerleri tarafından karadan, denizden havadan atılan toplarla, fırlatılan roketlerle, uçaklardan bırakılan fosfor bombaları ile aralarında masum bebeklerin, çocukların, kadınların eli silah tutmayan masum insanların olduğu 60 bine yakın Gazze halkının hunharca katledilirken, 110 bine yakını yaralanırken, Sivil yerleşim alanları, hastaneler, okullar, camiler, kiliseler, resmî kurumlar, yollar köprüler, su depoları, elektrik trafoları, ekmek fırınları yerle bir edilirken. 2 Milyon Filistin halkı göçe zorlanırken, Gazze’de yaşanan soykırım ve insanlık dışı vahşet karşısında İsrail ile ticari, siyasi, askeri ve ekonomik ilişkilerini kesme, normalleşme süreçlerini sonlandırma elçilerini çekip, İsrail elçilerini sınır dışı etme cesaretlerini gösterememe böylelikle Siyonist İsrail’e dolaylı destek verme yolunu seçmeleridir.
İİT’nın, Körfez ülkelerinin ve top yekûn İslam coğrafyasının yapması gereken şey, kınama değil, İslam coğrafyasına öncülük yapma, ABD ve Batılı ülkelerin yaptığı gibi tarafını belirleme, fiilen Filistin’in yanında durma Kudüs’e ve Gazze’ye barış gücü gönderme kararı almalarıdır.
Kudüs’ün ve İsrail İşgali altında ki Filistin topraklarının özgürlüğüne kavuşması için adım atmalarıdır.
İsrail ile normalleşme safsatasını sonlandırmaları, Başkenti Birleşik Kudüs olan Bağımsız Filistin devletinin kurulması ile ilgili BM nezdinde derhal çalışma başlatmaları, böyle bir safsatanın yürürlüğe girmesi durumunda İşgalci İsrail ve İşbirlikçi ABD ile ekonomik, siyasi, askeri, diplomatik ilişkilerini keseceklerini bu ülkelerin elçilerini sınır dışı etme ve elçilerini geri çekme kararlarını derhal deklare etmeleridir.
Trump’ın ve Netenyahu’nun Gazze halkını sürgüne gönderme ve Gazze Şeridine sahip olma yönündeki hezeyanları karşısında yine 57 İİT İslam İşbirliği Teşkilatı üyesinin ve 22 Arap ülkesinin toplanma cesaretini dahi gösterememeleri bildik sözlerin dışında; “cesetlerimizi çiğnemeden 1 avuç Filistin toprağını vermeyiz, hodri meydan diyememeleri” ne yazık ki Filistin halkının defalarca başına gelen menfur sonun habercisi görünmektedir.
İslam ülkelerinin böylesine zillet ve acziyet içine düşmelerinin sebebi kuruluş amaçlarını terk ederek, inanç değerlerinden, İslam kardeşliğinden uzaklaşmaları, dış müdahaleler vuku bulduğunda kardeşlerine sırt dönüp, düşmanlarının safında yer almalarıdır. Kendi aralarında anlaşmazlık çıktığında barıştırma yerine karıştırma yolunu seçmeleridir. Önceden İsrail ve ABD karşıtı iken sonradan İsrail ve ABD işbirlikçiliğine soyunmalarıdır. İsrail ile normalleşme anlaşmaları imzalayarak, inanç değerlerine ve kuruluş amaçlarına ihanet etmeleridir.
Şunu ifade etmek isterim ki, Gamzelilerin toprağı Gazze’dir. Gazze gelecekte Başkenti birleşik Kudüs olarak kurulacak olan 1967 öncesi Filistin topraklarını içine alan Filistin devletinin bölünmez bir parçasıdır. Filistin halkı Filistin topraklarının aşığıdır. Onun ateş kes antlaşmasının hemen ardından, kendileri için hazırlanan lüks villalara, maddi imkânlara değil, harabeye döndürülmüş kuru topraklarına sevinç gösterileri içinde dönmüşlerdir.
Şimdi önce tüm İslam coğrafyasının her bir ferdine, yöneticilerine ve insanlık âlemine sesleniyorum. Trump’ın ve Netenyahu’nun insan haklarının ve uluslararası düzeninin kökünü kazıyacak tehlikeli bir çılgınlığa dur demek için tüm insanlık ayaklanmalıdır. Uluslararası toplum, İslam coğrafyası ve Avrupa ülkeleri de dahil olmak üzere tüm ülkeler açık ve net bir şekilde hukuktan ve insanlıktan yana tavrını koymalıdır. Aksi takdirde bu çılgınlığa sessiz kalan, herkes bu suçun ortağı olarak hem Allah katında hem de İnsanlık nazarında sorumlu tutulacaktır.