‘Müslüman psikologların çıkmazı’ adlı eseri ve benzerlerini kaleme alan Sudanlı psikolog Malik Babikir Bedri zengin bir ailenin çocuğudur ve ailesinin katkılarıyla Beyrut Amerikan Üniversitesinde okur. Okuduğu okulun bahçesine bir kilise kondurulmuştur ve okulun talebeleri bu kiliseye gitmeye özendirilir. Aksi sanılsa da Batı’daki eğitim dinden kopuk değildir. Manevi bağlara az çok önem verir ve dikkat ederler. Ahmet Cevdet Paşa’nın kızı Fatma Aliye hanımın kızı Zübeyde İsmet’in hikayesi meşhurdur. Fransız misyoner okullarında Hıristiyan yapılır ve Fransa’ya celp edilerek izi kaybettirilir. Bilahare izi Cezayir’de bulunur ve hikayesi ailesi için tam bir dram haline gelir. Annesiyle irtibatı kesilir. Bazen zıt etki ile birlikte tersi durumlar da vakidir. Sözgelimi Sudanlı psikolog Malik Babikir Bedri Beyrut Amerikan Üniversitesi idarecilerinin dini mobbing uygulamaları karşısında kütüphaneyi kendisine siper eder. Kendisini okumaya verir, dini konuları araştırmaya başlar. İslam hakkında daha detaylı bilgiler edinerek misyonerlik faaliyet ve telkinlerine karşı kendini sağlama alır. Misyonerlerin çaktırmadan yaptıkları dini telkin elbette dürüst bir davranış değildir. Mecazen manevi ihtilasa yani aşırmaya girer. Lakin Müslüman çocuklarına da okullarda manevi bir atmosfer sağlanmalıdır. Bu da onları cami ve çevresiyle tanıştırmakla ve buluşturmakla mümkündür.
Elimde bir mürebbinin ve müzekkinin yani eğitimcinin hayatına dair bir kitap var. Kitabı oğlu kaleme almış. Mübalağaya düşmeden babasının hakkını vermiş. Yarı otobiyografik bir ürün sayabileceğimiz kitabın üslubu ve dili çok çekici. Aynı zamanda didaktik bir üslup. Dr. Muhyiddin İbni Muhammed Avvame tarafından kaleme alınmış. Babası Muhammed Avvame’yi anlatıyor. Muhammed Avvame Haleplidir ve klasik eğitim sisteminden modern eğitim sistemine geçiş döneminin kuşakları arasındadır. Mürebbisi ve müzekkisi Abdullah Siraceddin’dir. Onunla 50 yıl hemhal olmuştur. İkincisi ise Muhammed Zahid el Kevseri’nin akılda kalan tek talebesi olan Abdulfettah Ebu Gudde’dir. Zahid el Kevseri’den kendisine intikal eden notlandırılmış bazı kitapları talebesi Muhammed Avvame’ye hediye eder. Böylece gönlünü hoş eder ve kazanır. Bunlardan birisi de Nasbu’r Raye adlı eserdir. Muhammed Avvame Abdulfettah Ebu Gudde ile tam 40 yıl beraber olmuş ve onların çığırını takip etmiştir.
Eski tarzdan yeni tarza geçilmesiyle birlikte yani klasik eğitim modelinden ve formundan yenisine geçildiği sırada ya da Şabaniye Medresesinden resmi şer’i lise olan Hüsreviye’ye geçilmesinin üzerine talebeler üzerindeki manevi havanın dağılacağından endişe eden Abdullah Siraceddin ile Abdulfettah Ebu Gudde ikilisi buna çare ve tedbir düşünürler. Akıllarına şöyle bir çare gelir. Talebelere ikindi ile akşam arasında özel dersler vermek. Bunun için de manevi atmosferi yüksek olan bir mekanın seçilmesi önem arz etmektedir. Talebelerin manevi olarak gıdalanabilecekleri ortam, cami ile iç içe olmalıdır. Eski Halep bölgesinde yer alan Camii Hamavi’yi seçerler. Böylece resmi okulda eksik kalan husus özel ve manevi ortamla tamamlanacaktır. Bu suretle ruhi boşluk ve manevi boşluğun kaldırılmasına ve kalmamasına özen gösterirler. İslam şehrinin çıkış, kalkış veya merkez noktası ulu camilerdir. Keza talebe ve mümin kimselerin de hayatlarının merkezinde cami ve cemaat yer almalıdır. Camiler hem yatay hem de dikey buluşma ve kaynaşma noktasıdır. Ali Tantavi’nin Emevi Camii ile ilgili kitabında da yer aldığı gibi camiler kulun Allah’la buluştuğu özel mekanlardır. Mümin her zaman Allah ile birlikte olabilir. Lakin cami buna lahuti bir hava ve boyut katar. Manevi çağrışımlar yapar. Yine camilerde müminler hayat yolunda Allah’a giden dostlarla buluşur ve kaynaşırlar. Es seyrü ilallah sırrınca Allah’a doğru rıhlete çıkarlar. Cami hem ibadet hem de ilim merkezidir. Muhammed Avvame ve arkadaşları Halep’teki Hüsreviye Medresesine giderken kendilerini Hamavi Camii’nin manevi atmosferine teslim ederler ( Safahat Müdie min Hayati Seyyidi el Valid el Allame /Muhammed Avvame,s: 18/19. Daru’l Hadis el Avvamiye. Durban, Güney Afrika).
İmam hatiplerle endişeleri olan muhtelif cemaatler de manevi eksiklikleri bu yolla ve bu tarzla tamamlayabilirlerdi. Aynı yola ve yönteme başvurabilirlerdi. Abdulfettah Ebu Gudde ile Abdullah Siraceddin’in yolunu takip edebilirlerdi. Bu durumda iki taraf da birbirinden istifade eder ve hiçbiri diğerinden mahrum kalmazdı. Kaynaşma da sağlanırdı. Elbette biz şimdi vakti geçmiş bir temenni ve dilekte bulunuyoruz.