Bir görüşme sırasında ekonomi programının ilkelerinin neler olduğunu soran gazeteciye Ekonomi Bakanı üç kelimelik kısa bir cevap vermişti: İstikrar, güven ve sürdürülebilirlik. Bu üç kavramı farklı ortamlarda ve alanlarda bazen ayrı ayrı bazen de birlikte sık sık duymaktayız. Gerek ekonomide gerek sosyal hayatta gerekse yönetimin her alanında bu üçlünün uyum içinde gitmesinin hedeflere ulaşma yolunda uygulayıcılara büyük katkı sağladığı iddia edilmektedir. Bunların içinde en dikkat çeken ve günümüzde de her alanda kendine yer bulan kavram sürdürülebilirlik kavramıdır.
İhtiyaçtan doğan bu kavram daha çok insan hayatını kolaylaştırmak ve muhtemel zararları önleyip faydayı artırma çabası olarak tanımlanabilir. Literatürde ise en net ifadeyle ihtiyaç duyulan bir durumun taviz verilmeksizin karşılanması olarak kendine yer bulmuştur. Bu kavram ekonomi, çevre bilimi, sosyoloji, yönetim gibi alanlarda yaygın olarak kullanılsa da son yıllarda eğitimde de sıkça tartışılır hale gelmiştir. Eğitimde sürdürülebilirlik ise öğrenciyi merkeze alan, uzun soluklu, katılımcılığın benimsendiği, bilinçli ve planlı bir değişim ve dönüşüm süreci olarak tanımlanmaktadır.
Eğitim sistemimizde bu yıl uygulamaya konulan bazı değişikliklerin bu çerçevede gerçekleşmesi beklenmektedir. Milli Eğitim Bakanlığına bağlı tüm okullarda eğitim öğretim yılının başlamasıyla milyonlarca öğrenci ilk defa milyonlarcası da yeniden eğitim öğretim ortamına girdi. Kısaca okul ortamı diyebileceğimiz bu dönem her öğrenci için farklı anlamlar taşımaktadır. Kimi için yeni bir hayat, kimi için yeni bir süreç, kimi için yeni bir sosyal ortam, kimi için belki de içinde olmaktan çok fazla memnun olmadığı bir dönem. Her ne olursa olsun eğitim toplumlar için kaçınılmaz bir olgu olup bunun doğru bir şekilde sürdürülmesi elzemdir. Bu bağlamda istikrar, güven ve sürdürülebilirlik sadece ekonomi programları için değil eğitim programları için de olmazsa olmazlardandır.
Okula Devam Devam Etmeli
Yukarıdaki tanımlardan da anlaşılacağı gibi eğitimde de birçok alanda değişim ve dönüşüme ihtiyaç duyulan ve taviz vermeden devam ettirilmesi gereken bazı değişikliklerin veya yeni sayılmayan ama yeniden yapılmasına ihtiyaç duyulan uygulamaların gerekliliği hissedilmiş. Bu senenin önemli uygulamalarından birisi de devam konusunun daha ciddi takip edilecek olması, bu konuda gerekli önlemlerin alınmasına dikkat edileceği ve bunun istikrarlı bir şekilde sürdürüleceğidir. Bir işte istikrar kadar güven ve bir o kadar da sürdürülebilir olmak oldukça çaba isteyen, sonunda başarının elde edilebilme ihtimalinin yüksek olduğu uzun soluklu bir süreçtir.
Eğitim boyutuyla da değerlendirildiğinde bir öğrenci açısından okul devamı demek eğitime bağlı olmak, eğitimden kopmamak ve zihnini ve bilgisini eğitimle canlı tutmak demektir. Her ne kadar veli ve okul yönetimi için okulda bulunan öğrenci devam etmiş öğrenci olarak kabul edilse de pedagojik açıdan fiziki olarak okulda bulunmanın tek başına bir öğrenci için eğitim öğretimin tam anlamıyla gerçekleştiği anlamına gelmediğini unutmamak gerekir.
Öğrencinin okuldaki zamanını verimli geçirmesi her zaman mümkün olmayabilir. Ancak eğitim ve öğretim açısından bakıldığında okulu tek başına bilgi yüklenilen bir yer ve öğretmeni de bilgiyi transfer eden bir yükleyici olarak görmek ne kadar doğru? Bunlar elbette önemli ancak tek başına yeterli değil. Bunların yanında öğrenci açısından okul sosyal ve moral değerleri fiziki ve sosyal ortamda bilinçli ve verimli alabildiği bir yer olmalı. Bu konuda öğretim programlarının güncellendiğinin farkındayız. Bu programların uygulayıcılarının da yeterli bilgi ve beceriye sahip olması gerektiğini de vurgulamaya gerek yok.
Telefonlu veya Telefonsuz Eğitim
Bu senenin bir diğer önemli uygulaması da cep telefonlarının dersliklerden uzak tutulmasıdır. Her ne kadar yapılan araştırmalar teknoloji kullanımının eğitimin hızı ve kalitesini artırdığı sonucuna varsa da etkili ve yerinde kullanılmayan teknolojinin zaman dışında beraberinde birçok değeri de götürdüğüne toplum olarak üzülerek birlikte şahit olmaktayız. Dersliklerde izinli veya izinsiz kullanılan cep telefonlarının eğitim dışında birçok farklı amaçlara hizmet ettiğinin herkes farkında. Teknoloji bağımlılığının küçük yaşlara kadar indiği ülkemizde bu uygulamanın yerinde alınmış bir karar olduğunu, tam uygulandığında da etkisinin pedagojik ve sosyal açıdan görülebileceğini söyleyebiliriz.
Disiplin, sınıf yönetimi, iletişim, moral, değer, eğitim gibi başlıklarla iç içe olan sosyal medya bağımlılığı ve teknoloji obezliği maalesef eğitim ve öğretimde istenilen hedeflere ulaşmayı engellemektedir. Bu bağımlılık kullanıcılarda zihinsel kirliliklere ve fiziksel kayıplara yol açmakta ve toplumda birçok ahlaki ve kültürel bozulmalara neden olmaktadır. Belki de en önemli kayıp en değerli hazinemiz olan zamanın bilinçli veya bilinçsiz olarak amacı dışında tüketilmesidir. Dersliklerde cep telefonu kullanımının sınırlandırılması demek teknoloji kullanımının göz ardı edilmesi anlamına gelmemektedir. Okullarımızda var olan teknolojik ve dijital altyapının etkin ve yerinde kullanılmasının ülke kaynaklarının verimli kullanılması açısından ne kadar değerli olduğunu da vurgulamadan geçmemeliyiz.
Bütün bu uygulamaların sürdürülebilir olması için elbette uzun soluklu, planlı, bilinçli, özverili bir çalışma gerekmektedir. Yani bu sürecin verimli işleyebilmesi demek sadece öğrencinin değil tüm paydaşların bir bütün halinde hareket etmesi demektir. Kısaca eğitimde sürdürülebilirliği ne kadar sürdürebileceğiz? Zaman gösterecek…