Bugün 4 Şubat 2025 İskilipli Atıf Hocanın İdam edilişinin 99. Sene-i devriyesidir. Kendisine ve kendisi ile birlikte idam edilen Babaeski Müftüsü Ali Rıza Efendiye Allah’tan rahmet diliyorum. İskilipli Atıf Hoca kimdir? Nasıl ve niçin idam ediliştir?
İskilipli Atıf Hocanın babası Akkoyunlu aşiretinden Hasan Kethüda oğlu Mehmed Ali Ağa’dır. Annesi Mekke’den göç eden Ben-î Hattab aşiretinden Nazlı Hanım’dır. 1875 yılında, Tophane (Toyhane) köyünde doğmuştur. DahaAltı aylıkken öksüz kalmış olan Mehmed Atıf, dedesi Hasan Kethüda’nın himayesinde yetişmiştir.
İlk olarak köyünün hocasından başladığı tahsiline 1891 yılından itibaren 2 yıl süreyle İskilipli Abdullah Efendi’den fıkıh ve tefsir dersleri alarak devam etmiştir. Nisan 1893’te İstanbul’a gelerek medrese tahsiline başlamış, 1902’de medrese tahsilini tamamlayarak icazetini almıştır. Aynı yıl müderrislik imtihanı kazanarak, Fatih medresesine müderris olmuştur. Bir taraftan müderrislik yaparken, diğer taraftan Darülfünun Üniversitesi’ne devam ederek Darülfünun ’un İlahiyat bölümünden mezun olmuştur. Bilahare de İstanbul Kabataş Lisesine Arapça öğretmeni olarak atanmıştır.
Medreselerin ve müderrislerin sorunları ve çözüm önerileri ile ilgili hazırladığı raporu Meşihat-ı İslamiye (Şeyh’ül İslamlık) Dairesine sunması üzerine ittihatçı zihniyetin çıkarlarına dokunduğu için Şeyhülislamlık makamına şikâyet edilmiş Şeyhülislam Mehmet Cemalettin Efendi tarafından Bodrum’a sürülmüş Oradan da Kırım’a gitmiştir. II. Meşrutiyet’in ilânından bir hafta önce İstanbul’a dönmüş, 1910’da medâris müfettişliğine getirilmiştir. Bu arada Sebilürreşad ve Beyanülhak’ta. Donanma Cemiyeti yararına kaleme aldığı Nazar-ı Şeriatte Kuvve-i Beriyye ve Bahriye’nin gerekliliği adlı eseri dolayısıyla takdirnameye layık görülmüştür.
31 Mart Vak‘ası’nda bir hafta süreyle tutuklu kalan Atıf Hoca, Mahmud Şevket Paşa’nın öldürülmesi (1913) olayına karıştığı iddiasıyla 5,5 yıl süreyle Sinop’ta 1,5 yıl da Çorum’a bağlı Boğazlıyan ve Sungurlu’da sürgün hayatı yaşamıştır. Daha sonra yanlış anlaşıldığının ve her iki olaydan da suçlu olmadığının resmi makamlarca beyan edilmesi üzerine geri İstanbul’a gelmiştir. Bundan sonra dört yıl görev alamayan Atıf Hoca, önce müderrisliğe avdet etmiş, sonra da 1 Ocak 1919’da Dârü’l-Hilâfet’il-Aliyye Medreseleri İptidai Dahil Medresesi Umum müdürü olarak atanmıştır.
İskilipli Atıf Hoca, körü körüne Batı taklitçiliğinin toplumu uçuruma sürüklediğine, şapka üzerinden Müslümanların kılık-kıyafet ve kültürel açıdan Gayri Müslimlere benzemesinin caiz olmadığına dikkat çekmek amacıyla Frenk Mukallitliği ve Şapka” adlı kitabı kaleme almış ve kitabı Maarif vekaletinin izniyle 12 Temmuz 1924’te yayımlamıştır. Ayrıca bu kitap sayesinde kendisi takdirname ile ödüllendirilmiştir.
Şapka İktisası Hakkındaki kanunu ise 25 Kasım 1925’te çıkarılmıştır. Kitabın yayınlanmasından 1 buçuk yıl sonra yürürlüğe giren Şapka İktisası Hakkında ki Kanun’a muhalefetten dolayı da 7 Aralık 1925’te tutuklanmış ve Ankara İstiklâl Mahkemesi tarafından Giresun’a gönderilmiştir. Ankara İstiklâl Mahkemesi tarafından Of, Erzurum, Rize vb. yörelerdeki hareketlenmelerin Atıf Hocanın yazdığı eser ile ilgili olup olmadığı araştırılmış, söz konusu eserin ilgili kanunun çıkmasından yaklaşık 1,5 yıl önce yazılmış olması ve suçun sübut bulmaması sebebiyle Giresun’da berat etmiş olmasına rağmen serbest bırakılmayarak İstanbul’a götürülmüştür.
Daha sonra İstanbul’dan Ankara’ya getirilen İskilipli Atıf Hoca Şapka Kanunu’ndan 1,5 yıl önce bastırılan ve Maarif Vekaleti tarafından ödüllendirilen “Frenk Mukallitliği ve Şapka” isimli kitabı sebebiyle şapkaya muhalefetten dolayı hukuk geriye işletilerek, 26 Ocak 1926 tarihinden itibaren Ankara istiklal mahkemesinde tutuklu olarak yargılanmaya başlamıştır. Savcı Necip Ali tarafından 3 yıl hapsi istenmiş ve kendini müdafaa etmesi için 1 gün süre verilmiştir. Ertesi gün Mahkeme huzurunda savunmadan vaz geçtiğini ifade etmesi üzerine; başkanlığını Kel Ali (Çetinkaya), üyeliklerini Kılıç Ali ve Reşit Galip’in yatığı hakimler tarafından yargılanmış savcı tarafından istenen 3 yıllık Cezası İdama çevrilerek 4 Şubat 1926’da Ankara’da eski meclis binası yakınlarındaki Karaoğlan Çarşısı’nda Babaeski müftüsü Ali Rıza Efendi ile birlikte idam edilmiştir. Oysa ki, şapka kanunu çıkmadan bir hafta öncesinde mahkeme salonuna şapka ile giren birisi şapka giydiği için tekme tokat merdivenlerden yuvarlanmıştır.
İskilipli Atıf Hoca bilim, fikir ve sosyal alanda yaptığı icraatlarla kendini göstermeye başladığı andan itibaren, Onun hayatı soruşturma, kovuşturma, sürgün ve mahpushanelerde geçmiş ve en sonunda idamla noktalanmıştır. Atıf Hocaya reva görülen çileli bir hayat sadece Atıf Hocayı değil eşi Zahide hanımı ve Kızı Melahat hanımı da derinden etkilemiş, babasının evden alınışından etkilenen kızı Melahat Hanımın akli dengesi bozulmuş ve hayatı boyunca bu durumdan kurtulamamıştır.
Şunu ifade etmek isterim ki, 7 Mart 1925 ten itibaren halkın gönlünde taht kurmuş hocaların, ilim adamlarının halli için Ankara’da kurulan İstiklal mahkemesinde bir yıl içinde 256 dava sonuçlandırılmış ve 1669 sanık yargılanmıştır. Bunlardan başta İskilipli Atıf Hoca olmak üzere 128’i idam, 50 si sürgün olmak üzere toplam 669 sanık 3000 yıl cezaya çarptırılmıştır.
İskilipli Atıf Hoca Başkanı olduğu Teali-i İslam Cemiyeti’ne atfedilen ve Kuvay-ı Milliye aleyhine çıkarılan İngiliz ve Yunan uçaklarından atılan beyannameyi tekzip ettiğini ve cemiyetin bildirisine karşı çıktığını Vakit gazetesinde çıkan bir yazısı ile belgelemesine, bu konuda hakkında açılan davadan Giresun’da yargılanıp, beraat etmesine rağmen, idam edilme sebebinin Frenk Mukallitliği ve Şapka” adlı eseri değil de sağlığında İttihatçıların yaptıkları gibi onların artıkları tarafından “ Onu idama götüren sebebin Türkiye Cumhuriyeti’nin yenilik ve ilerlemesine karşı çıkmaktan “Milli Mücadelenin karşısında duran, “İngiliz Muhipler Cemiyeti” ne üye ve işbirlikçi olmaktan yargılanan bir vatan haini gibi takdim edilmeye çalışılması tarihin yanıltılmasından ibaret hezeyandan başka bir şey değildir.
Oysaki İskilipli Atıf Hoca İzmir’in işgal edilmesine ilk karşı çıkan ve yurdun her sathında işgalcilere karşı mücadele verilmesi için hazırlanan beyannamenin altında imzası bulunan gerçek bir vatanperverdir. İngilizler tarafından Anadolu’nun işgaline direnen milislere karşı Teala-i İslam Cemiyetinin adı kullanılarak hazırlanan İngiliz ve Yunan uçaklarından atılan fetvaya karşı duran, Batı karşısında iman ve İslam çizgisinde galibiyet arayan büyük mücadele önderidir. Atıf Hoca İngilizlerin teşvikiyle Kuvayı Milliye aleyhine verilen fetvalara karşı bildiri yayımlayan gerçek bir vatanperverdir. Müslümanların; kılık-kıyafet ve kültürel açıdan Gayri Müslimlere benzemesini caiz görmeyen Atıf Hoca nasıl olur da vatanın İngilizler ve Yunanlar tarafından işgal edilmesini caiz görebilir?
Hiç şüphesiz Atıf Hocanın yargılanma süreci skandallar zinciri ve hukuk garabetleriyle doludur. 1. Skandal; İskilipli Atıf Hoca’nın Şapka Kanunu’nun çıkmasından 1,5 yıl kadar önce bastırdığı kitapçıktan yargılanıp idama mahkûm edilmiş olması, 2. Skandal ise bir gün önce Savcı Necip Ali tarafından 3 yıl ağır hapis cezası istendiği halde; İskilipli Atıf Hoca’nın 3 yıllık cezasının mahkeme başkanı tarafından son anda idama mahkûm edilmiş olmasıdır. Böylece hem bir kanunun geçmişe doğru işletilmesi gibi temel bir hukuk kuralının ihlali, hem de savcının talebinden derece değil, mahiyet itibarıyla “farklı” bir ceza verilerek hukukun da katledilmesidir.
Bugün ülkemizde asker ve polislerin dışında sivil olarak hemen hemen hiç kimsenin giymediği 25 Kasım 1925 tarihinde çıkarılan “Şapka İktizası Hakkındaki Kanunun” hâlâ yürürlükte olması ve Anayasamızın güvencesi altında bir garabet olarak yürürlükte bulunmasının esbabı mucibesini anlamak mümkün değildir.
Şapkanın ana vatanı olan Avrupa’da bile hiç kimsenin rağbet etmediği şapkanın giyilmesi neden bu kadar önemsenmiştir? Şapkanın giyilmesi neden anayasal güvence altına alınmıştır., İskilipli Atıf Hoca, Babaeskili Ali Rıza Hoca gibi yüzlerce ilim adamının idamının gerçek yüzü şapka giymemek midir? Neden bir alimin hayatı bir şapkadan daha ucuz sayılmıştır? Bütün bu acı gerçekleri bu milletin evlatlarının bilme hakkı yok mudur?
Özel olarak İslam alimlerini idam etme, hapse mahkûm etme ve sürgüne gönderme amaçlı kurulan bu mahkemenin kuruluş amacı; sorgulama ve yargılama usul ve esasları TBMM tarafından neden araştırılmaz ve soruşturulmaz?
Aradan 99 yıl geçmesine rağmen bu milletin imanlı evlatlarının yürekleri İskilipli Atıf Hocaya duyduğu muhabbetle çarpmaktadır. İskilipli Atıf Hocanın İsminin kendi memleketinde bir hastaneye, parklara, bahçelere verilmesi ve na’şının İskilip’e getirilmesi elbette önemlidir. Hemşerileri olarak, ivedilikli beklentimiz TBMM tarafından tıpkı Adnan Menderes ve arkadaşları gibi İskilipli Atıf Hocanın da itibarının iade edilmesidir. Fiilen yürürlükte olmayan “Şapka Kanunun” da resmen yürürlükten kaldırılmasıdır.
4 Şubat 1926 Perşembe günü Ulustaki Eski Meclis binasının önüne kurulan idam sehpasında dimdik duran ve “Zalimlerle ve katillerle elbette mahşer günü hesaplaşacağız.” diyerek şahadet şerbetini içen İskilipli Atıf Hoca’ya ve onunla birlikte idam edilen, Babaeski müftüsü Ali Rıza Efendiyi rahmetle anıyorum. Onun kabrinin bulunmasında ve İskilipli hemşerilerine emanet edilmesinde büyük mücadele veren Hatay eski Milletvekili Mehmet Sılay’a Onu bağırlarına basan İskiliplere teşekkür ediyorum.
4 Şubat 2025
Mustafa KIR
O zamanlar da adalet mi vardı. İstedikleri gibi konuşmayan davranmayan herkes idam edildi. Yazınızın her kelimesi ayrı bir değer ayrı bir ders sağolun ellerinize sağlık
Allah razı olsun Mustafa Kır Başkanım.Yaramızı depreştirdin kaşıdın kanattın Allahım haksız yere asılan idam edilen mümin şehitlerçmize gani gani rahmet eylesin
İdam edenlerin cezalarını ateşlerini artırsın Kahhar ismiyle kahretsin..
Bu yazılan lar bilinen katliamlar.. Yaa yazılmayan masum öldürülen müslüman şehitlerimiz Allahım onlara da rahmet etsin.
Kılık kıyafet şapka kanunu mutlaka Anayasamızdan çıkarılmalı..
Bilvesile. Geçte olsa iadeyi itibar yapılmalı
Selam ve sevgimle..