eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Beste GÜLEN

Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Doktora öğrencisi

    Atabetü’l Hakâyık’ta İnsanın Özü

    Yaratılanların en üstünü, en bilgilisi ve en faziletlisi olan varlık; insan. Dünyada zuhur ettiği andan itibaren medeniyet okyanusunda kulaç atarak fersah fersah yol alan ve türlü zorlukları aşan beniâdem. Türkçe Sözlük’te insan sözcüğüne karşılık  “Huy ve ahlak yönünden üstün nitelikli kimse” tanımı yapılmıştır. Çünkü insan olmanın en ehemmiyetli vasıfları iyi huylu ve üstün ahlaklı olmaktır. Velhasılıkelam insan ahlakla bütünleşmiş, adeta yekvücut olmuştur.

    İnsan olmanın özünü unuttuğumuz şu günlerde, acaba bize biçilen bu harikulade niteliklerin kaçına nail olabiliyoruz? Milyarlarca yıldır dönmeye ve değişmeye devam eden dünyanın en gedikli mahlukatı, bu değişimin de ana müsebbibidir. Son zamanlarda eski günleri hayranlıkla yâd eden insan, aslında kendisinin ilk hâline özlem duymaktadır. Olumsuza evrilip değişen ve kötülüklerin gırla gittiği dünyada, her gün onlarca üzücü hadiseyle karşılaşmaktayız. Hepimiz üzülüyoruz, içerliyoruz, ayıplıyoruz, aynı zamanda da kınayıp veryansın ediyoruz. Ama hiçbir zaman kendimizi sorgulamıyoruz, sanki vahim durumlara yol açanların başka canlılar olduğunu düşünüyoruz. İnsan olmanın gereklerini yerine getirmeyi rafa kaldırdığımız için sayısız kötülüğün içinde yer alıyoruz.

    Mademki maziye özlem duyuyoruz, o günlere yeniden dönmek istiyoruz; o zaman her birimiz taşın altına elimizi koymalıyız. İnsan olmanın vasıflarını hak etmeli ve ona göre davranmalıyız. İnsanlığın çekirdeğini oluşturan temellere, doğrulara, iyiliklere; hasılı tüm elle tutulur, gözle görülür niteliklere kucak açmalıyız.

    Bahsi geçen nitelikleri, Türkçenin kadim eserlerinden olan ve Türk-İslam geleneğinin kültür çerçevesinde yazılan Atebetü’l Hakâyık’la yeniden hatırlamak gerektiği kanısındayız. Edip Ahmed tarafından kaleme alınan eserde ana tema “ahlak”tır. Yazar, ahlak konusunu ön planda tutarak okuyuculara bu konuda mühim öğütler vermiştir. Verilen öğütlere kulak asmak ve insan olmanın lüzumlarını yerine getirmek, bizim yararımıza ve hepimizin iyiliğinedir. Bu hususta Atebetü’l Hakâyık’tan alıntılanan nasihatler ve sözlerle insanı tanıtmak ve insanlığın özünü anımsatmak yegâne maksadımızdır.

    İnsan için en güzel süs bilgidir. Bilgili insan kıymetli bir dinar, bilgisiz insan ise değersiz bir akçe gibidir. İnsanın şanı bilgeliktir, âlim bilgi ile yükselir. Bilgiyi ancak bilgili insan arar, kadrini de yine o bilir. Kemiğin özü ilikse insanın özü de akıl ve bilgidir:

    89. süñekke yilig teg erenke bilig

    90. eren körki ʿaḳl ol süñekniñ yilig

    (Kemik için ilik ne ise insan için bilgi odur; insanın ziyneti akıldır, kemiğinki ise iliktir.)

    İnsan, bilginin ve bilgilinin izinden gitmelidir. Ağzından çıkan sözleri farkındalıkla söylemeli, sözün nereye vardığını bilmelidir:

    225. aya dost biliglig izin izlegil

    226. ḳalı sözleseñ söz bilip sözlegil

    (Ey dost, bilgilinin izini takip et; eğer söz söylersen sözü bilerek söyle.)

    Mantık dairesinde düşünülmeden söylenen sözler, yanlış anlaşılmaya sebep olabilir. Ağızdan çıkan her sözün sorumlusu insandır. Sözcükleri tartarak konuşmak, muhatabı kırmamak, gönül yarası açmamak elzemdir:

    139. öçüktürme erni tilin bil bu til

    140. başıḳtursa bütmez büter oḳ başı

    (İnsanı dil ile kızdırma; bil ki ok yarası kapanır, fakat dilin açtığı yara kapanmaz.)

    Dünyada makam ve mevki sahibi olan insanın kendini şaşırmaması, nereden geldiğini unutmaması mühimdir. İnsan kendinden büyük kimselere olduğu gibi küçük kimselere de tatlı dil ile muamele etmelidir. “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.” diyen atalarımız gayet yerinde söylemiştir. Dili tatlılıkla muhafaza etmek ve ağuya bulaştırmamak lazımdır:

    355. uluġ bolduḳuñça tüzünrek bolup

    356. uluġḳa kiçigke sılıġ ḳıl sözüñ

    (Yükseldikçe daha çok yumuşak huylu ol, büyüğe ve küçüğe tatlı dil kullan.)

    Tevazu sahibi olmak, böbürlenmemek ve ululuk taslamamak insanı yücelten esas değerlerdir. Bu çizgide ilerlemek, insanı edep dairesinde yükseltir:

    281. tevazuʿ ḳılıġlını kötrür iḍi

    282. tekebbür tutar erni kemşür ḳoḍı

    (Tevâzu göstereni Tanrı yükseltir, kibirli olanı aşağı atar.)

    İnsan kibir elbisesini giyerse derhal çıkarmalı ve onun yerine tevazu elbisesini giymelidir. Alçak gönüllü olmak, insana her daim kazanç sağlar. Kibirli insana karşı aynı şekilde davranmak, ondan farksız olduğumuzu gösterir. Huyların en iyisi mütevazı olmaktır:

    269. tekebbür ḳamuġ tilde yirlür ḳılıḳ

    270. ḳılıḳlarda eḍgü ḳılıḳ ḳoḍḳılıḳ

    (Kibir bütün dillerde yerilen bir huydur; huyların iyisi, alçak gönüllülüktür.)

    İnsanın açık elli olması, parasını ve malını esirgememesi ona birçok güzel kapı açar. İnsan, sahip olduklarını başkalarıyla paylaşırsa kendisine katbe katı geri döner. Cimrilik kuraklaştırır. İnsan elindekileri çevresiyle bölüşebildiği kadar çoğalır.

    245. aya mal iḍisi aḳı eḍgü er

    246. bayat birdi erse saña sen me bir

    (Ey mal sahibi iyi ve cömert adam; Tanrı sana verdiyse sen de ver.)

    Cömert insan her daim iyi anılır ve etrafındakiler tarafından sevilir. Kendi bu dünyadan göçtüğünde bile adı kalır:

    259. sewilmek tileseñ kişiler ara

    260. aḳı bol aḳılıḳ sini sewdürür

    (İnsanlar arasında sevilmek istersen cömert ol; cömertlik seni sevdirir.)

    İnsan, açgözlülükten kendisini sakınmalıdır. Her zaman daha fazlasını istemek ve doyumsuz olmak, insanlık yolunda kişiyi geriye düşürür. Açgözlü insan dünya malını toplamaya doymaz, kişi ihtiyarlasa bile açgözlülüğü yine dipdiri kalır. Bu durumda “Aza kanaat etmeyen çoğu hiç bulamaz.” düşüncesi öncülüğünde hareket etmek gerekir:

    301. ḥarislıḳ ma erke yawuz ḫaṣlet ol

    302. ḥarislıḳ soñı ġam ökünç ḫaṣret ol

    (Harislik de insan için kötü bir huydur; harisliğin sonu gam, pişmanlık ve hasrettir.)

    Doyumsuzca yaşayan insan, maddi dünyaya bel bağlar, mala ve mülke aldanır. İnsan daha fazla para ve varlık sahibi olma batağına düşerse hırsları onu ele geçirir ve doyum noktasını kaybeder:

    311. ḫaber bar birilse eger ademi

    312. iki ḳol dinar ma ol üç ḳol ḳolur

    (Bir söz vardır; eğer bir kimseye iki vadi dolusu dinar verilirse; o muhakkak üç vadi ister.)

    İnsan, bu dünyanın sonsuz olduğu büyüsüne kapılarak maddi âleme kendini feda eder. Maddi varlığına gönül bağlayan kişi, onun kendisine güç kaynağı sağladığını düşünür. Ancak bunların hepsi bir anda yok olabilir, insan sıfırı tüketebilir:

    183. nelük malḳa munça köñül bamaḳıñ

    184. bu mal kelse erte barur baz kiçe

    (Mala bu kadar gönül bağlamak neden? Bu mal, sabah gelirse akşam yine gider.)

    İnsan, bu dünyaya üryan gelmiştir ve yine üryan şekilde gidecektir. Sahip olduklarını yanında götüreceğini düşünen kişi, yanlışlar denizinde yüzmektedir. Devrinin en varlıklısı olan Kanuni; “Ben ölünce bir elimi tabutumun dışına atın. İnsanlar görsünler ki padişah olan Kanuni bile bu dünyadan eli boş gitmiştir.” sözlerini sarf etmiştir:

    287. tawar asġı ne ol barur sen yalıñ

    288. ḳalur munda kiḍin seped sanduḳuñ

    (Malın faydası nedir ki? Kendin çıplak gidersin; sepet ve sandığın burada geride kalır.)

    Yaşadığımız dünya ebedî değildir, sonsuza dek varlığını sürdürmeyi düşleyen insan gaflet uykusunda uyumaktadır. Fakat zaman su gibi akıp geçmektedir ve insan her gün ömrünün son demini yaşarcasına özenli şekilde davranmalıdır:

    193. beḳasız erür bu ajun leẕẕeti

    194. keçer yil keçer teg meze müddeti

    (Bu dünya lezzeti bâkî değildir; zevk müddeti yel geçer gibi geçer.)

    Doğru yolu kendisine rehber kılmalı ve iyilikle hareket etmelidir. Çevresine kötülük besleyen insan, tehlikeli yollara sapmış ve mümkün olan tüm hayırlı kapıları kendisine kapatmıştır:

    375. aya eḍgü umġan isizlik ḳılıp

    376. tiken eḍlegen er üzüm biçmez ol

    (Ey kötülük yapıp iyilik uman kimse, diken eken üzüm biçmez.)

    Üzerimizdeki ahlak ve doğruluk kıyafetini çıkardığımız anda dünya, sayısız felaket ve üzüntüye sahne olmaktadır. Bu kıyafeti layıkıyla giyip taşıdığımızda ise güzellikler artacak, nâhoşluklar azalacaktır:

    217. bu ajun ma körmekke körklüg taşı

    218. velikin içinde tümen na-ḫoşı

    (Bu dünyanın da dıştan görünüşü güzeldir; fakat içinde binlerce nâhoşluk vardır.)

    Yaşanan sıkıntılı durumlardan kendimizi sorumlu tutmak, dünyayı eski güzel günlerine kavuşturmak bizim elimizdedir. Mesuliyeti kendimizde görmemek, tüm elim vakaları bir tokat gibi yüzümüze çarpacaktır. Dünyada kötülükler çoğaldıysa ve bu durumdan hoşnut değilsek müşkülü kendimizde aramalıyız:

    395. sen artaḳ sen anın ajun artadı

    396. nelük bu ajunḳa ḳılur sen gile

    (Sen kendin bozuksun, onun için dünya bozuldu; niçin bu dünyadan şikayet ediyorsun?)

    İnsan olmanın özünü iyice kavradığımız, kasvetten ziyade güneşli günlere uyandığımız, farkındalık bilincimizi yükseltip iyilikleri çoğalttığımız; yönümüzü doğruluk ve güzelliklere çevirdiğimiz temiz bir dünyada yaşamak dileğiyle…

    Beste Gülen

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.