Sabah erkenden yola çıktık. Yolumuz uzun. Elbette bizi bekleyen yeni bir ülke, görmeyi düşündüğümüz ve düşlediğimiz yerler ve bir sürü bildiğimizi sandığımız bilinmezlikler. Bu düşüncelerle bekleme, indi, bindi, transfer derken bir günümüzü alan bir yolculuk. Önce Ankara’dan İstanbul’a daha sonra da Tokyo’ya gitmek için hazırlıklarımızı tamamlamış olarak yola koyulduk. Uzun bir uçak yolculuğundan sonra nihayet Tokyo Narita Uluslararası Havalimanına indik. Ankara’dan yola çıktığımızda sabah idi. Tokyo’ya ulaştığımızda ise yeni bir sabah olmuştu. Her yerde olduğu gibi pasaport gümrük işlemlerinden sonra otelimize gitmek için yola koyulduk. Otele vardığımızda öğlen 12 olmuştu. Odalarımız belli olmasına rağmen saat 15’ten önce giriş yapamayacağımız söylendiğinde yorgunluğumuz bir kat daha arttı. Bir an önce odamıza girip öğleden sonraki program öncesi biraz rahatlamanın hayalini kurarken kendimizi bekleme salonunda beklerken bulduk. Yorgun olduğumuzu, uzun yoldan geldiğimizi söylesek de resepsiyon görevlileri kurallara göre hareket etmemiz gerektiğini gayet güler yüzlü ve sakin ve kibarca ifade ettiler.
Yol yorgunuyduk, gece ile gündüzün birbirine karıştığı farklı coğrafyalardan geldiğimiz için herkesin yaşadığı Jet Lag’in semptomları baş göstermeye başlamıştı. Yine de üç saatten fazla bir süreyi de otelde oturarak geçirecek halimiz yoktu. O yorgunluğa rağmen hafif bir yağmurlu Tokyo sabahında sıcak bir şeyler içerek hem yorgunluğumuzu atmak hem de şehre ısınmak için bari biraz dolaşalım dedik. Tapınakların bol olduğu ara sokaklardan geçerek bir yerlerde oturup bir şeyler içtik. Yolculuk boyunca o kadar saat oturmanın üzerine biraz yürümek iyi gelmişti. Otelde karşılaştığımız kurallara bağlı bir hayatın yağmur eşliğinde sokaklarda da yaşandığını gözlemlemeye devam ettik.
Evet Japonya bir kurallar ülkesi. Her şeyin kuralına göre işlediği, yapmayı planladığınız her türlü iş ve görüşmenin önceden planlanması gereken bir ülke. Bu konuda da oldukça hassaslar. Katıldığımız resmi ve gayri resmi toplantılarda bu kuralın işlediğine şahit olduk. Bazen fazla kuralcı olmak anlık yaşanan sorunları çözmede zorlanmalarına sebep olabileceği söylense de her şeyin belli bir nizam içerisinde işlemesi pek çok başarıyı da beraberinde getirdiği aşikar. Bu yüzden yaşadığı atom bombası felaketi ve ikinci dünya savaşı sonrasındaki zor günlerden sonra ekonomi, sanayi, sağlık, şehirleşme ve pek çok alandaki gelişmişlik düzeyi ile dünyanın önde gelen ülkelerinden biri olma başarısını göstermiştir. Bu başarılara yenilerini katarak ilerlemesini sürdüren bir ülke.
37 milyonluk bir şehir olan Tokyo’nun 6 milyonluk Ankara’dan çok daha planlı olduğu dikkatinizden kaçmaz. Durakta, markette, restoranda insanların bir plan ve program dâhilinde hayatlarını sürdürdükleri, kuyrukta beklerken nasıl nizami bir şekilde beklediklerini görmenin sizi şaşırtmadığı bir şehir. Günde 30 milyon insanın raylı sistem kullandığını duyduğunuzda hemen aklınıza bulunduğunuz şehir gelir. Her sabah beş kilometrelik ev ve okul arasındaki yol için trafikte bir saate yakın vakit geçirdiğinizi düşününce bu duruma elbette şaşırırsınız. Tokya trafiğinde ilerlerken belli noktalarda bulunan trafik ışıkları dışında beklemenin hemen hemen olmadığını, bütün şehrin metro ve köprülerle donatıldığına şahit olursunuz. Şehir planlamasının üst düzeyde olduğu, iş, yaşam, eğitim, eğlence gibi alanların oldukça işlevsel olarak kullanıldığı bir şehir. Sokakların oldukça temiz ve bakımlı olması, boş alanların yeşil olması için birbiriyle yarıştığı bir başkent.
Sahip olduğu nüfusa oranla sokakta görmek istediğiniz araç sayısı oldukça sınırlı. Ara sokaklar dahil ana caddelerde park etmiş hiçbir arabaya rastlayamazsınız. En azından bizim birkaç günlük gezi tecrübemizde biz göremedik. Her yerde var olan ücretli otopark veya binalardaki asansörlü otoparklarla bu sorunun çözüldüğünü gözlemleyebilirsiniz. Dünyada önemli otomobil markalarının ve fabrikalarının bulunduğu bir ülkenin başkentinde çok fazla otomobil de göremezsiniz. Görseniz de araçların genellikle küçük olduklarını fark edersiniz. Her şeyin minimalist yaşandığı bir şehir Tokyo.
Neden araç sayısının bu kadar çok olmadığını merak edip internette kısa bir araştırma yaptım. Pınar Pinzuti’nin Daniel Knowles’ın Carmageddon: How Cars Make Life Worse and What to Do About It adlı kitabından alıntı yaptığı Tokyo, otomobilsiz metropol adlı makaleyi okuduğumda şehrin neden bu kadar düzenli, insanların neden otomobilsiz hayatı tercih ettiğini daha iyi anladım. Yazıda dikkatimi çeken bizdeki gibi herkesin araba sevdalısı olmadığıdır. Yani istese de en azından Tokyo’da olamayacağıdır. Çünkü şartlar sizin araç sahibi olmamanız için sizi zorluyor. Araba alabilmek için öncelikle park yeriniz olduğunu kanıtlamanız gerektiğini öğreniyoruz. Garaj sertifikası, polis onayı gibi şartları sağladıktan sonra küçük araçları tercih edebileceğinizi de unutmamanız gerektiğini unutmayın. Küçük araç küçük garaj gerçeği ile hareket etmelerinin sebebi uygulanan sıkı cezai uygulamalar. Evet sokaklarda günün hiçbir saatinde park etmiş arabalara rastlayamazsınız. Ara sokaklarda dolaşırken evlerin giriş katlarında iki veya üç araçlık asansörlü otoparkların olduğunu görmüştük.
Şehirde dolaşırken dikkatinizi çeken diğer önemli bir nokta da etrafta çöp kutusu veya çöp tenekelerinin olmaması. Elimizdeki en küçük bir çöpü bile atacak yer bulamayıp cebimizde tutmak zorunda kaldığımız çok anlar olmuştur. Buna rağmen sokakların temiz olması da dikkatinizden kaçmıyor. Sokaklarda çöp kutularının olmamasını ister daha önce yaşanan terör saldırıları, ister çöp toplama işinin getireceği kamusal maliyet olarak düşünün insanlardaki temizlik alışkanlığı, çevreye ve şehre sahip çıkma hassasiyetini görmek açısından farklı bir yer Tokyo.
Kısaca Tokyo’da bulunduğumuz kısa süre içerisinde Tokyo’nun sahip olduğu fiziki şartlar gereği planlama, mimari, insan yaşamı gibi konularda minimalist yaşam felsefesini yaşatmaya çalıştığını gördük desek fazla abartmamış oluruz. Amacımız çöpsüz üzüm aramak değil. Şehir olarak, yaşam olarak uygun bulmadığımız örnekler de var. Biz yine de bu konunun farklı boyutlarla ele alınması ve derinlemesine bir analiz yapılması gerektiğini hatırda tutarak şimdilik Tokyo ile ilgili anlatacaklarımızı bu satırlarla sınırlı tutalım.
TOKYO, Haziran, 2025
İsmail ÇAKIR
ismcakir@yahoo.com