Genel anlamda dünyada en fazla genç nüfusa sahip ender ülkelerden biriyiz. Okul çağındaki Genç nüfusumuzun toplam nüfusa oranı %16’sı civarındadır. Sadece ilköğretim ve orta öğretim öğrencilerimizin sayısı 18 Milyonu aşmış olup, bu rakam bazı ülkelerin toplam nüfusunun kat kat üstündedir. Buna 8 Milyon civarındaki üniversite öğrencilerimizi de ilave edersek toplam nüfusumuzun %32’si sadece öğrencilerden oluşmaktadır. Böylesine bir gençliği sahip olmak; eğitimini, öğretimini ve terbiyesini güzel yapabilen ülkeler için çok büyük bir hazine olduğu gibi; amacı ve ilkesi belli olmayan eğitim sistemi ile kontrolsüz internet kullanımının, şiddeti körükleyen, aile yapısını tehdit eden ahlaki erozyonu manevi tahribatı körükleyen, cinsel içerikli magazin programlarının, ölüm, intihar ve cinayet haberlerinin gölgesinde yetişen gençlik ise her zaman patlamaya hazır bir bomba gibi içimizde yaşamaktadır.
Ne yazık ki, senelerin geçmesine, zamanların tükenmesine rağmen gençliğimizi bunalıma sürükleyen sorunlar için kalıcı çözümler üretilmemektedir. Öğrencilerimizin en büyük sorunu eğitimde amaçsızlık ve mefkûresizliktir. Hangi tip insan yetiştirmek istediğimiz bilinmemekte, yetiştirilmek istenen insan modeline uygun bir eğitim felsefemizin bulunmamaktadır.
Okullarımızda çocuklarımızın nitelikli eğitim alamamaları, eğitimde fırsat eşitsizliği, öğrenci seçme sistemindeki adaletsizlikler, eğitimin kademelendirilmesinde ve kademeler arası geçiş sınavlarındaki yaşanan aksaklıklar, lise türleri arasındaki başarısızlık farkı, eğitimin içeriğinin ve müfredatın, hayatın gerçekleri ve toplumun ortak değer yargıları ile uyuşmaması, nitelikli öğretmen yetiştirme ve öğretmen istihdamında planlı bir politikamızın olmaması, yönetici atamalarında liyakat ve adaletin devre dışı bırakılması, kayırmacı sistemden vaz geçilmemesi, öğretmenliğin gelir getirici meslek grupları içinde yer almaması, bölgeler arasındaki dev avantajlı durumun giderilememesi gibi eğitimin pek çok noktasındaki devasa sorunlar çözüm beklemektedir.
Eğitim sistemimizin amacı ahlaki açıdan temiz, bilgi yönünden donanımlı, seciye bakımından karakterli, milli ve medeniyet değerlerine bağlı nesil yetiştirmek olması gerekirken, sistem sadece sınavlara hazırlık, bilgilendirme ve öğretme aracı olarak kullanılmaktadır. Eğitimin her kademesinde akademik eğitime ağırlık verilirken; ahlak, terbiye ve karakter eğitimine yer verilmemektedir. Fırsat eşitliği olmayan eğitim sistemi ile sınavlar yoluyla yapılan elemeler ve yönlendirmeler, yeni eşitsizliklere ve adaletsizliklere yelken açmaktadır.
Ahlak ve terbiyeden mahrum yetişen gençler oyun ve eğlencenin, sigara, alkol uyuşturucu gibi madde bağımlılığının etkisinde; kimliksiz, kişiliksiz, ahlâksız, kültürsüz ve medeniyetsiz yetişmekte; aile bağlarımız kopmakta, birlik, beraberlik ve dayanışma ruhu giderek zedelenmektedir. Bu sebepledir ki devletin istatistikî verilerine ve yapılan akademik çalışma sonuçlarına göre Türkiye’de alkol, uyuşturucu kullanma ve sapkın düşme yollara yaşı 12’ye kadar inmiştir. Gayri meşru yaşama biçimleri yaygınlaşmaktadır. Gayrı meşru çocuk sayısı büyük artış göstermiştir. Toplumsal değerlerdeki çözülmeye bağlı olarak aile yapısında, toplumda ve devlette çözülme, rüşvet, yolsuzluk, hırsızlık, şiddet, haksızlık, adaletsizlik ve liyakatsizlik artmaktadır.
İnsanın yaradılış durumu, psikolojik, biyolojik ve ruhsal konumu dikkate alınmadan eğitim sisteminde denenen yapısal değişiklikler sisteme güveni zedelemekte, çocuklarımızın geleceğini olumsuz etkilemekte istikbale matuf hayallerini yıkmaktadır. Milli Eğitim Temel Kanunu’nda belirlenen temel amaç ve ilkeler gençlerimizin dünyası ile ahretini birlikte kucaklayamadığı, onların ruh yapısında olumlu değişiklikler meydana getiremediği için sistem sorun çözme yerine sorun üretmektedir.
Bir asırdan fazla zamandır dayatılan amaçsız, ilkesiz ve ruhsuz eğitim sistemi ile öfkeler kontrol altına alınamamakta, şiddet, taciz artmakta, sigara, alkol ve madde bağımlılığının yolu ilkokullara kadar uzanmaktadır. Aile içi terbiye ve disiplin sağlama da yetersiz kalınmakta, sosyal iletişim becerileri giderek zayıflamaktadır. Kontrolsüz internet kullanımı, cinsel içerikli programlar, şiddet konulu film ve diziler, aile yapısını yozlaştıran magazin, ölüm, intihar, cinayet haberlerinin pervasızca yayınlanması ahlaki erozyonu ve manevi tahribatı körüklemektedir.
Eğitim-öğretim beşikten mezara kadar devam eden bir süreçtir. İnsan ise doğumundan ölümüne kadar hayatının her safhasında eğitime, öğretime muhtaç bir varlıktır. Eğitimde karşımıza çıkan en önemli sorunların başında toplumun milli, manevi ve ahlaki değerleri ile uyumlu, toplumsal sorunları çözüme kavuşturacak, beşikten mezara kadar eğitim politikalarına ve eğitim uygulamalarına yön verecek toplumların, inançlarını, örf, adet, gelenek ve göreneklerini, tarihi geçmişini, gelecek tasavvurunu, hatta iklim ve coğrafi durumlarını dikkate alacak bir eğitim politikamızın ve felsefi bir yaklaşımımızın olmaması gelmektedir. Çünkü “eğitim felsefesi” eğitim çalışmalarına ve eğitim uygulamalarına yön veren bir disiplindir; insanların hangi amaçlar ve ilkeler doğrultusunda nasıl yetiştirileceğini belirleyen bir yol haritasıdır.
Bütün bu sorunların üstesinden gelebilmek için öncelikli yapılması gereken şey eğitimin tüm paydaşları ile birlikle eğitim felsefemiz belirlenmelidir. Oluşturulacak eğitim felsefesi ile “Nasıl bir insan” yetiştirmek istediğimizin profili çizilmelidir. Eğitim-öğretimde yapılacak tüm etkinlikler, müfredatlar, yöntem ve teknikler, velhasıl eğitimde kullanılacak tüm enstrümanlar söz konusu amaca yetiştirilmek istenen insanın sahip olması gereken donanımlara göre belirlenmelidir. Sistem sınav odaklılıktan çıkarılmalı, ölçülenin öğretildiği bir sistem yerine öğretilenin ölçüldüğü bir sisteme dönüştürülmelidir. Hepsinde önemlisi eğitim- öğretimin baş aktörü olan öğretmen yetiştirme ve öğretmen istihdam politikamız milli bünyemize uygu hale getirilip, derhal hayata geçirilmelidir.
Bu yazıya önümüzdeki hafta devam edeceğiz.