İran ve uydusu olan ülkelerin bazı konulardaki tepkilerini anlamak mümkün görünmüyor. Stockholm’de Kur’an aleyhinde menfur eyleme kalkışan Salvan Momika Irak asıllı ve Süryani ya da Yezidi bir geçmişten geliyor. Bilindiği gibi Stockholm’de Merkez Camii’nin önünde Kur’an yakma eyleminde bulundu. Elbette Irak’ın tepki göstermesi yerinde bir davranış olurdu. Nitekim meseleyi İsveç makamları nezdinde tırmandırma kararı aldı. Bu karar çerçevesinde önce Salvan Momika’nın iade edilmesini talep etti. Ardından nümayişler, gösteriler eşliğinde Irak hükümeti, İsveç’in Bağdat Büyükelçisi Jessica Svardstrom‘u “istenmeyen kişi” ilan ederek ülkeyi terk etmesini istedi. Daha önce parlamentoyu basan Sadr grubu bu sefer de İsveç büyükelçiliğini basarak ortalığı velveleye verdi. Zaman zaman bu tür elçilik baskınlarına hem İran hem de Irak’ta rastlanıyor. Sözgelimi İran’da daha önce Amerikan Elçiliği ve sonraları ise Suudi Arabistan Elçiliği ile Azerbaycan Elçiliklerine baskınlar düzenlenmişti. İran ile Irak kontrolsüz taşkın zümrelerin pençesinde bulunuyor. Gönüllü milisler devletten himaye görüyor. Bazen de Türk işçilerinin başına geldiği gibi hedef ülkeye gözdağı vermek için masum işçiler de kaçırılıyor. Bazen Beyrut’ta da benzeri manzaralara şahit olmak mümkün.
Kur’an-ı Kerim’in kutsiyetini korumaktan imtina eden İsveç ise diplomatik misyonlarının saldırıya uğramasının Viyana Sözleşmesine aykırı olduğunu hatırlatıyor. Birleşmiş Milletler Medeniyetler İttifakı (UNAOC) Yüksek Temsilcisi Miguel Angel Moratinos ise Kur’an yakmanın veya kutsal kitaplara saldırmanın ifade hürriyeti kapsamında değil aksine aşağılama ve dini nefret kapsamında olduğunu ifade etmiştir. Bu tür eylemlerin İslamfobik bir eylem olduğunda şüphe yoktur.
Müslümanların kutsal değerlerine saldırı karşısında İran ile Irak’ın savuşturmada başı çekmesini nasıl izah etmeliyiz? Bu yolla öne çıkmak mı istiyorlar? Selman Rüşdi hakkında ölüm fetvası çıkarılmasında olduğu gibi. Bunun suç bastırmanın ötesinde bir anlamı olduğunu düşünmüyorum. Zira bir iki hafta önce Nuri Maliki bir konuşmasında Sünnilerin sembollerini alenen tahkir etmesine ilave olarak bir de Irak’ın güney kentlerinden Basra’da Kültür Bakanlığı tarafından tarihî miras olarak görülen Sünnilere ait 300 yıllık cami, Basra Körfezi’ndeki sahil yolunu genişletmek bahanesiyle İran destekli Şiî yönetim tarafından yıkılmıştır. Siraci Camii, 1727’de inşa edilmiştir.
İsveç’te Kur’an nüshaları yakılırken Basra’da da aynı sıralarda Sünnilere ait tarihi Siraci Camii yıkılıyordu. Sistematik olarak Sünnilere ait mescit ve camiler kundaklanmakta ya da gasp edilmektedir ( Hakikatü Tariki es Sebaya, Faruk ez Zufeyri, Guraba Yayınları, s : 46). Fransızlar Ezher’i ahır yaptıkları gibi aynı şekilde Şah İsmail de Bağdat’taki Ebu Hanife’nin Camiini ahır yapmıştır. Fransız askerleri Ezher’e atlarını bağlamışlardı. Amerikan işgalinden sonra Şiilerce onlarca Sünni camisine el konuldu. Muayyen bir dönem içinde 168 cami yerle bir edildi. Yaktılar ve yıktılar. Bağdat’ın işgal edilmesinin ardından kütüphaneleri talan ettiler, ayaklarıyla kitaplara ve Mushaf-ı şerifleri çiğnediler ( Hakikatü Tarik es Sebaya,s: 46). Bu durumda Salvan Momika’dan farkları ne?
Şimdi ise aynı suçlama ile birlikte İsveç’in karşısına çıkıyorlar. Salvan Momika diyaneti ne olursa olsun Irak asıllı birisi. Geçmişte Sünnilere karşı Haşd-i Şabi saflarında çarpışmış. Adam sayelerinde Sünni düşmanlığından Kur’an düşmanlığına geçmiş. Irak’ta iken İran destekli mezhep milisleri Haşd-i Şabi’nin kanatları altına girmişti. Irak Momika’yı geri isterken İran da ondan Mossad ajanı diye bahsediyor (https://en.mehrnews.com/ news/203078/ Quran-desecration-agent-affiliated-with-Mossad-Intel-min ). Demek ki sırayla kullanmışlar. Momika üzerinden halef-selef bir biçimde ortak sayılırlar.
İran ile ortakları Hizbullah gibi direniş edebiyatı üzerinden Haşd-i Şabi’yi de sevdirmeye çalışıyorlar. Hizbullah güya İsrail’e karşı direniş hattını temsil ederken Haşd-i Şabi’nin kime karşı direndiğini merak edebilirsiniz. Onlara göre IŞİD’e karşı direniyor. Halbuki IŞİD ile Haşd-i Şabi madalyonun iki yüzüdür. Aynen PKK ile IŞID sarmalında olduğu gibi.
Iraklı Şiilerin yaptıkları Hülagu, Alkemi ve Tusi hattına düşer. Onların tarihten günümüze devreden yadigarları. İsveçlilerin yaptığı ise Engizisyon kalıntısı ve mirasıdır. Lakin bunu bugün Kilise adına değil de ifade hürriyeti adına yapıyorlar. Kur’an-ı Kerim bizatihi kitap olarak ifade kapsamına girmiyor mu? Kur’an hürriyet olmadan kendisini nasıl ifade edebilir?
Mustafa Özcan