Geçen yazımda LGS verileri üzerinde değerlendirmelerde bulunmuştum. Eğitim-öğretim sistemimizin diğer bir önemli performans göstergesi de YKS sonuçları ve onlar da yirmi Temmuzda açıklandı. ÖSYM’nin açıkladığı veriler dikkate alındığında YKS sonuçları, kısmi oynamalar olmakla birlikte, yıllardır açıklanan YKS verileriyle paralel bir görünüm seyrediyor. Zaten bundan daha doğal bir şey olamaz. Ne sistemi köklü bir değişikliğe uğrattık içerden ne de dışardan çok sıra dışı bir gelişme yaşandı. Böyle olunca geçen yıl, önceki yıl ve ondan önceki yıllarda olan ne idiyse bu yıl da aşağı yukarı benzer bir şey oldu. Şüphesiz boyutları ve etkileri çok büyük bir deprem yaşadık. Bunun etkisi kaçınılmaz şekilde sınav için de vardır. Ancak Türkiye’de, ister son yaşadığımız deprem felaketi gibi olaylar olsun ister iki yıl önce tüm dünyanın insicamını bozan küresel salgın olsun, yürürlükteki sistemin bir oynama marjı var ve sistem bu marj içerisinde istikrarlı bir seyir takip ediyor. Sadece yıkıcı olayları düşünmeyelim. Görece ekonomik ve siyasi istikrarın sağlandığı, hak ve özgürlüklerin nispeten genişlediği, siyasetin katılıma biraz da olsa imkân sağladığı belirli dönemlerde de eğitim-öğretimin performansı bu marjın dışına çıkamamıştır.
Burada kritik mevzu şu: Türkiye’de herkes önümüze çıkan sonuçları hayretle karşıladığında gerçekten de hayret etmemiz gereken şey bu sonuçlar mıdır? Yoksa bu sonuçlar karşısında gösterilen hayrete, hayreti gösterenlere mi hayret etmeliyiz? Gerçekten de “sürdürdüğümüz faaliyetin neticesi bambaşka bir şey olmalıydı” diyeceğimiz bir şey var mı? Bir şey varsa bunu neye dayanarak söylüyoruz, söyleyebiliyoruz? Yıllardır belirli bir şekilde sürdürdüğümüz bir yapının ve yapının hayat bulduğu ortamın yapısal bir dönüşüm geçirmediği yerde sonuçlarının başka olmasını beklememizi gerektiren şey nedir? Hangi okuma, hangi analiz üzerinden böyle bir beklenti içine giriyoruz ki karşılığını görmeyince hayret etmek durumunda kalıyoruz? Yoksa hayrete düşme numarasıyla bir dolap mı çeviriyoruz? Zaten bundan başka türlüsü olmayan sonuçlar karşısında hayret ediyormuş gibi yapıp olası bir arayıştan, çabadan daha da önemlisi ve önceliklisi yürürlükteki köhne düzenle yüzleşmekten kendimizi mi koruma çabasındayız? Öyle bir hayrete düşelim ki; yürürlükteki düzene bir halel gelmesin! Öyle bir tepki verelim ki; biteviye karşımıza gelen bu sonuçların başımıza gelen bir talihsizlikten kaynaklandığına inanalım, başkasını inandıralım!
Türkiye’de kendimize çektiğimiz numaraların haddi hesabı yok. Zamanında İsmet Özel çok yerinde bir şekilde Türkiye’de ekonominin neden kötü olduğuna ilişkin birtakım hayret ifadeleri duyduğunu belirtmişti. Ardından da Türkiye’de ekonominin kötü olmasının sürpriz sayılamayacağını çünkü Türkiye’de ekonominin iyi olması için bir şey yapılmadığını eklemişti. İsmet Özel’in ekonomi için dile getirdiğini eğitim için dile getirsek haksızlık mı etmiş oluruz? Türkiye’de yürürlükteki eğitim-öğretimin iyi olması için kim ne yapmış ki ortaya çıkan sonuçlar karşısında hayrete düşelim? Osmanlı modernleşmesinden başlayarak Cumhuriyetle de iyice tahkim edilen yürürlükteki faaliyetimizin, yürütme biçimimizin neyi değişti ki çok farklı sonuçlarımız olsun? Düzende hangi köklü değişikliklere gittik ki beklediğimiz sonuçların gelmemesini büyük bir kayıp, inanılması güç bir felaket olarak görelim?
Anlamlı bir konuşmanın, tartışmanın asgari koşullarını sağlamadan konuşuyoruz. Ciddi olmadığımız gibi ciddiyetten hoşlanmıyoruz da. Slovaj Zizek komünist ülkelerde asıl tehlikeli görülen insanların, gerçekten de komünizmi ciddiye alan, ona gerçekten inanan insanlar olduğunu belirtir. Çünkü herkesin inanıyormuş gibi yaparak bildiğini okuduğu bir düzende esas itibariyle sosyo-politik bir örtmeceye dönüşen resmi anlatının altında gürül gürül bir pragmatizmin, gittikçe gürbüzleşen bir tekno-muhafazakârlığın hükümran olması kaçınılmazdır. Bugün de karşımıza çıkan, bu kaçınılmazlıktır ve hayret gösterisi de sosyo-politik örtmecenin uzantısından başka bir şey değildir.
Normalde hayret, bilindiği üzere gözümüzün önünde olanla, başımıza gelenle ve tevarüs edegelen açıklama ve anlama stoklarıyla yetinmeyen canlı bir zihnin olan bitenin sıradanlığı, saçmalığı, bilinmezliği karşısında yaşadığı bir gerilim, teyakkuz durumudur. Adeta doğasına kastederek hayreti statükonun sunağında katleden bir varlık elbette YKS sonuçları karşısında hayrete düşme numarası yapacaktır. Bu kolektif kandırmacayı sürdürmenin başka yolu yoktur çünkü. Siz “Kral çıplak!” sözünü duyanların ani bir aydınlanmayla gerçekliğe temas ettikleri için irkildiklerini mi düşünüyorsunuz? Tabi ki hayır. İrkilenler pek tabi farkında oldukları ancak sessiz bir antlaşmayla görmezden geldikleri pespaye bir durumun farkında değillermiş gibi yapma numarasından mahrum kaldıkları için irkildiler. Sessiz antlaşmanın sessizliği ortadan kaldırılmıştır artık. Gerçi irkilmelerini gerektiren bir şey yok esasında. Uyuma numarası yapanları kimse uyandıramaz! İşte biz, işte YKS sonuçları.
Abdulbaki Değer